10 yılda 10 kattan fazla büyüyen Türkiye'deki bilgisayar satışları, 2005 yılında 1 milyon 604 bine ulaştı. Bu bilişim devlerinin ilgisini çekti. Gates yatırım değil, pazarlama çalışmaları için 2 yıl içinde 2 kez Türkiye'ye geldi.

Türkiye bilgisayar satışlarındaki artış hızıyla AB ülkeleri arasında açık ara 1 numaralı pazar oldu. IDC Türkiye tarafından yapılan araştırmaya göre geçtiğimiz yıl dizüstü bilgisayar satışları 221 binden 570 bine ulaşarak dünyada çok az rastlanacak bir rekora imza attı. Toplam bilgisayar satışları da yüzde 69 artışla 1 milyon 604 bine çıktı. 10 yıl önce toplam kişisel bilgisayar (PC) satışı sadece 148 bin adetti. IDC'nin tahmini 2008 yılında toplam bilgi teknolojisi pazarının 5 milyar dolara yaklaşacağı yönünde. İşte bu rakamlar bilişim devlerinin de dikkatini çekiyor. Dünyanın en zengin iş adamı Bill Gates son iki yıl içinde biri tatil diğerleri pazarlama amaçlı olmak üzere 3 defa Türkiye'ye geldi. Başbakan Erdoğan ile de görüştü. İşlemci devi Intel CEO'su Craig Barrett da pazarlama çalışmaları doğrultusunda Türkiye'ye sıkça uğramaya başladı. Dünya medyasında büyük ilgi gören şirketin devleri her ziyareti pazarlama aktivitesine çeviriyor. Ancak bilişim şirketlerinin pazarlama çalışmalarını kalıcı yatırıma dönüştürecek politikalar henüz görünmüyor.

KUR YARDIM ETTİ
Kurdaki değişime duyarlı olan donanım satışları, Türk Lirası'nın değerli olması yüzünden rekor kırdı. Dizüstü bilgisayar satışları 2002 yılında 68 bin adetken, 2005 yılında yaklaşık 10 kat artarak 570 bine ulaştı. Bu büyük artışta kurun büyük önemi var. Rakamlar büyümesine rağmen sadece bilgi teknolojisi sektörü al-sat ilişkisine dayalı sığ bir pazar olmaya devam ediyor. Yerli yazılım ve servis pazarı yeterince büyümüyor. Türkiye'deki büyüme çok çarpıcı olsa da adet ve gelir olarak bakıldığında Avrupa ülkelerinin çok gerisinde.

DİZÜSTÜ PC PATLADI
IDC raporlarında kamu yatırımlarının bilişim sektöründeki payı yüzde 11 dolayında. Ancak devlet yatırımları ve eğitim politikası büyümeye yön veren en önemli kaldıraç olarak kabul ediliyor. Devletin düzenlediği ihaleler ve özellikle Milli Eğitim Bakanlığı yatırımları bilişim firmalarının tümünü yakından ilgilendiriyor. Geçtiğimiz yıl düzenlenen öğretmenlere dizüstü bilgisayar kampanyası kullanıcıları öğretmenler olmasa da 100 bine yakın dizüstü bilgisayar satılmasını sağladı. Bu bilgisayarların hepsi Microsoft Windows işletim sistemi yazılımı ve Intel işlemcilerden oluşuyor. Sadece bu tür kampanyalar bile bilişim devlerinin ilgisini Türkiye'ye topluyor.

www.sabah.com.tr/2006/04/07/eko101.html 

Geçtiğimiz yıl inşaat sektörü 19.7 büyüme oranıyla rekor kırarken, satılan konut sayısı 1.3 milyon, yapı ruhsatı alan konut sayısı 511 bin oldu. Yapı ruhsatı alan daire sayısı bir önceki yıla göre yüzde 55 arttı

Türkiye genelinde 1 milyon 362 bin gayrimenkulün satıldığı 2005'te yapı ruhsatı verilen bina sayısı 106 bin 664, daire sayısı ise 511 bin 236 oldu. Yani satılan konutların yaklaşık üçte biri kadar da yeni konutun inşaatına başlandı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)'in açıkladığı 2005'in yapı izin istatistiklerine göre 2005 yılında 2004'e göre yapı ruhsatı verilen bina sayısında yüzde 41.3, değerinde yüzde 56.9, daire sayısında ise yüzde 54.7 oranında artış oldu. Aynı yıl yapı kullanım izni alan, yani inşaatı tamamlanıp oturulabilir hale gelen konut sayısı ise 61 bin olarak gerçekleşti.

FİYATLAR ARTTI
Deprem ve ekonomik krizle birlikte uzun süren bir durgunluk yaşayan gayrimenkul sektöründe 2004 yılında başlayan canlılık, 2005'te tam bir patlamaya dönüştü. Özellikle İstanbul'da yeni konut projelerinin arzındaki artışla gözlenen bu canlılığı geçtiğimiz ay Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, dün de TÜİK'in verileri ortaya koydu. Gayrimenkuldeki canlılık, fiyatlara da yansıdı. Bu dönemde gayrimenkule ödenen paradaki oransal artış, satılan emlaktaki artışın üzerine çıktı. 2005'te gayrimenkule yatırılan para yüzde 36,1 oranında artarken satılan gayrimenkul sayısındaki artış yüzde 12 oldu.

İPOTEKLİ KONUT
Geçtiğimiz yıl konut talebinde yaşanan artışı, konut kredi faizlerindeki düşüş de ateşledi. 2005'te ipotekli konut sayısı 2003'e göre 13.7, 2004'e göre de 3.4 artarak 196 bin 523'e ulaştı. 2005'te konut ipoteği değeri de 21 milyar 435 milyon YTL olarak belirlendi.


Yapı kullanım izinleri yüzde 49 arttı


Geçtiğimiz yıl inşaat sektörü 19.7 büyüme oranıyla rekor kırarken, satılan konut sayısı 1.3 milyon, yapı ruhsatı alan konut sayısı 511 bin oldu. Yapı ruhsatı alan daire sayısı bir önceki yıla göre yüzde 55 arttı

İNŞAATIN tamamlanmasından sonra iskan izni alma dönemine ilişkin verilere bakıldığında da benzer artışlar gözlendi. Buna göre geçtiğimiz yıl yapı kullanma izin belgesi verilen bina sayısında bir önceki yıla göre yüzde 49.8 artış oldu. Daire sayısındaki artış da yüzde 45.9 oranında gerçekleşti. 2005'te 61 bin 91 binaya "oturulabilir" izni verildi.

Taşıyıcı sistemde betonarme önde


Geçtiğimiz yıl inşaat sektörü 19.7 büyüme oranıyla rekor kırarken, satılan konut sayısı 1.3 milyon, yapı ruhsatı alan konut sayısı 511 bin oldu. Yapı ruhsatı alan daire sayısı bir önceki yıla göre yüzde 55 arttı

2005'TE yapı ruhsatı alan toplam 106 bin 664 binanın taşıyıcı sistem tercihlerine göre yapılan sınıflandırmada da betonarme açık ara öne geçti. 99 bin binada 'iskelet-betonarme' sistemi kullanılırken 'yığma-tuğla' taşıyıcı sistemli bina sayısı 6 binde kaldı. Yapı ruhsatı alan binaların özelliklerine bakıldığında en yüksek oranı 60 bin ile iki ve daha fazla daireli ikamet amaçlı binalar oluşturdu. Bunu 32 bin ile tek daireli ikamet amaçlı binalar izlerken, 5 bin ile toptan ve perakende ticaret binaları üçüncü sırada yer aldı.

106 bin binanın 95 bini özel sektörde


Geçtiğimiz yıl inşaat sektörü 19.7 büyüme oranıyla rekor kırarken, satılan konut sayısı 1.3 milyon, yapı ruhsatı alan konut sayısı 511 bin oldu. Yapı ruhsatı alan daire sayısı bir önceki yıla göre yüzde 55 arttı

YAPI ruhsatlarının 2005 verilerine göre yapı sahipliğinde 106 bin binanın 95 bin 456'sının özel sektör tarafından yapıldığı belirlendi. Özel sektörün yapımını üstlendiği bina sayısı 2003'te 42 bin, 2004'te 67 bin olmuştu. Kamunun inşaatları ise 2003'te 2 bin 257 iken 2003'te 2 bin 110, 2005'te 4 bin 450 oldu. Bir dönem inşaat sektörünün baş oyuncularından yapı kooperatiflerinin yaptığı bina sayısı ise 6 bin 758 oldu. Yapı kooferatifleri 2004'te 5 bin 793, 2003'te ise 4 bin 900 bina yapmıştı.

www.sabah.com.tr/2006/04/07/eko105.html

Bakan Şener; Denizbank, Şekerbank, Alternatifbank, Tekfenbank, Oyakbank ve Akbank'ın yabancılarla görüştüğünü, sistemde yabancı payının yüzde 30-35'e çıkabileceğini söyledi

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, yabancı sermayeninTürk bankalarına ilgisinin devam ettiğini ve çok sayıda bankanın görüşme yaptığını belirterek, bu görüşmelerin potansiyeli dikkate alındığında sektördeki yabancı payının yüzde 30-35'e yükselebileceğini söyledi. Şener, bankacılık sektöründe yabancı payının Eylül 2005 sonu itibariyle, İMKB'de işlem gören hisselerdeki yabancı alımları hariç yüzde 12.5, İMKB dahil yüzde 26.3 olduğunu, son olarak Finansbank'ın yüzde 46'sı ve 100 kurucu hissesinin Yunan National Bank'a 2.8 milyar dolara satılması kararıyla da İMKB hariç yabancı payının yüzde 14.4'e çıktığını belirtti. Şener, "Rabobank'ın, Şekerbank olayına rağmen Türkiye'ye ilgisi devam ediyor. Yunan sermayesinin ilk kez bankacılık sektörüne girmesi, Türkiye'yi güvenilir bir ülke olarak gördüğünü ifade ediyor. Türkiye artık dünyada dostluklarını ve işbirliği  yaptığı ülkeleri genişletmeyi ana strateji olarak görmektedir. Başta yakın komşularımız olmak üzere dünyaya, dostluklarımızı ve işbirliğimizi geliştirerek açılmayı hedefliyoruz. Yabancı sermaye girişini bu açıdan önemsiyoruz" diye konuştu.

SERMAYE GİRİŞİ SÜRECEK
Halen görüşme yapan bankalar arasında Denizbank, Alternatifbank, Tekfenbank, Oyakbank ve Akbank'ın yer aldığını belirten Şener, "İMKB hariç gündemde olan görüşmelerin potansiyeli dikkate alındığında, sektörde yabancı sermaye payı yüzde 30-35'e çıkabilir. Bunların bir kısmı olmayabilir, ama öngörülmedik başka sermaye girişi de olabilir. En azından çok sayıda bankayla yabancı sermayenin görüşmeler yapıyor olması, Türkiye'ye yönelik yabancı banka talebinin yoğun olduğunu gösteriyor" dedi.

 


 



Yayın Tarihi: 08-04-2006
Link:  http://www.sabah.com.tr/2006/04/08/eko108.html


 

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) bugün açıklayacağı mart ayına ilişkin enflasyon rakamı, Merkez Bankası'nın (MB) yılbaşında duyurduğu enflasyon hedeflemesi açısından da ilk test noktasını oluşturacak. MB, yıl sonu için belirlediği yüzde 5'lik nihai hedefe ulaşmak için, 3'er aylık dönemler halinde (mart-haziran-eylül) bir "enflasyon patikası" tespit etmişti. Bu patikaya göre, mart ayındaki tüketici fiyatları enflasyonunun (TÜFE) yıllık yüzde 7.4 düzeyinde gerçekleşmesi gerekiyor. Şubat ayındaki yıllık enflasyon rakamı yüzde 8.15 olarak gerçekleşmişti. Bu durumda yüzde 7.4'lük rakamı yakalayabilmek için, mart ayı fiyat endeksinin düşüş yönünde olması gerekiyor.

MB'nin enflasyon hedeflemesi politikasına göre patika çizgisinin, daha sonraki aylarda da aşağı yönlü hareket ederek Haziran'da yüzde 6.5, Eylül'de ise yüzde 5.8 olacağı tahmin ediliyor. Aralık ayında ise hedef rakam olan yüzde 5'e düşülmesi planlanıyor, MB bu rakamları, baz etkisi ve mevsimsellik gibi unsurları dikkate alarak belirlemişti.  MB, bu hedeflerden sapmanın sınırlarını belirlemek için, yüzde 5'lik yıl sonu hedefi ile uyumlu artı-eksi 1'er puanlık "iç bant", artı-eksi 2'şer puanlık da "dış bant" ilan etmişti.

Yani bugün mart ayı enflasyonunun (artış ve azalış yönündeki 1 puanlık iç banda göre) yüzde 8.4 veya yüzde 6.4 olarak gerçekleşmesi halinde, gözden geçirmelerde (3. Gözden Geçirme) IMF teknik elemanları ile görüşme söz konusu olacak. Ayrıca MB, sapmanın nedenlerini de  Nisan sonunda yayımlayacağı enflasyon raporunda kamuoyuna açıklayacak.

 

Sapma olursa IMF ile görüşülecek

Artış ve azalış yönündeki 2 puanlık dış banda göre ise ortaya çıkan durum, IMF ile program şartının ihlali olarak değerlendirilecek ve alınması gereken yeni önlemler üzerinde durularak bunlar açıklanacak. MB, hedefle uyumlu patikanın 2 puan altında veya üzerinde olunması durumunda ayrı bir metin hazırlayarak, bunun nedenlerini ve alınması gereken önlemleri kamuoyuna açıklayacak ve hükümete de yazılı olarak bildirecek. MB Eski Başkanı Süreyya Serdengeçti, enflasyon hedeflemesi uygulamasına ilişkin ayrıntıları açıkladığı basın toplantısında belirsizlik aralığı olarak tespit ettiği

bantlar hakkında şunları söylemişti. 

"Nokta hedefin tutturulması olasılığı hemen hemen sıfırdır. Hedeften ondalık hatta yüzdelik sapmalarda bile hesap verme gündeme gelecek midir? Sapma düzeyinin belirlenmesi, bizatihi bir belirsizlik aralığının ifade edilmesi anlamına gelmektedir. Bu aralık, hiçbir şekilde enflasyon hedefi aralığı değildir. Bunlar sadece aşırı sapma eşikleri için göstergedir."

2006 enflasyon patikası      
         
  2006/1 2006/2 2006/3 2006/4
Dış bant (+) 9,4 8,5 7,8 7
İç bant (+) 8,4 7,5 6,8 6
Hedefle tutarlı patika 7,4 6,5 5,8 5
İç bant (-) 6,4 5,5 4,8 4
Dış bant (-) 5,4 4,5 3,8 3


 
 

Cahit Uyanık

http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=38725&KOS_KOD=11


Aylık geliri 127 YTL'nin altında olanlara verilen yeşil kart sayısı 12 milyonu aştı. Bazı illerde nüfusun yüzde 50'sinden fazlası yeşil kartlı

BÜLENT SARIOĞLU Ankara

Hiçbir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmayıp aylık geliri 127 YTL'nin altında olanlara verilen yeşil kartın sayısı, bazı illerde nüfusun yüzde 50'sini aştı. Yeşil kart sahiplerinin hastanelerde "itilmiş insan" yaklaşımı gördüğünü savunan CHP Malatya Milletvekili Mevlüt Aslanoğlu, "Başbakan beyaz - zenci ayrımını görmek istiyorsa hastanelere gitsin yeter" dedi.
Yeşil kart sahiplerinin sayısı 12 milyonu aşarken, Anadolu'da nüfusunun yarısı yeşil kartlılarla dolu kentler oluştu.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 528 bin nüfuslu Ağrı'da 289 bin kişi, 253 bin nüfuslu Bingöl'de 151 bin kişi, 388 bin nüfuslu Bitlis'te 150 bin kişi, 1 milyon 362 bin nüfuslu Diyarbakır'da 549 bin kişi, 236 bin nüfuslu Hakkâri'de 135 bin kişi, 263 bin nüfuslu Siirt'te 133 bin kişi, 877 bin nüfuslu Van'da 491 bin kişi yeşil kart taşıyor.

TBMM gündeminde
Son rakamları TBMM gündemine getiren Aslanoğlu, "Geliri 128 YTL olana bu kart verilmiyor. 18 milyon kişi başvurmuş, 12 milyon kişininki karşılanmış" diye konuştu.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu da, 2005'te üç sosyal güvenlik kuruluşundaki açığın 22.5 milyar YTL olduğunu belirterek, "Bunun yoksulluğu giderme konusunda kullanılmadığını görüyoruz. 22.5 milyar YTL'den yoksulluk sınırındaki vatandaşlarımıza tek kuruş gitmemekte. Alınan para ancak sistem içinde bulunan görece geliri daha yüksek vatandaşlarımıza gitmekte" demişti. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yapılan yoksulluk araştırmasına göre, 19.5 milyon kişi yoksulluk, 894 bin kişi açlık sınırı altında yaşıyor. http://www.milliyet.com.tr/2006/03/25/ekonomi/eko02.html

Merkez Bankası eski başkanlarından Yaman Törüner, Gazi Erçel ve Zekeriya Yıldırım, Türk Lirası'nın aşırı değerlendiğini ve bir döviz krizine neden olmaması için de müdahalenin gerektiğinin altını çizdiler 

 

Türk Lirası'ndaki aşırı değerlenme nedeniyle zaman zaman hükümetle karşı karşıya gelen ihracatçılara eski Merkez Bankası başkanlarından destek geldi. Paranın eski patronları, döviz krizi yaşanmaması için müdahale edilmesi gerektiğini vurguladılar. Uluslararası Para Fonu (IMF) ile 1999 yılında yapılan stand-by anlaşması uyarınca geçilen sabit döviz kuru sistemi 2001 yılında yaşanan krizle son buldu. Türkiye 22 Şubat 2001 tarihinde sistemin iflas etmesi sonucunda dalgalı kur politikasına geçti. Kriz dönemi ve sonrasında beklentileri karşılayan dalgalı kur sistemi, özellikle Avrupa Birliği'ne (AB) ilişkin olumlu beklentiler ve ekonomideki düzelmeye bağlı olarak Türkiye'ye döviz girişinin artmasıyla işlemez duruma geldi. Birçok etkenin yanı sıra Türk Lirası'nın aşırı değerli olmasının da bir sonucu olarak cari işlemler açığı rekor düzeylere çıkarken, başta tekstil olmak üzere Türk ihracatçıları rekabet gücünü önemli oranda yitirdiler. Öyle ki gelinen noktada Türkiye, sabit döviz kuru sisteminin uygulandığı dönemlerin sorunlarını tartışır hale geldi. Türk Lirası'ndaki aşırı değerlenme bugün de uygulanan programın mimarı olan Kemal Derviş'in dahi önlem alınması uyarısı yapmasına neden oldu. Türkiye'de kur lobisi olduğunu öne süren ve "Bunlar aslında kendi verimsizliklerinin faturasını topluma ödeterek kâr sağlamaya çalışan bir kesim" tanımlaması yapan Koç Holding Finansman Grubu Başkanı ve Merkez Bankası Eski Başkanı Rüşdü Saraçoğlu'na başta tekstilciler olmak üzere ihracatçılardan sert tepki geldi. Bir dönem kendisiyle aynı işi yapan Merkez Bankası eski başkanları da Saraçoğlu ile aynı görüşte değil. Merkez Bankası eski başkanlarından Yaman Törüner, Gazi Erçel ve Zekeriya Yıldırım, yöntem konusunda birbirinden ayrılsalar da Türk Lirası'nın aşırı değerlendiğini ve bir döviz krizine neden olmaması için de müdahalenin gerektiğinin altını çizdiler.

 

Faiz 3 puanlık indirim denge sağlar

Dalgalı kurun Merkez Bankası'nın hiç müdahale etmediği bir sistem olmadığını belirten Merkez Bankası Eski Başkanı Yaman Törüner, son müdahalede 5 milyar dolar alınmasının bunu net olarak gösterdiğini söyledi. Törüner, Merkez Bankası'nın döviz alımlarını artırarak veya faizleri aşamalı olarak toplamda 3 puan düşürerek YTL'nin değerlenmesinin önüne geçebileceğini savundu. Törüner, "YTL'nin değer kazanmasını önlemenin etkili yolu faizin yavaş yavaş düşürülmesinden geçer. Merkez Bankası faizleri tedrici olarak her ay çeyrek veya yarım puan şeklinde toplam 3 puan düşürmeli O zaman döviz yükselmeye başlar. Faizler biraz düşürüldüğünde Merkez Bankası'nın yeterli dövizi de olduğu için bu iş dengelenebilir. Özellikle ihracatçılar, sanayici, üreticiler için böyle bir operasyonun yapılması gerektiğini düşünüyorum" açıklamasında bulundu.

 

Yönlendirilen dalgalı kur politikası

Faizin sadece kuru hedefleyen bir enstrüman olmadığını belirten Merkez Bankası Eski Başkanı Gazi Erçel ise, "Finans çevreleri her düşüşten kâr elde ettiği için, sanayici de kredi kullandığı için faizlerin düşmesini istiyor. Ancak bu durumda iç tasarrufların azalmasını ve dışardan tasarruf sağlanması ihtiyacını doğurur. Bu durum da cari işlemler açığını artırabilir. Dolayısıyla ince nüansın yakalanıp faizin buna göre tespit edilmesi gerekir" dedi. Dalgalı kurun tam ve yönetilen dalgalı olmak üzere iki şeklinin olduğuna dikkat çeken Erçel, Türkiye'nin yönetilen dalgalı kur politikasını tercih etmesi gerektiğini ileri sürdü. Bütün ülkelerin enflasyonun yanı sıra üretime zarar vermemesi için döviz kurunu yönlendirdiğini belirten Erçel, "Türkiye'de tam serbest döviz kuru sistemi benimsendi. Ancak 2005 yılında Merkez Bankası rezerv biriktirmek için bir miktar yönlendirmeye doğru kaymaya başladı. Gerekçe rezerv biriktirme olunca piyasalar bunu müdahale olarak adlandırmadı. Ayrıca cari açığın çok üzerinde bir döviz girişinin olmasının da etkisiyle Merkez Bankası müdahaleleri yeterli olmadı" diye konuştu. Böyle bir ortamda yönlendirmenin çeşitlendirilmesi gerektiğini savunan Erçel, bunun için hükümetin niyetini açık bir şekilde belli etmesi gereğine işaret etti. Erçel, örneğin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan'ın "benim döviz kuru rejimim şöyledir" şeklinde yönlendirme içeren bir demeç vermesinin bile piyasalara mesaj vereceğini ve piyasaların ona göre hareket eder hale gelebileceğinin altını çizdi.

 

Merkez Bankası müdahalelerde daha serbest olmalı

Sadece kura odaklanmanın doğru olmadığını savunan Merkez Bankası Eski Başkanı Zekeriya Yıldırım ise "Cari açığı sadece kur değil diğer nedenleri de ele alarak tartışmak lazım. Tek başına kuru bir neden olarak görüp onun üzerine odaklanmamak lazım. Bunun içinde istihdam üzerindeki vergiler, enerji maliyetlerinin yüksekliği ve yapısal önlemler var" dedi. Kur politikası konusunda hükümetle Merkez Bankası işbirliğinin şart olduğunu belirten Yıldırım, Merkez Bankası'nın müdahalede daha serbest olması gerektiğini söyledi. Yıldırım, "Enflasyon hedeflemesine zarar vermediği ölçüde, hükümetle işbirliği altında yükün tamamı Merkez Bankası'na bırakılmamak kaydıyla cari açığın yükselmesine engel olacak dozda kura müdahaleler yapılabilir" diye konuştu. Yıldırım, faizlerin indirilmesine yönelik tartışmaların ise bu dönemde bir şey ifade etmeyeceğini, Merkez Bankası yönetiminin netleşmesi sonrasında yapılmasının daha anlamlı olacağını savundu.

Yıldırım, kriz ve sonrasında görevini iyi yapan dalgalı kurun krizden çıktıktan sonra ekonomi iyileştikçe, piyasalardaki iyimserlik payı arttıkça sanki sabit kur rejimi varmışçasına bir uygulama göstermeye, böyle bir resim çizmeye başladığının altını çizdi. Yıldırım, "Bu da bizi aynen sabit kur rejimindeki sorunları tartışır bir duruma getirdi. Bu tartışmayı bize benzer ekonomisi iyileşen başta Avrupa Birliği'ne katılan ülkeler olmak üzere bir çok ülke yapıyor. Bu noktada kimse sabit kura geçmeyi düşünmüyor. O zaman dalgalı kurun öngörülmeyen olumsuz sonuçlarını telafi edecek bir müdahale vasıtası nasıl oluşturulabilir bunun tartışılması lazım" açıklamasında bulundu.

 

Rüşdü Saraçoğlu: Türkiye'de kur lobisi var. Bunlar aslında kendi verimsizliklerinin faturasını topluma ödeterek kâr sağlamaya çalışan bir kesim.

 

Yaman Törüner: Merkez Bankası faizleri aşamalı olarak toplam 3 puan düşürürse YTL'nin değerlenmesinin önüne geçebilir.

 

Gazi Erçel: Dalgalı kurun tam ve yönetilen dalgalı olmak üzere iki şekli var. Türkiye yönetilen dalgalı kur politikasını tercih etmeli.

 

Zekeriya Yıldırım: Merkez Bankası, enflasyon hedeflemesine zarar vermeyecek bir şekilde müdahalelerinde daha serbest olmalı.

http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=38032&KOS_KOD=4

Türkiye İhracatçılar Meclisi Yürütme Kurulu üyeleri, sorunlarını Başbakan Erdoğan'a anlatacak. İhracatçılar, işçilik maliyetlerinde indirim taleplerinin yanı sıra Merkez Bankası'ndan proaktif politikalar beklediklerini de belirtecek.

 

 

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Yürütme Kurulu üyeleri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la bugün biraraya geliyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Başbakan Erdoğan arasında 28 Şubat'ta yapılan zirveye  çağrılmaması tartışma konusu olan TİM Başkanı Oğuz Satıcı'nın liderlik yapacağı zirvede 22 sektördeki üreticilerin yaşadığı sorunlar anlatılacak. İhracatçılar düşük döviz kuru ile yüksek enerji ve işçilik maliyetleri konusunda çözüm talebinde bulunacak.

Zirveye önceki gün İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) aylık olağan Meclis Toplantısı'nda Başbakan tarafından "beceriksizlikle" suçlanan tekstil ve hazırgiyimcilerinde yer alacağı heyette Başkanvekilleri Süleyman Orakçıoğlu, Mehmet Büyükekşi, Adnan Ersoy Ulubaş ve Eliya Alharal, Muhasip Üye Cihan Kamer, Yönetim Kurulu Üyeleri Gülsüm Azeri, Enver Özsoy, Adnan Dalgakıran, Ali Kahyaoğlu, Ali Nedim Güreli ve TİM Genel Sekreteri Prof. Dr. Emre Alkin yer alacak.

TİM Başkanı Oğuz Satıcı, görüşmede tüm sektörlerdeki üretici ihracatçıların sorunlarına yer vereceklerini belirterek, "Herhangi bir sektör başlığımız yok. Zaten tüm ihracatçıların sorunları ortak. Ancak KDV indirimi gündeme gelirse, bunun sadece belli bir kesime yaradığını, tekstil ve hazır giyime ise ek yük getirdiğini ifade ederiz" diye konuştu.

Tekstil ve hazırgiyim sektörünün özellikle ortalama yüzde 42 ile OECD ülkeleri arasında en yüksek oranda olan istihdam üzerindeki kamu maliyetinin yüzde 20 seviyesine düşürülmesini talep edecek. Sektör temsilcileri enerji ve istihdam üzerindeki vergi ve prim maliyetleri yükünün yıllık 1 milyar dolar olduğunu vergi ve prim maliyetlerinde iki yıllık uygulanacak teşvik sayesinde yıllık 18. 5 milyar dolar olan sektör ihracatının 25 milyar dolara çıkarabileceğini belirtecek.

 

Madenciler rapor sunacak

Başbakan Erdoğan ile görüşecek TİM heyetinde yer alan İstanbul Maden İhracatçıları Başkanı Ali Kahyaoğlu, teşviklerin kendi sektörleri için 81 ile yayılmasını talep edeceklerini söyledi. Kahyaoğlu, şöyle konuştu: “Biz 49 ilde uygulanan teşviklerin tüm illerimiz için uygulanmasını istiyoruz. Görüşmemizde (81 vilayette aynı hakları sağlayın) diyeceğiz. Bunun için bir rapor hazırlıyoruz, çünkü boş gitmek istemiyoruz. Bu teşvikler tüm illerimiz için sağlanırsa ve 2006 yılında Türkiye'de 500 ocak açılırsa 2 milyar dolarlık ihracat hedefimizi ikiye katlarız.Başbakan'dan teşviklerle ilgili talebimiz olacak. Delikanlı kızı seviyor, verene kadar isteyeceğiz.

 

"İplikçiler gibi çıkar peşinde değiliz"

TİM Yürütme Kurulu Üyesi ve İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, Başbakan'ın "beceriksizler" yorumuna ilişkin görüşlerini anlattı. İiplikçiler gibi çıkar peşinde koşmadıklarını anlattığını belirterek bugün yapılacak toplantıda KDV'nin tüm ürünlerde indirilmesini isteyeceklerini söyledi. Şubat ayında yapılan Tekstil Zirvesi'nde Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Aynur Bektaş ile birlikte hazırgiyimci olarak "naylon faturacı, hayali ihracatçı" durumuna düşürüldüklerini de belirten Orakçıoğlu şunları söyledi:

"KDV zirvedeki birkaç talepten biriydi. Zirve öncesi üzerinde anlaştığımız gibi Rifat Hısarcıklıoğlu ortak bir sunum gerçekleştirdi. Ancak Başbakan nezaketen konuklara tek tek söz verince, birden iplik grubu sorunu KDV'ye kilitledi. Sanki biz karşı çıksak, naylon faturacı, hayali ihracatçı olacaktık gibi bir hava yaratıldı. Hazırgiyim sektörünün bu kadar küçük düşürülmezi bizim çok zorumuza gitti" diye konuştu.

 

Tartışmalar yersiz

Orakçıoğlu'nun "iplikçi" olarak hedef aldığı isimlerden biri olan Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu ise KDV indiriminde kayıtdışı ekonomiyi ortadan kaldırmak için ısrarlı olduklarını söyleyerek, "Bunu hep birlikte yaptık. Bu konuda yapılan tartışmalar abesle iştigaldir. Dokuma, terbiye vs. olarak 600 milyon dolar ciro, mamul malı olarak 300 milyon dolar ihracat yapıyorum. Ben niye cırlamıyorum. Bunu Sayın Orakçıoğlu için demiyorum ama bu konuda feryat edenler kayıtdışı çalışanlardır" diye konuştu.

Zorlu, ayrıca iplik ve kumaşın dışında KDV oranı yüzde 18 kalan diğer malzemelerde iadelerin bir ay içinde yapılacağını, Hükümet'in çalışmalarını bu yönde devam ettirdiğini de söyledi. Zorlu, "Nisan ayında bu yasanın çıkmasını bekliyoruz. Şu anda hükümet bunu detaylandırıyor. Dolayısıyla bu konuda sorun da kalmayacak" dedi.

 

Konukoğlu: "Gidenler kayba uğrar"

Öte yandan Başbakan'ın tekstilciye "Biz senin talebini yerine getirdik. Beceriksizlik sende" demesi üzerine Orakçıoğlu'nun "Tek tek veya toplu halde fabrikalarımızı yurtdışına taşırız ama işsizler ne olacak? sözlerine TOBB Tekstil Sektör Kurulu Başkanı Abdülkadir Konukoğlu ise "Dışarda iş yapmak kolay değil" diye konuştu. Kendisinin de bir süre önce Mısır ve Türkmenistan'da araştırmalarda bulunduğunu belirten Konukoğlu, "Birkaç yıl önce Rusya'da işçilik 20 dolar iken bugün 300 dolara çıktı. Siz gittikçe, o ülkenin de işçilikleri yükselecek. Bu yüzden gitmemek en mantıklısı. Kavga etmek yerine, tekstilci, konfeksiyoncu, Hükümet el ele vererek birlikte hareket etmeliyiz" dedi.

 

Madenciler rapor sunacak

Başbakan Erdoğan ile görüşecek TİM heyetinde yer alan İstanbul Maden İhracatçıları Başkanı Ali Kahyaoğlu, teşviklerin kendi sektörleri için 81 ile yayılmasını talep edeceklerini söyledi. Kahyaoğlu, şöyle konuştu: “Biz 49 ilde uygulanan teşviklerin tüm illerimiz için uygulanmasını istiyoruz. Görüşmemizde (81 vilayette aynı hakları sağlayın) diyeceğiz. Bunun için bir rapor hazırlıyoruz, çünkü boş gitmek istemiyoruz. Bu teşvikler tüm illerimiz için sağlanırsa ve 2006 yılında Türkiye'de 500 ocak açılırsa 2 milyar dolarlık ihracat hedefimizi ikiye katlarız.Başbakan'dan teşviklerle ilgili talebimiz olacak. Delikanlı kızı seviyor, verene kadar isteyeceğiz.

  

Tekstil ve hazırgiyimde çözüm önerileri

-İstihdam üzerindeki kamu maliyeti yüzde 42'den yüzde 20 seviyelerine çekilmeli

-Enerji maliyetleri 9.6 cent kw/h'ten 5 cent civarına düşmeli

-Döviz kurunda ihracatçı lehine düzeltme yapılmalı

-Teşvikler iki yıl süre ile uygulanmalı

 

Beceriksiz suçlaması tekstilciyle hazırgiyimciyi birbirine düşürdü

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın önceki gün İstanbul Sanayi Odası Meclis toplantısında "KDV'yi  indir dediniz. Biz senin talebini yerine getirdik. İnsaf. Beceriksizlik sende" sözleri tekstilci ile hazırgiyimciyi birbirine düşürdü.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanvekili ve İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, Erdoğan'a KDV indiriminin sadece iplik ve kumaş üreticilerine yaradığını anlattıklarını söyledi. Kendilerinin iplikçiler gibi çıkar peşinde koşmadıklarını anlatan Orakçıoğlu, şubat ayında yapılan Tekstil Zirvesi'nde Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Aynur Bektaş ile birlikte hazırgiyimci olarak "naylon faturacı, hayali ihracatçı" durumuna düşürüldüklerini belirterek şunları söyledi: "KDV zirvedeki birkaç talepten biriydi. Zirve öncesi üzerinde anlaştığımız gibi Rifat Hısarcıklıoğlu ortak bir sunum gerçekleştirdi. Ancak Başbakan nezaketen konuklara tek tek söz verince, birden iplik grubu sorunu KDV'ye kilitledi. Sanki biz karşı çıksak, naylon faturacı, hayali ihracatçı olacaktık gibi bir hava yaratıldı. Hazırgiyim sektörünün bu kadar küçük düşürülmezi bizim çok zorumuza gitti" diye konuştu.

 

Birlikte yaptık

Orakçıoğlu'nun "iplikçi" olarak hedef aldığı isimlerden biri olan Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu ise KDV indiriminde kayıtdışı ekonomiyi ortadan kaldırmak için ısrarlı olduklarını söyleyerek, "Bugün çatlak ses çıkaran kişiler, tüm toplantılarda bizimle birlikteydi ve kararlar ortak alındı. Bunu hep birlikte yaptık. Bu konuda yapılan tartışmalar abesle iştigaldir. Bunu Sayın Orakçıoğlu için demiyorum ama bu konuda feryad edenler kayıtdışı çalışanlardır" diye konuştu.

Zorlu, ayrıca iplik ve kumaşın dışında KDV oranı yüzde 18 kalan diğer malzemelerde iadelerin bir ay içinde yapılacağını, Hükümet'in çalışmalarını bu yönde devam ettirdiğini de söyledi. Zorlu, "Nisan ayında bu yasanın çıkmasını bekliyoruz. Şu anda hükümet bunu detaylandırıyor. Dolayısıyla bu konuda sorun da kalmayacak" dedi.

Öte yandan Başbakan'ın tekstilciye "Biz senin talebini yerine getirdik. Beceriksizlik sende" demesi üzerine Orakçıoğlu'nun "Tek tek veya toplu halde fabrikalarımızı yurtdışına taşırız ama işsizler ne olacak? sözlerine TOBB Tekstil Sektör Kurulu Başkanı Abdülkadir Konukoğlu ise "KDV'yi birlikte talep ettik. Dağ fare doğurdu dediler. Başbakan IMF ile çelişmeyi bile göze aldı. Kayıtdışına karşı önemli bir adım olan KDV indirimine neden karşı çıkıyorlar anlamıyorum" diye konuştu.

http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=38063

A.A.Merkez Bankası bu yıl, 75. kuruluş yıldönümünü kutlayacak. 19 başkanın görev üstlendiği 75 yılda, Rüştü Saraçoğlu en genç, Ziyaettin Kayla ile en yaşlı Merkez Bankası Başkanı oldular.

Yasası TBMM'den 11 Haziran 1930 tarihinde geçerek yasallaşan Merkez Bankası'nın Ana sözleşmesi, 1 Eylül 1931 tarihinde hükümet tarafından kabul edildi. Söz konusu Ana sözleşme 20 Eylül 1931 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.  3 Ekim 1931'de Ziraat Bankası binasında faaliyete geçen Merkez Bankası günümüzde, Ankara Şubesi olarak kullanılan hizmet binasına 1933 yılında taşındı.

Merkez Bankası'nın 75. kuruluş yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde, sonbahar aylarında dolarizasyon ve bunun getirdiği dalgalı kur korkusu konularını irdeleyecek bir uluslararası konferans planlandı.

Bu arada, bankanın Basın Danışmanı Orsoy Girgiç, Merkez Bankası'nın kuruluşunun 75. yılını kutlama faaliyetlerinin hazırlıkları ile görevlendirildi. Bu nedenle, bankanın kamuoyu ile ilişkilerinin kesintisiz ve sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi amacıyla, bankanın genel politikaları ile ilgili konularda gazeteciler, İletişim Genel Müdür Yardımcısı Aydın Özmen ile temas kuracaklar.

Kuruluşundan 26 Ocak 1970 tarihine kadar genel müdür statüsünde olan banka başkanları, bu tarihten sonra Merkez Bankası Başkanı (guvernör) unvanını aldı.

Merkez Bankası'nın ilk Genel Müdürü/Başkanı Selahattin Çam olurken geçen 75. yıl içinde 19 başkan/guvernör, Banka'nın yönetimini üstlendi.

Merkez Bankası tarihinin en genç başkanı, 39 yaşında göreve gelen Rüşdü Saraçoğlu, en yaşlı başkanı ise 53. yaşında bu göreve gelen Ziyaettin Kayla oldu. Başkanların ortalama görev süresi 3,9 yıl olarak belirlendi.

Merkez Bankası'nın kuruluşundan bu yana görev yapan başkanlar ve görev süreleri şöyle:

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/4139250.asp?gid=52


 

Genel Müdür/Başkan

Görev Süresi
Başlangıç tarihi

Görev Süresi
Bitiş Tarihi

Selahattin Çam

09.06.1931 21.03.1938

Kemal Zaim Sunel

21.03.1938 09.03.1949

Mustafa Sadi Bekter

31.03.1949 04.10.1950

Osman Nuri Göver

13.04.1951 28.05.1953

Mustafa Nail Gidel

20.07.1953 16.06.1960

Memduh Aytür

21.07.1960 07.11.1960

İbrahim Münir Mostar 

23.11.1960 28.08.1962

Ziyaettin Kayla

28.06.1963  13.01.1966

Naim Talu

14.07.1967 11.12.1971

Memduh Güpgüpoğlu

25.07.1972 09.01.1975

Cafer Tayyar Sadıklar 

26.06.1976 18.09.1978

İsmail Hakkı Aydınoğlu

21.10.1978 10.01.1981

Osman Şıklar

12.01.1981 04.01.1984

Yavuz Canevi

15.01.1984 11.11.1986

Rüşdü Saraçoğlu

23.07.1987 02.08.1993

Nihat Bülent Gültekin

02.09.1993 31.01.1994

Şakir Yaman Törüner

14.02.1994 01.11.1995

Süleyman Gazi Erçel

10.04.1996 01.03.2001

Süreyya Serdengeçti

14.03.2001 14.03.2006

Marketçi ve un fabrikatörü bile asgari ücretliden az vergi ödüyor


Deri imalatçıları asgari ücretlinin 3'te biri, un fabrikatörleri ve kürkçüler 5'te ikisi ve süpermarketler ise yarısından biraz fazlası kadar vergi ödüyor

ANKARA AA

Her 10 sektörün 6'sında işveren konumunda bulunanların, yanlarında çalıştırdıkları asgari ücretli kadar vergi vermedikleri belirlendi.
Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı'nın gelir vergisi mükellefleri nezdinde yaptığı araştırma, her 10 sektörden 6'sında, patronların asgari ücretle çalıştırdıkları işçilerin dahi altında vergi ödediklerini ortaya koydu.
Araştırmaya göre, dericiler, asgari ücretlinin 3'de biri, un fabrikatörleri ve kürkçüler 5'te ikisi, süpermarketler ise yarısından biraz fazlası kadar vergi ödüyor.
Gelir vergisi mükelleflerinin 44 alt sektör içinde değerlendirildiği araştırmaya göre, 26 sektörde, yıllık 5 bin 203 YTL olan asgari ücretten daha az gelir beyan edildi. 26 sektörden 19'unda hesaplanan yıllık gelir vergisi de, asgari ücretlinin ödediği 748 YTL'nin altında kaldı.
Kuyumcular, müteahhitler, fırıncılar ve diş hekimlerinin de aralarında olduğu diğer 7 sektörde ise beyannameli mükelleflerin vergi tarifesinin yüzde 20'den başlaması nedeniyle ödenilen yıllık vergi, asgari ücretlilerin biraz üzerine çıktı.

Sanatçıların çarpık durumu
Bir gecede asgari ücretlinin 20 - 30 katı kazanan sanatçılar ise iş vergiye gelince asgari ücretlinin sadece 2.8 katı vergi ödediler. Cemal Boyalı, mevcut tablonun Anayasa'daki "Herkesin mali gücüne göre vergisini ödemesi" ilkesiyle hiç ama hiç örtüşmediğini belirtti.

http://www.milliyet.com.tr/2006/03/24/ekonomi/eko02.html

Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı'nın gelir vergisi mükellefleri nezdinde yaptığı araştırma, her 10 sektörden 6'sında, patronların asgari ücretle çalıştırdıkları işçilerin dahi altında vergi ödediklerini ortaya koydu.

Araştırmaya göre, dericiler, asgari ücretlinin 3'de biri, un fabrikatörleri ve kürkçüler 5'de ikisi, mensucat sanayicileri ise yarısı kadar vergi ödüyor. Ankara Vergi Dairesi Başkanı Cemal Boyalı'dan aldığı bilgiye göre, Başkanlık, gelir vergisinde 2005'de verilen beyannameler üzerinde kapsamlı bir analiz çalışması yaptı. Bu çalışmada, gelir vergisi mükellefleri, sektörler itibarıyle gruplandırılarak, beyan ettikleri gelire göre ortalama kazançları bulundu. Daha sonra da, beyannameli mükelleflerin ödedikleri aylık ortalama vergi ile asgari ücretlilerin vergisi karşılaştırıldı.

İŞÇİLERİ KADAR BİLE KAZANMAMIŞLAR

Gelir vergisi mükelleflerinin 44 alt sektör içinde değerlendirildiği araştırmaya göre, 26 sektörde, yıllık 5 bin 203 YTL olan asgari ücretten daha az gelir beyan edildi.

Bu sektörler, araştırmada şöyle sıralandı: ''Ayakkabi imalatı, ayakkabı toptan perakende satışı, bakkal ve süpermarketler, deterjan sanayi ticareti, deri imalatı, deri ticareti,deriden mamul eşya imalatı, deriden mamul eşya satışı, elektrikli ev aletleri imalatı, diş protez ve laboratuvarları, seyahat ve turizm işletmeleri, un imalatı ve satışı, çırçırlama sanayi, kumaştan mamul eşyaya ilişkin mensucat sanayi, kumaş imalatıyla uğraşan mensucat sanayi, mobilyacılar, lokantalar, kürk imalatçıları, toptan ve perakende satış yapanlar ve konfeksiyon imalatçıları, kuyumcular, bina inşa eden müteahhitler, fırıncılar, diş hekimleri, inşaat malzemesi satanlar, et ve etten mamul madde imal eden ve satanlar ile konfeksiyon toptancıları.''

26 sektörden 19'unda hesaplanan yıllık gelir vergisi de, asgari ücretlinin ödediği 748 YTL'nin altında kaldı. Kuyumcular, müteahhitler, fırıncılar ve diş hekimlerinin de aralarında olduğu diğer 7 sektörde ise beyannameli mükelleflerin vergi tarifesinin yüzde 20'den başlaması nedeniyle ödenilen yıllık vergi, asgari ücretlilerin biraz üzerine çıktı.

SANATÇILARA NE DEMELİ ?

Bu sektörlerden, deriden mamul eşya imal eden ve satanlar, asgari ücretlinin 3'de biri kadar gelir vergisi öderken, bu tutar, konfeksiyon imalatçıları ile deterjan sanayi ürünlerinin ticaretini yapanlar için 3'de iki olarak belirlendi.

Deri imalatçıları ve mensucat sanayicileri, asgari ücretlinin yarısı, un fabrikatörleri, kürkçüler ve diş laboratuvarları da 5'de ikisi kadar gelir vergisi ödemesinde bulundu.

Elektrikli ev aleti imal edenler de, ödedikleri vergi ile asgari ücretliye yetişemezken, bina inşa eden müteahhitler, fırıncılar, diş hekimleri ve konfeksiyon ticaretiyle uğraşanlar da asgari ücretlinin çok az üzerinde vergi verdiler.

Bir gecede asgari ücretlinin 20-30 katı kazanan sanatçılar ise iş vergiye gelince asgari ücretlinin sadece 2,8 katı vergi ödediler.

HAYAT STANDARDI KALKTI, TABLO BOZULDU

Ankara Vergi Dairesi Başkanı Cemal Boyalı, mevcut tablonun Anayasadaki ''Herkesin mali gücüne göre vergisini ödemesi'' ilkesiyle hiç ama hiç örtüşmediğini belirtti.

Boyalı, yaptığı değerlendirmede, vergide beyan esası bulunduğunu, ancak bunun herkesin istediği gibi vergi kaçırabileceği anlamına gelmediğini vurguladı.

Eskiden vergide bazı otokontrol mekanizmaları bulunduğuna işaret eden Boyalı, şöyle devam etti: ''En son hayat standardı olmak üzere bu müesseseler tek tek kalktı. Ancak bunların yerine yeni bir müessese de getirilmedi. Hayat standardının kaldırılması, bazı mükelleflerce, beyan esasına göre hiç vergi ödenmez ya da vergi kaçırma hoş görülebilir şeklinde değerlendirildi.

Biz de, bu nedenle 2003 ve 2004 gelirleri için 2004 ve 2005 yıllarında verilen beyannamelere yönelik bir çalışma yaptık. Bu 2 yılda, 20 bin mükellefin ya sıfır matrah beyan ettiğini ya da zarar gösterdiğini ortaya çıkardık. Hem bu 20 bin mükellefin listesini hem de 2005'de sektörler itibarıyle beyan edilen gelirleri asgari ücretlilerle karşılaştıran tabloları vergi dairelerimize gönderdik.''

ZARARCILAR UYARILACAK

Boyalı, son 2 yılda zarar ya da sıfır kazanç beyan edenlerin, bu yıl kazanç bildirseler dahi ''Bak arkadaş, senin son 2 yıldaki durumun bu. Riskli mükellef grubuna alındın. Mayıs'tan itibaren denetime alınacaksın. Hiç değilse bu yıl verdiğin beyannamede gelirini gizleme yoluna gitme'' şeklinde uyarılacağını bildirdi.

Cemal Boyalı, ''Biz, mükellefe kendisiyle ilgili tabloyu, bütün açıklığı ile anlatacağız. Denetim başladığında bize (Niye beni uyarmadınız? Niye yardımcı olmadınız?) şeklinde bir serzenişte bulunamayacaklar'' dedi.

İŞTE ÇARPIKLIĞIN TABLOSU

Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı'nın araştırmasına göre, çeşitli işkollarında faaliyet gösteren kişilerin yıllık ortalama kazançları ve ödedikleri gelir vergisinin asgari ücretliler karşısındaki durumu şöyle:

FAALİYET GRUPLARI YILLIK YILLIK ASGARİ ÜCRETLİNİN
GELİR VERGİ VERGİSİNE ORANI

------------------ -------- -------- ----------------
ASGARİ ÜCRETE
YETİŞEMEYENLER
--------------------
-Ayakkabı imali 2.694 539 72
-Ayakkabı top-perak. 3.179 636 85
-Bakkal-Süpermarket 2.685 537 72
-Deterjan san. tic. 2.359 472 63
-Deri imali 2.008 402 54
-Deri ticareti 3.116 623 83
-Deriden mamul eşya
imalatı 1.258 252 34
-Deriden mamul eşya
satışı 1.330 266 36
-Elektrikli ev
aletleri imalatı 3.557 711 95
-Diş protez ve labor. 1.611 322 43
-Seyahat ve turizm iş. 2.853 571 76
-Un imali ve satışı 1.538 308 41
-Çırçırlama sanayii 3.522 704 94
-Mensucat sanayii
(Kumaştan mamul eşya) 1.903 381 51
-Mensucat san.(Kumaş) 3.264 653 87
-Mobilya 2.810 562 75
-Lokanta 2.795 559 75
-Kürk imali, toptan,
perakende 1.500 300 40
-Konfeksiyon (imalat) 2.539 508 68
-Altın imalatı-tic. 4.619 924 123
-Bina inşaat 3.915 783 105
-Fırınlar 4.328 866 116
-Diş hekimleri 4.012 802 107
-İnşaat malzemeleri
toptan-perakende 4.393 879 117
-Et ve etten mamül
madde imalatı-tic. 5.152 1.030 138
-Konfeksiyon (toptan) 3.815 763 102

ASGARİ ÜCRETTEN YÜKSEK
GELİR BEYAN EDENLER
----------------------
-Otel-moteller 11.543 2.585 345
-Deterjan san. imal. 29.065 7.772 1.039
-Demir çelik (tic.) 7.779 1.644 219
-Demir çelik (imalat) 13.475 3.068 410
-Eczaneler 31.426 8.599 1.149
-Ecza ve ilaç dep. 19.026 4.707 629
-Elektrikli ev alet.
toptan-perakende 6.156 1.239 165
-Avukatlar 14.470 3.341 446
-Doktorlar 13.781 3.145 420
-Mimar-mühendis 17.704 4.126 551
-Noterler 309.659 126.466 16.864
-Toprak sanayi 11.743 2.635 352
-Mensucat sanayi
(İplik ve imalat) 8.621 1.855 247
-İnşaat ve bayındırlık
işleri 12.905 2.926 391
-İhracat ve ithalat 10.969 2.442 326
-Yeminli mali müşavir
ve muhasebeciler 18.766 4.629 618
-Sanatçılar 9.720 2.130 284
-Akaryakıt ticareti 18.539 4.561 609

www.sabah.com.tr/2006/03/23/eko98.html