11.10.2008 | Nabi Yağcı | Yorum

Bu günlerde ülkemizde iki kriz dışında başka şey düşünme şansımız pek az. Krizlerden biri bilindiği gibi ülkemizi de etkilemeye başlayan dünya finansal krizi; öteki ise PKK krizidir. Her ikisi de demokrasi krizini tetikleme potansiyeli taşıyor. İkisinin birbiriyle sarmaşması ise zincirleme reaksiyon yaratarak ülkeyi bilinmez karanlıklara çekebilir. İkincisini yani PKK krizini birincisinden soyutlayarak düşünmek büyük hata olur. Bugün "Terörü önlemek için tampon bölge gerekir" diyenlerin yarın parmaklarıyla Kerkük petrollerini işaret etmelerine kendi adıma hiç şaşırmam. Eğer dünya ekonomik krizi şaka değilse bu olasılık da şaka değildir. Bu nedenle gelmekte olan veya içine girdiğimiz dünya ekonomik krizi üstüne hazır daha zamanımız varken -varsa eğer- daha çok kafa yormak faydadan öte değildir.

 
Tarih tekerrür edebilir
Aynı suya iki kere girilemeyeceği kesinkes doğrudur ama girdiğiniz ırmak aynı olabilir, Fırat gibi. Eğer geçmişten ders alınmazsa öz değişmiş olsa da eski biçim, eski form hükmünü icra edebilir, tarih tekerrür edebilir. Bu nedenle kendi adıma bugünü anlamak için dünü anlamaya daha çok gayret ediyorum. Örneğin "1929 krizi neydi" diye soruyorum. Fakat bugünün yeni bilgileri ışığında dünün, o gün görülemeyen gölgeli yanlarını da görmeye çalışarak. Bu nedenle sorumu tamamlayıp "1929 krizi ‘gerçekte' neydi" diye soruyorum.
"29 Büyük Bunalımı"nın öncesi, bunalımı yaratan etmenlerin doğasını kavrayabilmek açısından çok önemli. Elbette bunalım öncesi tarihin en büyük olayı 1914'te başlayan I. Dünya Savaşı'dır. Savaş her ülkeyi kendi öz savunma güçlerini seferber etmeye itti, her ülkeyi bütün maddi ve insan potansiyelleriyle savaş makinesini güçlendirmeye yöneltti. Silah sanayileri müthiş bir gelişme gösterdi. Liberalist ekonomik ve siyasi politikalar yerini ulusalcı korunmacılığa bıraktı. Savaş sonrasında Almanya yenilmediği halde müttefikleri yenildiği için Versailles Barış Antlaşması'yla yenilmiş kabul edildi ve ağır bir savaş tazminatı ödemeye mahkûm oldu. Savaştan kazançlı çıkan tek ülke ABD olmuştu. ABD ekonomisi savaş ekonomisi sayesinde üretim kapasitesi ve teknolojik olarak sıçrama yaptı.                              
 
Nihilizm ve Amerikan rüyası
Savaşın tüm dünyada yol açtığı yıkım öylesine ağırdı ki, halklar için savaş öncesine dönmek bir altın çağa dönüş gibiydi. Barış isteği çok güçlendi. Özellikle edebiyat alanında barışçı yazarlar akımı doğdu. Savaşın bitmesi ve barış özlemi savaş ekonomisinin getirdiği, katı merkeziyetçi ekonomik ve siyasi yapılanmalara karşı tepkiler doğurdu. Savaş ekonomisinden barış ekonomisine sancılı bir dönüş başladı. Savaş sonrasında liberalizm yeniden güç kazandı. İmparatorluklar çözülmeye, yerlerini anayasal monarşiler almaya başladı. İşçi hareketleri, sendikalar ve sol güçlendi. Fakat bu demokratik ruh Avrupa'nın her köşesinde aynı gelişmedi.
Almanya o dönemin en demokratik sayılan anayasasını, Weimar Anayasası'nı kabul etti, aynı zamanda Almanya Federal Cumhuriyeti doğdu. Ancak savaş sonrası Alman halkının ruh hali ve uygulanan ekonomik model (korumacılık) bu liberal siyasetin uzun ömürlü olmasını engelledi. Sağ ve milliyetçi güçler liberallere ve sola karşı büyük bir kampanya başlattılar. İlerleme, demokrasi, kişisel özgürlük hakları düşman görülmeye başlandı. Alman toplumunda geleceğe karşı müthiş güvensizlik psikolojisi egemendi. Savaşta cepheden bitkin ve perişan dönen ama evlerini de yanmış, yıkılmış, perişan bulan yorgun insanların geleceğe dair umutları da yok oldu. Savaş sonrasında Avrupa nihilist bir ara dönem içine girmişti.
ABD'de ise toplumsal ruh hali çok farklıydı. ABD kazanan taraftı. Etkileri günümüze dek gelecek olan "Amerikan yaşam tarzı" yeni bir kültür olarak inşa edilmeye başlandı. Amerika çılgın bir tüketim toplumu yolunda her tür maddi ve moral hazırlık içindeydi. Kitlesel üretim ve kitlesel tüketim Amerikan pembe rüyasını durmadan besliyordu. Bu kitlesel üretim-tüketim ekonomisi kendi borsasını, reklam ve basın sektörünü de yaratmıştı. Büyük bunalım öncesinde Avrupa'da, karamsarlık, nihilizm, ABD'de ise pembe yaşam rüyaları toplumların farklı sosyal/psikolojik ruh hallerini belirliyordu.
1929 Büyük Bunalımı öncesinde ABD, dünyanın toplam sanayi çıktısının yüzde 42'sini üreten dev bir sanayi kapitalizmi yaratmıştı. Fakat hızla büyüyen kitlesel üretim gerçek ücretleri düşürmeye, yeni üretim teknolojileri (örneğin Taylorizm) işsizlik doğurmaya başlamış, talep düşüşüyle iç pazarda daralma başgöstermişti. Yani devresel kriz ağlarını örüyordu. Ekonomide denge bozuluyordu. Devlet ve bankalar devreye girdi; piyasalara müdahale etti ve halkın konut başta olmak üzere araba ve diğer dayanıklı tüketim malları alabilmesi için geniş çaplı krediler vermeye başladı. Banka kredileri yeni yatırımcılar için de sermaye veya sermaye artırımı işlevi görüyordu. Böylece üretim-tüketim, arz-talep dengesi sağlandı ya da öyle sanılmaktaydı. Gerçekte ise denetimsiz bankacılık, kredi mekanizması tüketicilerde sonsuz cennet hayalini körükleyerek spekülatif talep ve spekülatif piyasa yaratmıştı. Bugünkü deyimle balon çift taraflı üflemeyle şişmeye başlamıştı.
 
Kasırgalar da kriz yaratabilir
O tarihlerde üzerinde çok konuşulmuş olan bir Florida vakası vardır. Olay şöyle: ABD'de Florida bölgesi iklim koşuları ve ulaşım açısından artıları çok olan bir coğrafi bölgeydi. Florida'ya gayrimenkul yatırımları bu nedenle çok kârlı gözüküyordu, burası Amerikan rüyasını besleyen bir tatil cenneti yapılabilirdi. Gayrimenkul alım-satımı hızlandı, gelecekte kâr getirir düşüncesiyle toprağa paralar yatırıldı, bol krediler açıldı ve konut inşaatı furyası başladı. Spekülatif finans hareketi (zehirli kâğıtlar) hızlandı, büyüdükçe büyüdü.
Ne var ki, ufacık bir ayrıntı unutulmuştu: Doğa! 1928 yılı 18 Eylülü'nde bir büyük tropik kasırga patladı ve Florida sahillerini vurdu. Dalgalar içlere kadar girdi, binlerce evi yıktı, topraklar sular altında kaldı. Florida'da cennet hayali bir günde bitivermişti. Herkes elindeki evi, diğer gayrimenkulleri, toprağı satmak için yarışa girdi. Fakat değerlerinin kat kat altında bile satılamadı. Balon patladı böylece. Ardından "1929 Kara Perşembesi" geldi. New York Borsası çöktü, 4 binden fazla banka ve dev şirket iflas etti. İşsizlik patladı. Yine serbest rekabetçi, liberal politikalar suçlu ilan edildi, devletçi politikalar devreye sokuldu. Kapitalizm kurtarılmalıydı. Kurtarıldı da ama yeni bir devresel krize kadar ve kurtarma biçimiyle gelecek kriz için tohumlar atarak.
Florida vakası ile günümüzdeki finansal krizi patlatan vakanın aynı olması (mortgage) bana çok ilginç geldi, size de öyle geldi mi bilmem. İlkin, iki olaya baktığımızda ABD'nin geçmişten hiç ders çıkarmadığını görüyoruz. Ev çılgınlığı bugün de hem Amerikan halkının hem tüm dünyanın yani bizlerin evini başına yıkıyor. Krizi doğuran neden konut meselesi değil kuşkusuz, konut krizi, zaten büyümekte olan ekonomik krizin bu piyasada baloncuk yapmasıdır. Baloncuğu, Florida vakasında olduğu gibi bir doğa olayı da patlatabilirdi veya 2008 krizinde olduğu gibi bir bilgisayar da. Ama her iki olayda da baloncuğa neden olan şeyin spekülatif finansal faaliyetler olduğu aşikâr, yani reel karşılığı olmayan arz ve yine reel karşılığı olmayan spekülatif talepler (Amerikan rüyası veya obezite) ve bunun üstüne oturan spekülatif finans sektörü.
Öyleyse spekülasyon denen vakayı başlıbaşına mercek altına almak gerekiyor. Bunu yaparken piyasa spekülatörlerinin yanı sıra en büyük spekülatörün devlet olduğunu da unutmamak iyi olur. Kalpazanlar mı daha büyük spekülatörlerdir, yoksa para basan devlet mi? Ya da dış borçlanmaya dayalı ordu besleyen devletler mi? Tarih tekerrür etmesin istiyorsak bu soruları yeni baştan düşünmeliyiz. Özellikle demokrasilerimizin geleceği açısından. Amin!
http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?YZR_KOD=89&HBR_KOD=107998


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır