2008’i arayacağız-MAHFİ EĞİLMEZ
11.11.2008Geçtiğimiz hafta içinde IMF, dünya büyümesine ilişkin tahminlerini revize etti. Revize tahminleri gösteren tabloyu aşağıda sunuyorum (parantez içindeki sayılar eksi olarak
okunmalı.) IMF’nin 2008 ve 2009 için yaptığı revize tahminler (RT) Ekim ayında yayımlanan Dünya Ekonomik Görünümü Raporunda (WEO) yer alan tahminlere
göre daha kötümser bir gidişi işaret ediyor. Zaten IMF, açıklamasında dünyadaki bozulmanın hızlanmakta olduğunu da ifade ediyor. ABD’de ve Avrupa’da başlayan ve dünyanın geri kalan bölgelerine de yayılan daralma eğilimi, hane halklarının tüketim harcamalarını azaltmasıyla daha da hızlanıyor. İnsanlar işlerin kötüye gideceğini beklemeye ve o nedenle gelecekteki kötü günleri düşünerek hareket etmeye karar verdiğinde daha az harcamaya yöneliyor ve bu yöneliş sonuçta ekonomik faaliyetin daralmasını hızlandırıyor. Tabloya baktığımızda en dikkati çeken şeylerden birisinin enflasyondaki gerileme tahmini olduğunu görebiliyoruz. Bu eğilim talebin daraldığı bir ortamda normaldir. Krizle birlikte piyasalara saçılan para ve merkez bankalarının ortalığa döktükleri likiditeye karşın bu adımların bir canlılık yaratmasının beklenmediği anlaşılıyor. Yani deflasyonist bir gidiş beklentisi var. O nedenledir ki IMF, ekonomiyi canlandırmakta para politikası önlemlerinin yeterli olmayacağını, ekonomileri canlandırmak için maliye politikası önlemlerinin de bir koordinasyon içinde hızla alınıp yaşama geçirilmesini öneriyor.
Ekim ayında yayımlanan Dünya Ekonomik Görünümü Raporu’nda, 2009 yılı için
yapılmış bulunan ortalama 100 USD/varillik petrol fiyatı tahmini de 68 USD/varil olarak
revize edilmiş bulunuyor. Petrol fiyatı, daha birkaç ay önce çıktığı 150 dolar / varillik
fiyatın yarısı düzeyinde seyrediyor. Aynı düşüş eğilimi metal fiyatları ve gıda fiyatları için de geçerli. Bu gerilemeler enflasyon tahmininin düşmesinde rol oynayan etkenler arasında sayılabilir. Önemli malların fiyatlarındaki bu gerilemeler bizim gibi bu malların ithalatçısı ülkeler için bir yandan iyi haber gibi görünmekle birlikte bir yandan da dünyada talep canlılığının ne kadar düştüğünü ortaya koyduğu için ihracat açısından endişe verici bir gidişi temsil ediyor. Bir yandan ucuzlayan mallar nedeniyle ithalat faturamız düşerken bir yandan da malımızı sattığımız ülkelerdeki talep daralmaları yüzünden ihracatımız düşecek. Hangisinin daha hızlı daralacağı ise, bizim cari açığımızın durumunu belirleyecek.
TÜİK, eylül ayı sanayi üretiminin genelde yüzde 5.5, imalat sanayisinde yüzde 6.4 gerilediğini açıkladı. Böylece üçüncü çeyrek sanayi büyümesi eksi yüzde 2.1 ve ilk 9 ayın sanayi büyümesi artı yüzde 2.7 olarak gerçekleşmiş bulunuyor. Geçen yılın ilk 9 aylık sanayi büyümesi artı yüzde 5.7 idi. Ekonomimiz dünya ekonomisine paralel olarak hızla küçülmeye doğru ilerliyor.
Gelişmeler 2009 yılında 2008 yılını mumla arayacağımızı ortaya koyuyor.

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&ArticleID=907841&Yazar=MAHFİ%20EĞİLMEZ&Date=11.11.2008&CategoryID=101


Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2004'te yüzde 10.3 olan işsizlik oranını 2005 yılı için de yüzde 10.3 olarak açıkladı. Buna göre işsizlik oranı 4 yıldır yüzde 10'un altına düşürülememiş bulunuyor. Oysa krizden çıkışın başlangıcı olarak 2003 yılını alsak bile 3 yılda işsizlik oranında azalmanın başlaması gerekiyordu. Böyle bir gelişmenin olmaması ilk bakışta ekonominin mevcut kapasitesiyle büyüdüğünü, yeni istihdam yaratacak yeni yatırımlara girilmediğini gösteriyor. İşsizlik oranının yüksekliği ayrıca ücret pazarlıklarında da işgücü aleyhine baskı yaratıyor ve reel ücret artışlarını sınırlıyor. Bunun sonucunda yatırımdan çok işsizlik ve reel ücret düşüklüğüne bağlı bir verimlilik artışı ortaya çıkıyor. İşsizliğin eğitimliler arasında daha yüksek oranlara varması da bir başka sorun. Okuryazar olmayanlarda işsizlik oranı yüzde 4.5, ilk ve ortaokul mezunlarında yüzde 9.6 iken lise ve dengi okul mezunlarında yüzde 13.6, üniversite mezunlarında ise yüzde 10.2. Her ne kadar kriz sonrasında işsizlik oranındaki düşüşün zaman alacağını söylemiş olsam da aradan geçen 3 yıllık zamanın yeterli bir süre olmasına karşılık işsizlikte bir azalmanın ortaya çıkmadığı anlaşılıyor. Yani Türkiye ekonomisi son 3 yılda işsizlik sorunu için çözüm üretememiş bulunuyor. Sorun, bu kadar süre geçmesine ve büyümede sağlanan artışa karşın çözüm yoluna girmediğine göre önümüzdeki döneme cari açıkla birlikte damgasını vuracak en önemli konulardan birisi haline gelmiş görünüyor. Üstelik dışarıdan bakılınca birbiriyle doğrudan ilgisi yokmuş gibi görünen bu iki sorunun birbirini büyütecek gelişmelere gebe olduğunu söylemek kehanet olmasa gerek.
