|
Süreyya Serdengeçti ODTÜ'de para teorisi dersimde öğrencim olmuştu. Merkez Bankası'ndaki çalışmalarını uzaktan izliyor, o riskli ve çok zor günlerde Merkez Bankası tarafından alınan kararları takdirle, doğrusunu söylemek gerekirse zaman zaman da ürkerek takip ediyordum. Çok riskli bir ortam, her an beklenmedik bir gelişme yaşanabilir ve etkisini gecikmeli olarak gösteren bir para politikası kararı, herşeyi mahvedebilirdi. Ancak daha sonraları bu korkumun yerinde olmadığını, Merkez Bankası'nın kriz yönetiminde pekçok ülkenin başaramadığını başarabilecek donanıma sahip olduğunu anladım. Bankanın başında da eski bir öğrencim, Süreyya Serdengeçti bulunuyordu. Başarısında fazla bir katkım olmasa da, onunla daima gurur duydum. Hiçbir zaman eğilip bükülmedi, bütün eleştirilere rağmen dimdik, "demir başkan" niteliğini korudu ve doğru ne ise onu yaptı. Kendisi liyakat, deneyim, başarı, dürüstlük unsurlarının hepsini şahsında barındırıyor. 26 yıl Merkez Bankası'nın her kademesinde görev almış, AB ve ABD Merkez Bankacılığı'ndan çok farklı olan Türk Merkez Bankacılığı'nı çok iyi kavramış bir insan. İstikrarın olmazsa olmaz şartı olan "güven" ortamını yaratmadaki rolü yadsınamaz. Başarılı insanların harcanmaması, tam tersi görev süresi uzatılarak başarısının devamının sağlanması ülke menfaati için büyük önem taşımakta. Kriz dönemini, ülkeyi bir hiperenflasyona sürüklemeden nasıl atlattığımızı ve bunda Merkez Bankası'nın katkısını kısaca hatırlamakta yarar var. Kasım 2000 krizi öncesi vade uyumsuzluğu (güven eksikliği nedeniyle Kamunun borçlanma vadesi 1 aya inmişti) ve pozisyon açıkları (Eylül 2000'de bankacılık kesimi pozisyon açığı 18 milyar dolar), Şubat 2001 krizi öncesi ise görev zararları yanında açık pozisyonlar nedeniyle hem faiz, hem de kur riski taşıyan bir bankacılık sistemi bulunmaktaydı. Krizlerin gelişimi şu şekilde özetlenebilir: Krizler, açık pozisyonu olan kesimlerin dövize hücumu ile tetiklenmiş; TCMB aşırı boyutta döviz satmak durumunda kalmış, piyasadan satılan dövizin karşılığı TL çıkışı yaşanmış, bunu likidite sıkışıklığı ve faizlerin aşırı tırmanışı izlemiş. (Merkez Bankası'nın o sırada piyasayı fonlamamasının bir nedeni, çıkan paranın dövize yönelmesi endişesi idi). TCMB döviz rezervi Şubat 2001 ortasında 27.6 milyar dolardan nisanda 18.8 milyar dolara gerilemiş, rezerv kaybı 8.8 milyar dolar olmuştu. Yalnız 19-22 Şubat aralığında TCMB 5 milyar dolar rezerv kaybetmişti (bu, 3.5 milyar YTL'nin piyasadan çekilmesi anlamına gelmekteydi. O dönemde para tabanının sadece 5.5 milyar YTL olduğunu düşünürsek, bu büyük bir likidite sıkışıklığı demekti). 22 Şubat 2001'de dalgalı kura geçildi, aynı gün hem kur hem faiz yükselmeye başladı (gecelik faiz yüzde 120; bono faizi yüzde 200-bileşik-). Görev zararı diye adlandırılan kamunun kamu bankalarına olan borcu, 2001 Nisan itibariyle 15 katrilyon olup, Hazine bu borcu pazarlanamayan devlet iç borçlanma senedi (DİBS) vererek kapatmıştı. Merkez Bankası 26 Şubat 2001 tarihinde kriz yönetimi çerçevesinde; Kamu bankalarını fonlama, kısa vadeli faize Bankalararası Para Piyasası'nda kotasyon vererek tavan koyma ve bankalara döviz depo işlemleri yoluyla, aktif müdahaleye başladı. Kamu ve fon bankalarının günlük likidite ihtiyacı 16 Mart 2001 tarihi itibariyle 21.7 milyar YTL idi (5.5 milyar YTL olan para tabanının 4 katı). Paranın çevrilememesi sonucu sistem kilitlendi ve şubat krizi yaşandı. Nisan 2001'de kamu ve fon bankalarının likidite gereksiniminin yüzde 41'i, mayıs sonu itibariyle yüzde 91.5'i Merkez Bankası kaynaklarından karşılandı. Kriz boyunca Merkez Bankası zaman zaman döviz satmak durumunda kalarak karşılığındaki TL'yi piyasadan çekmiş, bazı dönemlerde de görev zararları ve fon bankaları ile ilgili olarak yaratılan likidite sıkışıklığını gidermek amacıyla bankaları fonlamak durumunda kalmıştı. Döviz satınca net dış varlıklar (NDV), buna bağlı olarak da net dış varlıklar ve net iç varlıkların (NİV) toplamı şeklinde hesaplanan para tabanı (PT) azalır. Merkez Bankası bunu hemen açık piyasa işlemleri (APİ) ile telafi yönüne gitmezse ekonomi daralmayla karşı karşıya kalabilir. Kamu ve fon bankalarının rehabilitasyonu amacıyla yapılan fonlama ise aşırı parasal genişlemeye, hatta hiperenflasyona neden olabilirdi. Aşağıdaki şekillerde de görüldüğü gibi Merkez Bankası gerekli önlemleri zamanında alarak net dış varlıklar ve net iç varlıklarda yaşanan dalgalanmaları sterilize etmeyi başarmış ve ülkenin likidite ölçütü olarak bilinen para tabanının kriz döneminde bile istikrarlı seyrini korumasını sağlamıştır (Şekil 1). Aşırı dalgalı kriz dönemini takiben, Şubat 2002'den itibaren parasal istikrarın sağlandığı Şekil 2'de görülebilmektedir. Bu kanımca büyük bir başarı öyküsüdür. http://www.dunyagazetesi.com.tr/news_display.asp?upsale_id=255735&dept_id=80 | |
