20. yüzyıla damga vuran General'in motoru iflas etti
02.06.2009 | Dış Haberler | Haber
http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=123553
İşsiz adam yüz binleri ağlatıyor
27.12.2008 | Tamer Çetin | Referans Gazetesi
Bu film değil gerçek. Bütün dünyayı etkisi altına alan küresel kriz, birçok ülkede yüz binlerce kişinin işsiz kalmasına neden olurken, ekonomik yavaşlamanın derinleşmesiyle birlikte işsizler ordusunun daha da büyümesi bekleniyor. Hükümetler çöküşün eşiğine gelen şirketleri kurtarmak için yüzlerce milyar dolarlık kaynak aktarırken, geniş çaplı bir yeniden yapılanma süreci içine giren şirketlerin aklına gelen ilk çare, işgücünde kesintiye gitmek oluyor. Uluslararası şirketlerin aldıkları kararlar yalnızca kendi ülkelerini değil, faaliyette bulundukları diğer ülkeleri de etkiliyor.20 milyon yeni işsizUluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ekim ayında yaptığı açıklamada, mali krizin, gelecek yıl sonuna kadar 20 milyon kişinin işini kaybetmesiyle sonuçlanacağı uyarısında bulunmuştu. Bir toplantıda verilen bir kararla bir anda binlerce kişi iş yerlerindeki eşyalarını toplayıp eve dönmek zorunda kalıyor. Oysa insanları işsiz bırakmak yavaşlayan ekonomilere hiç de yardımcı olmuyor. İşsiz kalanların yanı sıra, işini kaybetmekten korkan milyonlarca tüketici, harcamalarını en düşük seviyeye çekerek birikimlerini mümkün olduğunca uzun bir zaman dilimi içinde kullanmaya yönelirken, ekonominin çarkları daha da yavaşlıyor. Yaşanan kısır döngü krizi daha da derinleştiriyor.İş ve aş kuyruklarıİş bulma merkezlerinin önlerinde uzayan kuyruklar hemen her yaş ve çalışma alanından insanları bir araya getiriyor. Bu insanlar daha önce akıllarından bile geçirmedikleri düşük ücretler karşılığında işlere girebilmek için şansın yüzlerine gülmesini bekliyor. Aylarca tam zamanlı iş arayıp bulamayanlar sonunda yarı zamanlı işlere razı olmak zorunda kalıyor. Ekim ayında ABD'de yarı zamanlı çalışanların sayısı 645 bin artarak 6.7 milyona yükseldi. Ekonomistler bu durumun resesyonun derinleşmesinin bir işareti olmasından korkuyor. Yoksulluğu büyüten işsizlik, fakirler için gıda dağıtımı yapan kuruluşların önündeki kuyrukların giderek uzamasına neden olurken, bu kuruluşlar da kriz nedeniyle artan talebe cevap vermekte zorlanıyor.ABD: Krizin çıkış noktası olan ABD'de tensikat dalgasıyla birlikte kasım ayında özel sektörde işten çıkarılanların sayısı 250 bini buldu. 20 Aralık'ta biten bir haftalık dönemde 556 bin kişi işsizlik maaşı için başvurdu. İşsizlik oranı ise yüzde 6,7 ile son 15 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Gelecek yıl bu rakamın yüzde 7,3'e ulaşması bekleniyor. İşten çıkarma açıklaması yapan çok sayıda şirket arasında Citigroup 52 bin, Bank of America 30 bin, Hewlett-Packard 24 bin 600, AT&T 12 bin, DHL Express 9 bin 500 ve JP Morgan Chase 9 bin 200 kişiyle başı çekiyor.İngiltere: İşsizlik oranı yüzde 6'ya ulaştı. Sadece kasımda 75 bin 700 kişinin işsiz kaldığına işaret eden yetkililer, her ay kapanan büyük işyerlerinin ortaya çıkardığı işsizler yüzünden, bir ayda işsiz kalanların sayısının kısa bir süre içinde 100 bine çıkabileceği uyarısında bulundu. Kasım ayında iş arama ödeneğine başvuranların sayısı 1.07 milyona ulaştı. Yeni yılda özellikle bankacılık sektörü ağırlıkta olmak üzere birçok yeni iş kaybı yaşanacağı tahmin ediliyor. British Telecom 10 bin kişiyle ün büyük işten çıkarma rakamını açıklayan kuruluş oldu. Wolseley 7 bin 300, HSBC 2100, Wilkinson 1500, AstraZeneca 1400, GlaxoSmithKline 1200 kişiyi işten çıkaracağını duyurdu.Fransa Fransa'da işsizlerin sayısı 2 milyon barajını aştı. Fransa Ulusal İstihdam Kurumu'nun (ANPE), rakamlarına göre ekim ayı itibariyle işsizler kervanına 46 bin 900 kişi eklendi. Ülkede 2008'de işsizlik oranı yüzde 7,2 iken gelecek yıl bu rakamın yüzde 8,3'e çıkması bekleniyor. Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy gereksiz yere işten çıkaran şirketlerin cezalandırılacağını açıkladı. Renault 6 bin, Valeo 5 bin, PSA Peugeot-Citroen 3 bin 550, Alcatel Lucent 1000 kişiyi işten çıkaracağını duyurdu.Almanya: 2008 için yüzde 7,4 olarak tahmin edilen işsizlik oranının gelecek yıl yüzde 8,0 düzeyine çıkması bekleniyor. Commerzbank 9 bin, Bayern LB 5 bin 600, Daimler 2 bin 300, BASF 1000 kişiyi işten çıkaracak.İtalya: İtalya'da işsizlik oranı yüzde 6,7. Ekonomik yavaşlamayla birlikte 2009'da daha çok iş kaybının yaşanması bekleniyor. Telekom Italia 9 bin, Alitalia 3 bin kişiyi işten çıkaracağını duyurdu.Lüksemburg: Lüksemburg merkezli dünyanın en büyük çelik üreticisi Arcelor Mittal çeşitli ülkelerdeki işletmelerinde 9 bin kişiyi işten çıkaracak.İsveç: İsveç'te ekimde 19 bin, kasımda 11 bin kişi işini kaybetti. Volvo 4 bin 340, Akzo Nobel 3 bin 500, Electrolux 3 bin kişiyi işten çıkaracağını duyurdu.Rusya: Rusya'da, resmi rakamlara göre işsiz sayısı kasımda 5 milyon kişiyi, işsizlik oranı ise yüzde 6,6'yı buldu. Başbakan Yardımcısı Aleksandır Zukov, 10-16 Aralıkta 70 bin kişinin işten çıkarıldığını ve 207 bin kadar kişiye ise yarı zamanlı çalışması ya da izne çıkmasının söylendiğini belirtti. Geçen ay işten çıkarılanların sayısı ise 400 bini buldu. Rusya Başbakanı Vladimir Putin, ekonomik sıkıntı nedeniyle işsizlik arttığı için işverenlerden gereksiz yere işçi çıkarmamalarını istedi. Rus Metalurji devi ChTPZ Group 4 bin 900 kişiyi işten çıkaracağını bildirdi.Avusturya: Avusturya yüzde 3'lük işsizlik oranıyla bu konuda en iyi sicile sahip Avrupa ülkelerinden biri. Ancak Telekom Austria 1250 kişiyi işten çıkaracağını açıkladı.Hollanda: Yüzde 2,5 ile AB'nin işsizlik konusunda en rahat ükesi olan Hollanda'da bile Philips Electronics 1600 kişiyi işten çıkaracağını duyurdu.İsviçre: İsviçre ekonomisi krizin etkisiyle durma işaretleri veriyor. Gayri safi yurtiçi hasılasından daha büyük olan bankaları krizden çıkışın yolunu ararken, ihracat da yavaşlıyor. Ülkenin en büyük bankası UBS 2 bin 100, ikinci Credit Suisse ise 5 bin 800 kişiyi işten çıkaracağını açıkladı.Japonya: Japonya ekonomisinin Mart 2009'da sona eren 2008 mali yılında yüzde 0,8 daralacağı, Mart 2010'da sona eren 2009 mali yılında ise sıfır büyüyeceği tahmin ediliyor. Halen yüzde 4,1 olan işsizlik oranının gelecek yıl yüzde 4,7 olacağı belirtiliyor. Ekonominin ana motoru olan ihracatta yaşanan yavaşlama işsizlerin sayısını daha da artırabilir. Nissan 2 bin 500, Nikon 1500, Suzuki 1200, Nomura 1000 kişiyi işten çıkaracağını duyurdu.Hindistan: Bir zamanlar gelişmekte olan ekonomiler arasında en parlak yıldızlardan birisi olarak görülen Hindistan'da ev fiyatları düştü, kredi piyasaları dondu, tüketici ve iş dünyasının güveni dibe vurdu, borsa yüzde 50'den fazla değer kaybetti. Otomotiv sektöründe de durgunluk başladı. 2007-2008 döneminde yüzde 9,1 büyüyen Hindistan ekonomisinin 2008-2009 döneminde yüzde 6,3-7,5 aralığında büyüyeceği tahmin ediliyor. Her yıl 10 milyon kişinin iş arayanlara katıldığı 1 milyar 200 milyon nüfuslu Hindistan için istihdam piyasası üzerindeki baskının önemli ölçüde artması bekleniyor. Mumbai kentinde düzenlenen bombalı saldırıların yabancı yatırımı olumsuz etkilemesi durumunda işsizlik çok daha büyük bir soruna dönüşebilir.Endonezya: İşsizlik oranının yüzde 10 olduğu Endonezya'da şirketlerin yıl sonuna kadar toplam 40 bin kişiyi işten çıkarabileceği belirtiliyor.Çin: Çin Sosyal Bilimler Akademisi'ne göre kentlerde işsizlik oranı yüzde 9,4'e yükseldi. Bu resmi olarak bildirilen rakamın iki katı. Çin İnsan Kaynakları ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yin Veymin, 20 Ekim'deki açıklamasında istihdam tablosunun korkunç boyutarda olduğunu ve küresel finansal krizin istihdam üzerinde daha fazla olumsuz etkisi olabileceğini söyledi. Çin ekonomisinin yıllık büyüme hızı 3'üncü çeyrekte yüzde 9'a geriledi. Kırsal kesimden kentlere akan milyonlarca işsize yeni iş yaratılabilmesi için işsizlik oranının yüzde 8'in altına düşmemesi gerekiyor. Gelecek yıl 6 milyondan fazla yeni mezun iş hayatına atılacak. Uzmanlar işsizlik oranındaki artışın toplumsal huzursuzluğu da artıracağı uyarısında bulunuyor.http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=113433&KOS_KOD=7
19'uncu yüzyılın en büyük İngiliz iktisatçılarından John Maynard Keynes'in ruhu, son bir yıldır krize karşı izledikleri para politikalarından istedikleri sonuçları elde edemeyen küresel ekonominin kurmaylarının üzerinde dolaşıyor.ABD, Japonya, Almanya derken bu hafta içinde 600 milyar dolarlık harcama planı açıklayan Çin'in ardından şimdi de dünyanın en büyük ekonomilerinden İngiltere yeni bir harcama teşvik planı peşinde. Salı günü dipte gelen perakende satış ve emlak verilerinin ardından İngiltere'nin de aynı "Keynesyen" dalgaya kapılıp ekonomisini harcamalar yoluyla canlandırmaktan başka çaresinin kalmadığı artık ortada. İngiliz iş çevresi ve sendikalarının hükümet üzerindeki baskısının iyice arttığı bir dönemde İngiltere Maliye Bakanı Alistair Darling'in bir kaç hafta içinde bir harcama planı açıklaması bekleniyor.Keynes'in "Genel Teori"sinde kriz dönemlerinde ekonomiyi canlandırmak için talebin artırılması gerektiği, bunun da ancak harcamalar ve vergi indirimleri yoluyla gerçekleştirilebileceği" savunuluyordu. Şu sıralar benzerinin yaşanıp yaşanmadığı tartışılan 1929 Büyük Buhran Dönemi'nde görüşleri değer bulan Keynes, yine son aylarda oldukça tartışılan "devletin ekonomiye müdahalesi"ni savunuyor, "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" felsefesi ile piyasanın kendi kendini dengeleyeceğini iddia eden Klasik İktisat doktrinine ateş püskürüyordu.Şimdi ise 15 Kasım'da gerçekleşecek G20 zirvesi öncesi "artık para politikalarının yanında maliye politikalarının da uygulanması şart" mesajının verildiği geçen hafta sonu yapılan maliye bakanları toplantısından bu yana yeni bir Keynesyen dönemin başlayıp başlamadığı tartışılıyor. G20 zirvesinde de dünya liderleri yeni maliye politikaları üzerinde kafa yoracak. Bir anlamda İngiltere'nin hamlesi ve G20 zirvesi, küresel ekonomide "Neo-Keynesyen" dönemin miladı olacak. Ancak uzmanlara göre Keynesyen politikalarda "koordineli" bir hareket olması zor. Çünkü bu politikalar harcamalar üzerine dayanacağı için bütçe açığı ve fazlası olan ülkelerin mali teşvik uygulamaları birbirinden farklı olacak. Yani Çin, Almanya ve Körfez ülkeleri gibi fazla veren ekonomiler daha geniş çaplı bir harcama planı açıklama şansına sahipken, açık veren ekonomiler için maliye politikası kısıtlı kalacak.İngiltere'ye sadece vergi indirimi yetmezGeçen hafta faizini yüzde 1,5 indirerek yüzde 3 seviyesine çeken İngiltere'de geçen ay perakende satışları son 3 yıl içinde ilk kez düşüş gösterdi. Ev satış rakamları da 30 yılın dibini gördü. İngiltere ayrıca yılın üçüncü çeyreğinde 16 yıl sonra ilk kez daralma yaşamıştı. Bu verilerin ardından ise İngiltere'nin de artık sadece para politikaları ile yetinmeyeceği ve maliye politikasına sarılacağı beklentileri arttı. Üstelik İngiltere Başbakanı Gordon Brown olası mali teşvik planı için sinyaller vermeye başladı bile. Ekonomiyi canlandırmak için para politikalarının yanı sıra maliye politikalarına da ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Brown'un yine de tam anlamıyla harcamalar üzerine kurulu bir teşvik planından çok "vergi indirimleri"ne dayalı bir plan üzerine kafa yorduğu düşünülüyor. Ancak uzmanlara göre sadece vergi indirimleri İngiliz ekonomisini canlandırmak için yeterli olmaz.ABD'nin vergi indirimi Keynes'i doğruladıPara politikaları ile sağlanamayan başarı ise maliye politikalarının da uygulamaya geçmesi ile gözle görülür olmaya başladı. Örneğin geçen bahar aylarında ABD her vergi mükellefinin yıllık vergi ödemesinde 800 dolarlık bir indirime gitti. Bu vergi indiriminin etkisi ise hemen hissedildi. ABD'nin yılın ikinci çeyreğindeki perakende satışları ile Gayrisafi Yurtiçi Hasılası (GSYİH) vergi indirimi uygulamasının ardından artış kaydetti. Küresel krizle savaşta ilk önce sert faiz indirimlerine giden, ardından piyasaya trilyonlarca dolar para enjekte eden, o da olmayınca ticari bankalara bile merkez bankalarından borçlanma imkanı sunan küresel ekonominin kurmayları piyasaları uzun süre rahatlatamamıştı. Yani para politikaları ne sorunun temeline indi ne de piyasaları ipten almaya yetti.ABD'den Çin'e, Japonya'dan Almanya'ya kadar bir çok ekonomi ise artık "Keynesyen" politikaları devreye sokuyor. ABD'de 850 milyar dolarlık bankaları kurtarma paketinin ardından şimdi 150 milyar dolarlık mali teşvik planı gündemde. Çin ise bu hafta içinde 2010 yılına kadar harcanmak üzere 600 milyar dolarlık bir harcama paketi hazırladığını duyurdu. Japonya da geçen ay 20.5 milyar dolarlık bir harcama paketi açıklamıştı. ABD bu yıl başında bireyler ve şirketlere 168 milyar dolarlık vergi indirimi de yapmıştı. Almanya ise vergilerde 29 milyar dolarlık kolaylık sağladı. Japonya KOBİ'lere 275 milyar dolarlık kredi imkanı sundu.KEYNES DOKTRİNİNİN TEMEL TAŞLARI* Klasik iktisatın "piyasanın yalnız tam istihdamda dengede olacağı" savı gerçek dünyada felaketlere yol açar.* Klasik iktisatın "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" doktrini kronik ve büyük işsizliklere yol açar.* İşsizliğe karşı pozitif maliye ve para politikaları uygulanmalıdır.* Özel sektör tarafından meydana getirilen efektif talep miktarı yetersiz ise bu kamu harcamalarının artırılmasıyla telafi edilmelidir.* Para politikası, maliye politikasının tamamlayıcısıdır.
http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=110455
Dev batı markalarına servet fonları hissedar oldu | ||
Yatırımcı | Yatırılan miktar (milyar dolar) | Hisse (%) |
Citigroup | ||
Abu Dabi Yatırım Otoritesi | 7.5 | 4,9 |
Singapur Hükümeti GIC | 6.8 | 3,7 |
Kuveyt Yatırım Otoritesi | 7.7 | 4,1 |
UBS | ||
Ortadoğu (ismi verilmiyor) | 1.8 | 2,0 |
Singapur Hükümeti GIC | 9.7 | 10,0 |
Merrill Lynch | ||
Singapur Temasek | 4.4 | 9.4 |
Mizuho (Japonya) | 2.8 | 4.0 |
Kore Investment Corp. | 2.0 | 3.0 |
Kuveyt Yatırım Otoritesi | 2.0 | 3.0 |
Davis Advisers | 1.2 | 2.6 |
Barclays Bank | ||
Çin Kalkınma Bankası | 3.0 | 3.1 |
Singapur Temasek | 2.0 | 2.1 |
Morgan Stanley | ||
Çin Investment Corp. | 5.0 | 9.9 |
11.10.2008 | Sıla Özçelik | Haber Roubini'nin reçetesinde ilk dikkat geçen madde ise geçen hafta içinde koordineli bir şekilde 7 banka tarafından gerçekleştirilen faiz indirimlerine ek olarak en az 1,5 puanlık olacak şekilde ikinci bir indirim dalgasının daha gelmesi gerektiği yönünde. "Mali krizin derinliği parasal, mali ve düzenleyici alanlarda yapılacak politika değişikliklerinin birbiriyle uyumlu, zamanında ve güvenilir olup olmamasına göre şekillenecek" diyen Roubini, faiz indirimlerinin "makyaj" olduğunu ve hem az hem de çok geç yapıldığını iddia ediyor. Avrupa'nın faizini en az ortalama 1.5 baz puan, ABD'nin ise faizini 0'a yakın düşürmesi gerektiğini savunuyor. İçinde bulunulan panik ve güven kaybı ortamında "radikal ve koordineli" adımlar atılmadıkça piyasalarda çöküşün süreceğini ve bunun finans sisteminde bir erime ve küresel depresyonu getireceğini iddia eden Roubini'nin reçetesi 8 maddeden oluşuyor. Bu kararları almak içinse haftasonu Washington'da gerçekleştirilecek IMF ve Dünya Bankası toplantıları en iyi fırsat. En az 300 milyar dolarlık harcama paketi gerekiyor Roubini'nin reçetesine göre yeni faiz indirimlerinin yanı sıra banka dışındaki küçük işletmelere de finansman sağlanmalı. Hem ABD'de hem Avrupa'da mevduatların tümüne geçici garanti verilmeli, borçlarını karşılayabilen ve karşılayamayanlar arasında bir öncelik sıralaması yapılmalı. Borcunu ödeyemeyen ailelerin yükünün hafifletilmesi içinse tüm haciz işlemleri geçici olarak askıya alınmalı. Ayrıca ödeme yeteneğine sahip büyük finans kurumlarına acilen ve büyük miktarlarda likidite sağlanmalı. İş dünyasının sağlam kurumlarına kamu kredisi sağlanarak kısa vadede borç sorununun önüne geçilmeli. Küresel tüketiciyi yeniden tüketime teşvik etmek için 300 milyar dolarlık bir harcama paketi oluşturulmalı. Bu da işe yaramazsa Keynezyen tipi devlet harcamalarına geçilmeli. Bu çerçevede, hükümetler bayındırlık projeleri, altyapı harcamaları, işsizlik ödenekleri, düşük gelirli ailelere vergi iadesi ve kaynaksız kalmış kamu ve yerel yönetim kurumlarını kapsayacak büyük çaplı bir finansal canlandırma paketi oluşturulmak zorunda. Öte yandan bankacılık sektöründe yetersiz kaynakların önceliklerine göre dağıtımı yapılmalı. Cari denge kurma fikri siyasi sorun yaratabilir Roubini'nin en dikkat çekici önerisi ise Türkiye gibi yüksek cari açığı olan ekonomiler için. Cari fazlası olup borç veren konumunda bulunan ülkelerle cari açık veren borçlu ülkeler arasında açıkların düzenli olarak finanse edilmesini öneren Roubini, alacaklı ülkelerdeki cari fazlanın bu tür dengesizliklerden doğacak sorunları önleme amacıyla yeniden yönlendirilmesini kapsayan anlaşmalar yapılması gerektiğini savunuyor. Referans'a konuşan Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Profesörü Burak Saltoğlu'na göre Roubini'nin cari açığı yüksek ülkeler ile düşük ülkeler arasında bir denge kurulmasına ilişkin önerisi tartışmaya açık. "Tüm borçluların yanı sıra borçlu ülkelerin de garanti edilmesini savunan bir düşünce ve bu fikir beraberinde bir çok politik sorunları da getirebilir" diye konuşan Saltoğlu, Roubini'nin önerilerinin "oldukça radikal" olduğunu ve ülkeler arasında ciddi bir koordinasyon sorunu yaşanırken ortak hareket etmenin çok zor olduğunu belirtti. Bu saatten sonra gelişen piyasalar da kurtulamaz Bundan aylar önce "küresel mali sistemin sistematik çöküşüne giden 12 basamak" olduğunu iddia eden Roubini'nin öngörülerinin çoğu gerçekleşmişti. Şimdi o basamaklardan geriye elle tutulur bir tek türev piyasası kaldı. Büyüklüğü 2 trilyon doları bulan türev piyasaların en büyük bölümünü oluşturan mortgage piyasasına dayalı CDO tipi araçlar ise hedge fonlar gibi yatırımcılar tarafından hızla elden çıkarılıyor. Roubini, dün yayımlanan makalesinde de mali sisteminin sistematik bir erime sürecine girdiğini belirtti ve bundan aylar önce çürüyeceğini iddia ettiği "12 basamak"ın da çürüdüğünü duyurdu. Roubini, ABD'nin şu ana kadar yaptığı en doğru hareketin geçen hafta içinde şirketlerin kısa vadeli borçlanmalarını sağlayan ticari tahvillerini satın alma yönünde aldığı karar oldu. "Zaten her gün kötüleşen bir küresel resesyonun içindeyiz" diyen Roubini'nin şu sözleri ise dikkat çekici; "Bu saatten sonra ne yaparsak yapalım ABD, gelişmiş ekonomiler hatta bazı gelişmekte olan piyasalar bile çok kötü bir resesyon ve bankacılık krizi ile karşı karşıya kalacak". Roubini'nin 8 ilaçlık reçetesi * Küresel merkez bankaları en az ortalama 150 baz puanlık yeni faiz indirimleri yapılmalı. * Banka dışındaki küçük işletmelere de finansman sağlanmalı. * Hem ABD hem Avrupa'da mevduatların tümüne geçici garanti verilmeli * Hanelere getirilen tüm haciz işlemleri geçici olarak askıya alınmalı. * Büyük finans kurumlarına büyük miktarlarda likidite sağlanmalı. * Hükümetler 300 milyar dolarlık mali teşvikle tüketimi artırılmalı. * Bankacılıkta yetersiz kaynakların önceliklerine göre dağıtılma tercihi yapılmalı. * Cari fazlası olan ülkelerle cari açık veren ülkeler arasında anlaşmalar yapılması. ROUBINI'NIN 12 BASAMAKLIK KEHANETİ 1. Emlak fiyatları yüzde 30 düşer 2. Bankaların zararı 300 milyar doları bulur 3. Kriztüketici kredilerine sıçrar 4.Sigorta şirketlerinin zararı katlanır 5. Ticari emlak sektöründe kriz endişesi 6. Büyük bankalar iflaseder 7. Bankaların verdikleri borçla satın alma kredilerinde batık artar 8. Şirketlerde iflas furyası yaşanabilir 9. Gölge bankacılık sistemi sıkışır 10. Piyasalar resesyonu fiyatlamaya başlar 11.Türev piyasalar likidite krizine sıkışır 12.Sermaye azaltımı ve yangın satışlar başlar
Küresel krizi bir çok ekonomist ve kurumdan önce öngören ABD'nin en ünlü ekonomistlerinden Nouriel Roubini küresel ekonominin krizden çıkışı için 8 ilaçtan oluşan bir reçete sundu. Son yazdığı makalede merkez bankalarının işlevinin artık "borç alınacak son kurum" olmaktan çıkıp "borç alınacak ilk ve tek kurum"a dönüşmek zorunda olduğunu vurgulayan Roubini'ye göre bu reçeteye uyulmazsa küresel piyasalar sistematik bir şekilde çökecek ve dünya ekonomisi küresel bir buhrana sürüklenecek. Roubini, makalesinde ayrıca gelinen bu noktadan sonra gelişmiş ve hatta bazı gelişmekte olan piyasaların çok kötü bir resesyon ve bankacılık krizi ile karşı karşıya kalacağının da altını çizdi.
http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=108034
'Küresel' özellik gösteren dalgalanma sonrasında, 'nedenleri teşhis' üzerinde tartışmalar yoğunlaşırken, Milliyet ekonomi, Türkiye'nin önde gelen iktisatçılarına ve akademisyenlerine, farklı bir soru yöneltti: Peki, şimdi ne yapmalı? Türkiye'nin hangi tedbirleri alması gerekir. Hangi ek tedbirlerle, Türkiye bu küresel dalgalanmayı en az hasarla atlatabilir ve yoluna devam edebilir?...
10 önemli iktisatçı ve akademisyenden bu sorunun yanıtını aldık. Sorumuzu yanıtlayan iktisatçıların genel anlayışlarının bir sonucu olarak önerdikleri 22 önlem de farklılıklar gösterdi
1. Vadeli ithalat (KKDF artışı ile) sınırlandırılabilir.Yabancı para kredi kullanımı pahalılaştırılmalı.
2. Servet transferine vergi (Tobin) getirilmeli.
3. Hazine borçlanmasında döviz veya TL kâğıtların getirisi eşitlenmeli.
4. Mevduatın TL'den dövize veya tersi hareketler vergilendirilmeli.
5. Yetmiyorsa, iç talep ÖTV ve KDV artışlarıyla frenlenmeli.
6. Yabancıya gayrimenkul satışı sınırlanmalı.
7. İhracat akla gelen her yöntemle teşvik edilmeli.
8. Tüm politikaları 'tedirgin olmasın' şantajıyla ipotek altında tutan borsanın işlevi mercek altına alınmalı.
9. Cumhurbaşkanlığı ile ilgili gerginlik engellenmeli.
10. Programı mikro reformlarla güçlendirilmeli.
11. Ama ara malı ithalatına kısıtlama kesinlikle olmamalı.
12. Bazı harcamalar ertelenmeli.
13. AB süreci ile ilgili hükümet tavrı açıklığa kavuşmalı.
14. Enflasyon beklentisi süratle kırılmalı.
15. Merkez Bankası, siyasi baskılara göğüs germeli.
16. Hükümet ucuz iç politikayı unutup, güveni yeniden kazanmalı.
17. Dalgalı kur devam etmeli.
18. Yüksek faiz ve ucuz dövize dayalı program IMF'nin desteği alınarak yeniden düzenlenmeli.
19. Yeni bir sanayileşme stratejisi, doğru dürüst bir "atılım programı" hazırlanmalı.
20. Para politikası çıkar çevrelerine karşı korumalı.
21. 32 sayılı karar Türkiye'nin reel ve finansal ekonomisinin gerçeklerine ve ihtiyaçlarına yönelik olarak yeniden revize edilmeli.
22. Spekülatif sermaye hareketleri munzam karşılıklar, finansal vergilendirme ve Merkez Bankası'nın aktif politikaları ile denetlenmeli.
Prof. Dr. Asaf Savaş Akad (Bilgi Üni.)
Para politikası ciddiye alınmalıdır. Hâlâ para politikası ihmal ediliyor.
Siyasetten, yapısal reformlardan söz ediliyor. "Büyük Buhrana" ya da Japonya'nın 10 yıllık duraklamasına yanlış para politikasının neden olduğu bir türlü kabullenilmiyor. Birileri bunun görülmesini bile istemiyor.
Tekrar ediyorum. Para politikası zor bir iştir. Türkiye ilk sınavdan çok başarısız geçmiştir. Cumhuriyet tarihinde ilk defa dalgalı kur rejimiyle beraber bağımsız para politikası uygulama olanağı oluşmuş fakat Türkiye bu sınavdan başarısız çıkmıştır.
Korkum şudur: Son dört yılın para politikası tartışılamadığı ve yapılan hatalar görülmediği ölçüde aynı hataların gelecekte tekrarlanması ihtimali yükselmektedir.
Uygulanan para politikasının analizini engelleyen çıkar çevreleri Türkiye'ye büyük kötülük yapıyor. Geleceği de karartıyor. Son 4 yıl gösterdi. İstediğin kadar yapısal reform yap, olumlu dış konjonktür yakala, siyasi istikrarı sağla, yanlış para politikası eninde sonunda ekonomiyi duvara vurduruyor.
Sonuç:
Kamuoyu para politikasını sahiplenmeli ve çıkar çevrelerine karşı korumalıdır.
Ege Cansen (Hürriyet gazetesi yazarı)
Bugün yapılması gerekenler şunlar:
1. Vadeli ithalat, diğer bir deyişle "reel sektör açık pozisyonu" sınırlandırılmalıdır. Bunun için vadeli ithalatı pahalılandıran KKDF artışı, L/C'leri peşin veya yarısı peşin açma mecburiyeti gibi kurallar konabilir.
2. Bankaların ve sanayinin yabancı para kredi kullanmaları pahalılaştırılabilir.
3. Servet transferleri üzerine vergi getirilebilir. (Tobin Vergisi).
4. Hazine borçlanmasında döviz veya TL'ye natık kâğıtların muhtemel getirisi eşitlenmelidir.
5. Mevduatın TL'den dövize veya tersi hareketler vergilendirilmelidir.
6. Bütün bu tedbirler yetmiyorsa, iç talep ÖTV ve KDV artışlarıyla frenlenmelidir.
7. Yabancıya gayrimenkul satışı sınırlanabilir. Yurtdışına çıkan servet kazancı vergilendirilir.
8. İhracat her yöntemle teşvik edilmelidir.
Bu ve benzeri önlemlerin dozu ve zamanlaması, konması ve kaldırılması, sorumlu mevkide bulunanların inisiyatifine bırakılmalıdır. İktisadi hayatın dinamiklerine göre hareket edilir. Ancak hedeften şaşmamak gerek. Hedef, euro'ya geçinceye kadar döviz dengesini sağlamaktır.
Prof. Dr. Erinç Yeldan (Bilkent Üni.)
Ulusal ekonominin kalıcı ve istikrarlı bir büyüme dengesine geçmesi ancak "yapısal" nitelikli tedbirlerle mümkün. Bunun için izleyebilecek strateji şu unsurlara dayandırılmalı:
1. Sermaye hareketlerinde her türlü denetimi kaldıran 32 Sayılı Kararı Türkiye'nin reel ve finansal ekonomisinin gerçeklerine ve ihtiyaçlarına yönelik olarak yeniden revize edilmelidir.
2. Türkiye yüksek reel faiz ve yapay ucuz döviz kuru cenderesinden çıkarılmalıdır. Spekülatif sermaye hareketleri munzam karşılıklar, finansal vergilendirme ve Merkez Bankası'nın aktif politikaları ile denetim altına alınmalı ve caydırılmalıdır;
3. Merkez Bankası "bağımsızlığı" reel ekonomiye "ilgisizlik" anlamında yorumlanmamalı. "Bağımsız" merkez bankalarının birden fazla ve zaman içinde öncelikleri değiştirilebilen esnekliğe sahip olabilir. "Fiyat istikrarı" bu hedeflerden sadece bir tanesidir.
4. Türkiye ulusal tasarruflarını finansal spekülasyon oyunlarında harcanmasının önüne geçecek tedbirleri bir an önce uygulamaya koymalı ve büyümesinin finansmanını sürdürülebilir ve sağlıklı kaynaklara dayandıracak bir stratejik planlamayla gerçekleştirmelidir.
Faik Öztrak (Milliyet gazetesi yazarı)
Enflasyon beklentileri, faiz, kur ve risk algılaması dörtgeninde kısır bir döngüye girilmesini önlemek için bu süreci yumuşatmak gerekiyor. Çözüm noktası ise artan enflasyon beklentisini süratle kırmak.
Riski azaltmanın, enflasyonist beklentileri ve cari açığı kontrol altına almanın tüm yükü ekonomi politikalarına biniyor. Bu durumda iç talebin gereğinden fazla kısılmasına hazır olunduğuna piyasa oyuncularının inandırılması lazım. Ancak risk algılamasının artmaması için dış talep artırılarak büyümenin makul seviyelerde tutulması da önemli.
Merkez Bankası'nın, siyasi baskılara göğüs gererek, enflasyon karşısındaki kararlılığını sürdürmesi önemli. Maliye politikasının da aktif olacağını gösteren daha güçlü düzenlemelere ihtiyaç var. Örneğin bütçe ödeneklerinde TBMM kararıyla belli bir kısıntıya gidilmesi, buradan ve kur nedeniyle artan ithal vergilerinden sağlanan imkanın bir kısmının üretim girdileri üzerindeki vergilerin düşürülmesinde kullanılması gibi.
Prof. Dr. Güngör Uras (Milliyet yazarı)
Bugüne kadar sürdürülen politikaları gözden geçirmek gerekiyor.
(1) Dalgalı kur sistemi devam etmelidir. (2) Yüksek faiz ve ucuz dövize dayalı program bundan sonra istenilse de uygulanamayacağından, IMF'nin de desteği alınarak programda düzenlemeye gidilmelidir.
(3) Döviz kurlarında istikrarı sağlamak için, ülkeye spekülatif (döviz fiyatlarında hızlı inişe ve çıkışa yol açacak) döviz hareketini dizginleyecek vergi tebirleri uygulamaya konulmalıdır. (4) Ucuz dövize değil, ihracata dönük, üretime dönük (bugüne kadar Asya ülkelerinde örnekleri başarı ile uygulanan) yeni bir program hazırlanmalıdır.
(5) Yeni programın hedefi, ihracata dönük üretim artışını teşvik etmek olmalıdır. Tarım ve imalat sanayiinde üretim ve istihdam artışı ihracata bağlıdır.
(6) Yeni bir sanayileşme stratejisi bir an önce ortaya konulmalı, Türk ekonomisinin geleceğini olumlu etkileyebilecek ana sektörler belirlenmelidir. IMF'nin de desteğini alarak yeni bir program hazırlanmalı.
Prof. Dr. Fatih Özatay (Eski MB Başkan Yrd.)
Bugün gördüğümüze benzer hareketler 2004'de de oldu. O zamanki dalgalanmada kuvvetli bir program vardı. Dış kaynaklı tek bir belirsizlik vardı, AB tarih verecek mi, vermeyecek mi? AB tarih verince de tüm belirsizlikler ortadan kalktı.
Şimdi, yine kuvvetli program var fakat şu anda birçok belirsizlik kaynağı da var. Bunlar, yine AB süreci, İran'la ilgili kaygılar, petrol fiyatları, cari işlemler açığı, en önemlisi cumhurbaşkanlığı dolayısıyla bir siyasal gerginlik beklentisi... İran'la ilgili bir şey yapamayız. Ama diğer etkenlerle ilgili yapılacak şeyler var. Özellikle cumhurbaşkanlığı ile ilgili gerginlik yaşanması engellenebilir.
Programı devam ettireceğiz. İki artan cari işlemler açığına çözüm bulmaya çalışacağız. Bu da mikro reformlarla olabilecek bir şey. Çünkü cari açık yüksek. Rekabet gücümüzü artırıcı mikro önlemler paketi açıklanabilir. Ama ara malı ithalatına kısıtlama kesinlikle olmamalı. Programı devam ettireceğiz ama mikro reformlarla güçlendireceğiz.
Doç. Dr. Hasan Ersel
Enflasyonun yükselmesini önleyebilmek için yapılması gereken iç talebin denetlenmesi. Maliye politikasında da yapılacak şeyler var. Bazı harcamaları durdurmak ya da ertelemek böylece hükümetin olayın farkında ve içinde olduğunu kanıtlamaktır. Öte yandan AB sürecinde önemli sorunlar olduğu açıktır. Bu konuda hükümetin tavrının ve programının açıklığa kavuşması gerekir.
Tabii akla şu gelebilir: AB ile olan ilişkiler stratejik davranış gerektiriyor. Kıbrıs sorununa ilişkin belli bir gelişme hükümeti belli bir tavrı almaya itecektir. Bunlar da önceden kamuoyuna açıklanabilir nitelikte değildir. Doğrudur. Bu konuda yapılması gereken kamuoyunu bilgilendirmektir, fazlası değil. Ama o noktanın gerisinde olduğumuzu düşünüyorum. Ancak iktisadi kararlar açısından daha önemli olanı, Türkiye'nin AB süreci içinde yapması gereken reformları yapmakta kararlılığını inandırıcı bir biçimde ortaya koymasıdır. Sanırım son bir yılın iktisat politikasının en aksayan yönü buydu.
Prof. Dr. Hurşit Güneş (Milliyet yazarı)
Uluslararası dalgalanmalara elbette tamamıyla bağışık olunamaz. Cari açığı da kısa vadede ortadan kaldırmak zor. Üstelik petrol fiyatlarının geldiği nokta ortaya çıkan cari açığın çok önemli bir nedeni. Ancak duruma kayıtsız da kalınamaz.
Cari açıkta reel olarak değer kazanan ulusal para ile aşırı yüksek büyüme yapısının etkisi var. Dolayısıyla cari açık da, ya büyüme daraltılarak, yani sıkı para ve maliye politikalarıyla frenlenebilir, ya da sürekli kur artışlarının getireceği ihracat gelişmesiyle. Ya da her ikisiyle. İlk önlem zaten gündemde. İkincisinin ise enflasyonist beklentileri körüklediği ortaya çıktı. Yani çözüm kolay değil.
Yine de maliye politikasında faiz-dışı harcamalarda alınabilecek mesafe var. Para politikası da yeni gelişmelere göre sıkıldı. Kur tarafında ise malum fazlasıyla bir düzeltme yaşandı. Yani kısa vadede durum çok olumsuz değil. Yakın zamanda kur da istikrara kavuşursa, dengeler sağlanabilir. Ancak bu konuda Merkez Bankası'nın cesaretli olması gerekiyor.
Politik belirsizliği ortadan kaldırmak için bir cinneti önlemek gerekiyor. Başbakan Köşk'e çıkmayı kafasına koymuş. Ancak bu takıntı da ülkede gerginlik yaratıyor. İşte ekonomi biliminin buna çözüm bulması olanaksız.
Prof. Dr. Korkut Boratav
Diyelim ki, 1990'lı yılların ikinci yarısında başarıyla uygulanan bir politika öğesine dönüşü önerdiniz: "Merkez Bankası reel döviz kurunu hedeflesin"... Hatırlatalım ki, bu politikanın katkısıyla Gümrük Birliği'nin ithalatı patlatıcı etkileri ertelenebilmiş; sanayinin ithalata bağımlılığı artmamış; cari işlem açığı hızlı büyüme yıllarında dahi milli gelirin yüzde 1,5'ine ulaşmamıştı. Bu öneri, etkili çevrelerde saygınlık kazandığı takdirde kopacak fırtınayı düşünebiliyor musunuz?
Zira günümüzde tartışma-dışı kabul edilen bir dizi "politika parametresi" (veya "saplantı") vardır. Bazılarını sayalım: "Merkez Bankası'nın bağımsızlığı ve sadece fiyat istikrarıyla görevli olması", "dalgalı kur", "enflasyon hedeflemesi", "İMF çıpası", "uluslararası rating kuruluşlarının değerlendirmeleri", "piyasaların (özellikle borsanın) tedirgin edilmeme zorunluluğu"...
"Reel kur hedeflensin " önerisi, son derecede sıradan ve tamamen düzen-içi bir seçenek olmasına rağmen, sıraladığım dokunulmaz saplantıların herbirini şu veya bu biçimde ihlâl edecektir. İktisat politikaları tartışmalarının "meşruiyet sınırları"nı tanımlayan bu tür kısıtları peşinen reddetmeden ciddi bir seçenekler tartışması sürdürülemez.
Osman Ulagay (Milliyet yazarı)
Genel seçimin ufukta göründüğü bir dönemde hükümete, "iç siyaseti bırakın, dış dünyadaki gelişmelere odaklanın" diye tavsiyede bulunmanın ilk bakışta pek gerçekçi görünmeyeceğini biliyorum. Ancak başka çıkar yol da yok gibi geliyor bana.
Böyle düşünmemin temel nedeni, dünya ekonomisinin ve finansal piyasaların çok kritik ve belirsizliklerle dolu bir döneme girmiş bulunması. Bu sürecin henüz başındayız ve daha da ağır dış şoklarla karşılaşabiliriz. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidarda bulunduğu dönemi, çok olumlu dış konjonktür nedeniyle oldukça iyi geçiren Türkiye ekonomisi, bu kez olumsuz dış konjonktür nedeniyle ciddi darbeler yiyebilir. Türkiye ekonomisinin büyük ölçüde dış kaynağa bağımlı bir ekonomi olması ve büyük boyutta dış açık vermesi, dış şoklardan etkilenme olasılığını daha da artırıyor.
Türkiye işte bu nedenle büyük risk altında. Bu kritik dönemi fazla zarar görmeden atlatmak için dünyadaki gelişmeleri çok yakından izlemek ve ekonominin bütün aktörlerini, toplumun bütün kesimlerini olası şoklara karşı hazırlamak gerekiyor. Hükümetin ucuz iç politika açılımlarını bir süre için unutup, kaybettiği güveni yeniden kazanması şart. Piyasaların güvenini kazanmadan atılacak hiçbir adım başarılı olamaz ve sonunda siyaseten kaybeden de iktidar partisi olur.http://www.milliyet.com.tr/2006/06/20/ekonomi/axeko02.html
| ||||||||||||||
|
| ||||||||||||||