‘Unakıtan Yumurta’ya Kemal Abi paranteziyle 10 puan KDV indirimi


SON günlerde Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın oğlu Abdullah Unakıtan’ın ‘Unakıtan Yumurta’yı vitrine çıkarmasıyla çok sık konuşulan pastorize yumurta konusunda, KDV yönünden de ilginç bir durum var. Bir kararname ile likit ve pastorize yumurtanın KDV’si, yüzde 18’den yüzde 8’e indirildi.

Temel gıda maddelerinden bazılarında örneğin peynir tozu, süt tozu, pekmez, pestil, tahin helva, su ve maden suyunda KDV indirimi yapılırken, listeye parantez içinde, likit ve pastorize yumurtalar da dahil edildi. Bilmeyenler için açıklayalım. Daha önce, yumurta, yüzde 8 KDV’ye tabi iken, likit ve pastörize yumurta yüzde 18 oranında KDV’ye tabi tutuluyordu.

2004/8301 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren, likit ve pastorize yumurtanın, yüzde 18 olan KDV’si yüzde 8’e indirildi (Bkz. 29 Aralık 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan, 27.12.2004 tarih ve 2004/8301 sayılı Kararname). Yukarıda da belirtildiği gibi, daha önce, yüzde 8 KDV’ye tabi olan temel gıda maddeleri arasında sadece yumurtaya yer verilmişti. 2004/8301 sayılı Kararname ile yumurtanın yanına, parantez içinde ‘likit ve pastorize olanlar dahil’ ibaresi eklendi. Böyle olunca, likit ve pastörize yumurtanın KDV’si yüzde 18’den 8’e inmiş oldu.

LİKİT ŞEKER VE YUMURTA

Bu arada, temel gıda maddeleri ile ilgili II sayılı listede, ilginç bir çelişki göze çarpıyor.

Kristal ve kesme şeker, yüzde 8 KDV’ye tabi iken, likit şeker yüzde 18 oranında KDV’ye tabi tutuluyor.

Yumurtada ise olay farklı. Yumurta da yüzde 8 oranında KDV’ye tabi,
likit ve pastorize yumurta da!..

DİĞER ÇELİŞKİLER

KDV oranları ile ilgili listeleri taradığımızda, aşağıdaki çelişkiler de göze çarpıyor.

Öğrenci yurtları, yüzde 8 KDV’ye tabi. Buna karşılık Huzurevleri, yüzde 18 KDV’ye tabi tutuluyor. Oysa huzurevi de yurt benzeri bir olay. Hatta huzurevindekilerin, daha çok korunmaya ihtiyacı var.

Gazete ve dergiler yüzde 1 KDV’ye tabi iken, bunların kağıtları yüzde 8, yazarların telif ödemesi ise yüzde 18 KDV’ye tabi.

Kuru çayın paketlenmiş satışı yüzde 8, açık ve dökme olarak satışı ise yüzde 18 KDV’ye tabi tutuluyor.

Sebze ve meyvelerin, tazesi, konservesi, turşusu, salamurası ve kurutulmuşu yüzde 8, dondurulmuşu yüzde 18 KDV’ye tabi.

Cetvel, silgi, kalem ve kalemtraş yüzde 8, okul önlüğü, okul çantası ve beslenme çantası yüzde 18 KDV’ye tabi iken; pırlanta, elmas, yakut ve incinin KDV’si yüzde sıfır!..

Sofra tuzu da yüzde 18, havyar da yüzde 18 KDV’ye tabi!...

Kefen bezi de yüzde 18, lüks mağazadan alınan kıyafet de yüzde 18 KDV’ye tabi tutuluyor.

Lokantaların, toptancı halden meyve ve sebze alırken ya da et, un, nohut, mercimek ve fasulye alırken ödediği KDV, yüzde 1, müşteriden hesap alırken tahsil ettiği KDV yüzde 18 oluyor.

Film sinemada izlenirse yüzde 8, evde DVD ve VCD’den izlenirse yüzde 18 KDV ödeniyor.

Turizm de KDV; Fransa’da yüzde 5.5, Portekiz’de yüzde 5, İsviçre’de, yüzde 3,6 Hollanda’da yüzde 6, İspanya ve Polonya’da yüzde 7 ve çoğu Avrupa ülkesinde, normal KDV oranının üçte biri ya da yarısı iken Türkiye’de yüzde 18 KDV uygulanıyor.

Saymakla bitmez

KDV konusunu bir fıkra ile noktalayalım.

Acıkmış bir şekilde eve dönen küçük Arda, annesine sorar;

- Anneciğim akşama ne var?

- Saymakla bitmez oğlum

Arda sevinir ve ‘Güzel, nelermiş bunlar?’ diye sorduğunda, annesi yanıtlar;

- Pirinç pilavı...

KDV ile ilgili çelişkiler de saymakla bitmez.

Bugünlerde, vergilerle ilgili değişiklikler gündemde, yukarıda belirtilen çelişkilere de bir el atılırsa, çok iyi olacak...

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3940967.asp?yazarid=82


Cezalar kesiliyor ama ödeyen yok

HER yıl milyarlarca YTL'lik ceza kesiliyor ama bunun çok az bir kısmı tahsil edilebiliyor.

2005 yılında da; yargı para cezası, idari para cezası, trafik para cezası vs. olarak 8 milyar 874 milyon YTL ceza tahakkuk etmiş, fakat bunun yüzde 20'si ancak tahsil edilebilmiş.


VERGİ CEZASININ YÜZDE 4'Ü

Vergi cezalarına gelince, durum daha vahim. Önce, son 3 yılda, tahakkuk eden ve tahsil edilen ceza tutarını gösteren tabloya bir bakalım.

Tablodan da fark edileceği gibi, tahakkuk eden vergi cezalarının, http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=1068983yaklaşık yüzde 4'ü tahsil edilebiliyor.

KESİLEN VE ÖDENEN

Konunun yabancısı olanlar için, kısa bir açıklama yapalım.

Vergi inceleme elemanları, her yıl mükelleflerin yaklaşık yüzde 2'sini inceliyorlar. İnceleme sonucu buldukları, eksik bildirilen ya da hiç bildirilmeyen tutar varsa buna "matrah farkı" deniliyor.

Bulunan matrah farkı üzerinden, vergi daireleri vergi ve ceza kesiyor.

Mükelleflerin büyük kısmı, gelen vergi ve ceza için "uzlaşma" istiyorlar. Belli bir tutarda anlaşmaya varılırsa, anlaşmaya varılan o tutar
tahakkuk ediyor.

Bir kısmı da itiraz ediyor. İtiraz edenlerin (dava açanların), davayı kaybetmeleri halinde, kesinleşen vergi ve ceza tutarları,
tahakkuk ediyor.

Uzlaşma ya da dava sonucu ya da dava açılmadığı için kesinleşen cezalara "tahakkuk eden ceza tutarı" deniliyor (Buna gecikme faizi veya gecikme zammı dahil değil).

Tahakkuk eden yani kesinleşen cezaya karşı, dava açma hakkı da yok. Ödenmesi gerekiyor.

Tabloda belirtilen bu cezaların, son üç yıldır ancak yüzde 4'ü tahsil edilebilmiş!..

Özetle,
kesinleşen cezanın büyük kısmı uzlaşma veya dava açma yolu ile kalkıyor. Kalan yani tahakkuk eden 5-6 milyar YTL'lik cezaların da ancak yüzde 4'ü tahsil edilebiliyor.

DAHA KÖTÜSÜ DE VAR

Şimdi bunu okuyunca "Demek kesinleşen cezaların çoğu uzlaşma ya da yargıda kalkıyor. Kalkmayıp kesinleşenlerin de yüzde 4'ü tahsil edilebiliyor. Eyvah durum çok kötü..." diye düşünebilirsiniz.

Daha kötüsü de var. Anayasa Mahkemesi 20 Ekim 2005 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan kararı ile "vergi ziyaı" cezasını iptal etti. Buna bağlı olarak, "vergi kaçakçılığı" para cezası da iptal oldu.

Yakında yeni bir yasa çıkartılıp, geriye dönük ve öncekine göre hafifletilmiş bir vergi cezası getirilecek. Geriye dönük olması nedeniyle, bu ceza da Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilirse, 2001, 2002, 2003, 2004 ve 2005 yılları, 2006'da ve izleyen yıllarda incelenip, matrah farkı bulunduğunda, hiç vergi cezası kesilemeyecek. Kesilenler de kalkacak!..

Vergi kaçırana, vergi cezası kesilemeyince, vergisini ödeyenlerin de kafası iyice karışacak...

Özetle, fıkra gibi bir olay!...

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=3930829&yazarid=82


Gelir vergisi komedisi

KOMEDİSİ diyorum ama aslında dramı...

2005 yılı, gelir vergisi tahsilat rakamları belli oldu. Sonuçlar; "güleriz, ağlanacak halimize" dedirtecek cinsten.


Vergi oranları indirilecek olanlar, bakın ne yapmışlar.

KOMEDİDEN BAZI SAHNELER

2005 yılının 12 aylık döneminde, tahsil edilen vergilerin tamamı ve gelir vergisinin ayrıntısı, tabloda gösterilmiştir.

Gelin, hep beraber tabloyu inceleyelim.

800 bin mükellef verginin binde 1'ini ödüyor

Basit usule tabi mükellef sayısı, yaklaşık 800 bin kişi. Bunların tamamının 2005 yılında ödediği gelir vergisi 107 milyon 622 bin YTL.

Kişi başına ayda ödedikleri vergi ise yaklaşık 10 YTL!..

Peki... 800 bine yakın bu mükellefler, toplam vergi gelirlerinin yüzde kaçını ödemiş olabilirler. Tabloya bakın:

2005 yılı toplam vergi gelirleri 119 milyar 254 milyon YTL

800 bin mükellefin ödediği gelir vergisi 108 milyon YTL

Ödenen verginin toplam vergi gelirlerine oranı binde 1.

1.7 milyon mükellef, verginin yüzde 2'sini ödüyor

Gelirlerini yıllık beyanname ile bildiren yaklaşık 1 milyon 700 bin mükellef var. Konfeksiyoncu, mobilyacı, kırtasiyeci, kitapçı, gözlükçü, lokantacı, doktor, avukat, mimar, nakliyeci, şirket ortağı, kira geliri olanlar ve benzeri kişilerden oluşan bu mükelleflerin sayısı 1 milyon 700 bin kişiyi buluyor. Peki... 2005 yılında bunlar ne ödemişler, bir bakalım;

2005 yılı toplam vergi geliri 119 milyar 254 milyon YTL

1 milyon 700 bin mükellefin ödediği gelir vergisi 2 milyar 72 milyon YTL

Kişi başına ödenen aylık gelir vergisi ayda 100 YTL

Gelir vergisinin toplam vergi gelirine oranı: yüzde 1.74

Görüldüğü gibi, beyannameli mükelleflerin 2005 yılında ödedikleri gelir vergisinin, toplam vergi gelirlerine oranı yüzde http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=10485052 bile değil!..

Tablodan da fark edeceğiniz gibi, toplam gelir vergisinin yüzde 90'ı kaynakta vergi kesintisi (stopaj) yolu ile ücretlilerden, faiz ve repodan, kiradan vs. toplanmış.

Ne dersiniz, "gelir vergisi komedisi" demekte haksız mıyız?

Ücretlilere müjde

PERŞEMBE günü "Ücretlilerin Suçu Ne?" başlığı altında, şirketlerin ve beyannameli vergi mükelleflerinin vergi oranları indirilirken, ücretlilere indirim yapılmayışına dikkati çekip, "Ücretlilerin suçu ne?" diye sormuştuk. Dün Kanat Atkaya da "Ücretli İsyanlarda: Güney Yarımküre'ye Gideceğim" başlıklı yazısında, aynı konuyu akıcı üslubuyla ele almıştı.

Çalışanları ayağa kaldıran bu gelişmeler üzerine, Başbakan Erdoğan'ın Maliye Bakanı'na "Yeniden bir bakalım, bir daha gözden geçirelim Kemal Bey" diye talimat verdiğini, Maliye Bakanı'nın da "Notumu aldım, değerlendireceğiz efendim" dediğini dünkü Hürriyet'te okudunuz.

Şimdi sıra, ücretlilere verilecek, oran indirimi müjdesinde...

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=3918330&yazarid=82


Ücretlilerin suçu ne

ÖNÜMÜZDEKİ günlerde, vergi oranları indirilecek. Ancak, bu indirimin ücretlilere bir faydası olmayacak. Bilmeyenler için, yapılacak indirimi kısaca özetleyelim.


Anonim ve limited şirketlerin, kurumlar vergisi oranı, yaklaşık yüzde 33 aşağı çekilerek, yüzde 30'dan 20'ye indirilecek. Şirketler ve ortakları açısından sevindirici bir olay...


Konfeksiyoncu, mobilyacı, kitapçı, kırtasiyeci, ayakkabıcı, bakkal, manav, yedek parçacı, saatçi, gözlükçü, kuaför, lokantacı, büfeci, tamirci, nakliyeci, inşaatçı, avukat, doktor, mimar ve kira geliri olanlar gibi gelir vergisi mükelleflerinin, en düşük vergi oranı, yüzde 25 aşağı çekilerek, yüzde 20'den 15'e indirilecek. Tavan oran ise, yüzde 40'dan 35'e indirilecek. Bu da beyannameli mükellefler açısından sevindirici bir olay...

Ücretlilere gelince... Onlara indirim yok. Daha açık bir anlatımla, kurumlar vergisi mükellefleri ve beyanname veren gelir vergisi mükelleflerinin, vergi oranları indiriliyor. Ücretlilerin vergi oranı ise aynı kalıyor yani indirilmiyor. Hatta, 2006 yılında, geliri belli sınırı aşan ücretlilerin, ödeyeceği gelir vergisi artıyor.

İLGİNÇ ÇELİŞKİLER

Bu konuda, bazı kıyaslamalar yapmak istiyoruz.

1- Ücret gelirleri, kaynakta vergilendirildiği için, vergi kaçırma olanağı yok. Oysa diğer gelirler, beyana dayalı olarak vergilendirildiğinden, vergi kaçırma olanağı var.

2- Otomobili olan şirket ya da defter tutan gelir vergisi mükellefi, otomobilin tüm giderlerini masraf yazıp, kazancından düşebiliyor. Otomobili olan ücretli, giderlerinin tamamını, cebinden karşılıyor.

3- Şirket yetkilisi ya da defter tutan gelir vergisi mükellefi, lokantada yemek yiyor ve iş yemeği diyerek, masraf yazabiliyor. Uçağa, otobüse ya da trene biniyor, otelde yatıyor, "işle ilgili" diye bunları da masraf yazıp, kazancından düşebiliyor. Ücretlinin bu tür bir olanağı yok .

4- Bazı şirketlerde; eş ve çocuğa verilen otomobiller, şirkete kaydediliyor. Tüm giderleri, şirketin defterine masraf yazılıyor. Üniversitelerde, otomobili olan öğrencileri çevirip, ruhsatına baksak; çoğunun bir şirkete kayıtlı olduğu görülür. Oysa, ücretlinin, eş ve çocuğu için, bu tür bir olanağı yok.

5- Alınan gömlek ve kravatlar, eşantiyon gösterilip masraf yazılabiliyor. Bilgisayar, kırtasiye ve bazı eşyalar, firmaya alınmış gösterilebiliyor. Ücretlinin bu olanağı da yok.

Çelişkiler, ücretliler aleyhine uzayıp gidiyor.

VERGİ ARTIYOR

- Vergi oranları indirilirken, ücretlilere uygulanan vergi oranlarında bir puan dahi indirim yapılmaması, ciddi bir eksiklik ve haksızlık olarak göze çarpıyor.

- Özellikle asgari ücretlide ve düşük gelirlerde, oran indirimi yapılması gerekirdi.

- İlk dilim olan 7 bin YTL, yasa değişmese, daha yüksek olacaktı.

- Aylık 6 bin YTL, yıllık 72 bin YTL ücret geliri olanın, ödeyeceği gelir vergisi artarken, aynı geliri elde eden beyannameli mükellefin ödeyeceği vergi azalıyor.

Şirketlerin vergisi yüzde 33 indiriliyor. Beyannameli mükelleflerin ise ilk dilimde vergileri yüzde 20 indiriliyor. Öte yandan, ücretlilerde bir puanlık indirim dahi yapılmıyor. Hatta, belli sınırı aşan ücretlerde, ödenecek vergi artıyor.

Peki... Ücretlilerin suçu ne?

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=3908038&yazarid=82

 

KOMEDİSİ diyorum ama aslında dramı...

2005 yılı, gelir vergisi tahsilat rakamları belli oldu. Sonuçlar; "güleriz, ağlanacak halimize" dedirtecek cinsten.


Vergi oranları indirilecek olanlar, bakın ne yapmışlar.

KOMEDİDEN BAZI SAHNELER

2005 yılının 12 aylık döneminde, tahsil edilen vergilerin tamamı ve gelir vergisinin ayrıntısı, tabloda gösterilmiştir.

Gelin, hep beraber tabloyu inceleyelim.

800 bin mükellef verginin binde 1’ini ödüyor

Basit usule tabi mükellef sayısı, yaklaşık 800 bin kişi. Bunların tamamının 2005 yılında ödediği gelir vergisi 107 milyon 622 bin YTL.

Kişi başına ayda ödedikleri vergi ise yaklaşık 10 YTL!..

Peki... 800 bine yakın bu mükellefler, toplam vergi gelirlerinin yüzde kaçını ödemiş olabilirler. Tabloya bakın: /_newsimages/1048505.jpg

2005 yılı toplam vergi gelirleri 119 milyar 254 milyon YTL

800 bin mükellefin ödediği gelir vergisi 108 milyon YTL

Ödenen verginin toplam vergi gelirlerine oranı binde 1.

1.7 milyon mükellef, verginin yüzde 2’sini ödüyor

Gelirlerini yıllık beyanname ile bildiren yaklaşık 1 milyon 700 bin mükellef var. Konfeksiyoncu, mobilyacı, kırtasiyeci, kitapçı, gözlükçü, lokantacı, doktor, avukat, mimar, nakliyeci, şirket ortağı, kira geliri olanlar ve benzeri kişilerden oluşan bu mükelleflerin sayısı 1 milyon 700 bin kişiyi buluyor. Peki... 2005 yılında bunlar ne ödemişler, bir bakalım;

2005 yılı toplam vergi geliri 119 milyar 254 milyon YTL

1 milyon 700 bin mükellefin ödediği gelir vergisi 2 milyar 72 milyon YTL

Kişi başına ödenen aylık gelir vergisi ayda 100 YTL

Gelir vergisinin toplam vergi gelirine oranı: yüzde 1.74

Görüldüğü gibi, beyannameli mükelleflerin 2005 yılında ödedikleri gelir vergisinin, toplam vergi gelirlerine oranı yüzde 2 bile değil!..

Tablodan da fark edeceğiniz gibi, toplam gelir vergisinin yüzde 90’ı kaynakta vergi kesintisi (stopaj) yolu ile ücretlilerden, faiz ve repodan, kiradan vs. toplanmış.

Ne dersiniz, "gelir vergisi komedisi" demekte haksız mıyız?

Ücretlilere müjde

PERŞEMBE günü "Ücretlilerin Suçu Ne?" başlığı altında, şirketlerin ve beyannameli vergi mükelleflerinin vergi oranları indirilirken, ücretlilere indirim yapılmayışına dikkati çekip, "Ücretlilerin suçu ne?" diye sormuştuk. Dün Kanat Atkaya da "Ücretli İsyanlarda: Güney Yarımküre’ye Gideceğim" başlıklı yazısında, aynı konuyu akıcı üslubuyla ele almıştı.

Çalışanları ayağa kaldıran bu gelişmeler üzerine, Başbakan Erdoğan’ın Maliye Bakanı’na "Yeniden bir bakalım, bir daha gözden geçirelim Kemal Bey" diye talimat verdiğini, Maliye Bakanı’nın da "Notumu aldım, değerlendireceğiz efendim" dediğini dünkü Hürriyet’te okudunuz.

Şimdi sıra, ücretlilere verilecek, oran indirimi müjdesinde...

AB’de mükelleflere yaşam hakkı 06.10.05

İYİ niyetli mükellefleri koruyan ve onlara insanca yaşayabilme olanağı sağlayan düzenlemeler, AB ülkelerinin vergi yasalarında, özellikle yer alıyor.

GEÇİM İNDİRİMİ

AB ülkelerinde, medeni durum ile bağlantılı ‘en az geçim indirimi’ ya da başka adlar altında vergi indirimleri yer alıyor, insanın insanca yaşayabileceği asgari harcama tutarı örneğin yıllık 10-15 bin Euro, vergi dışı bırakılıyor.

Türkiye’de 1986 yılına kadar ‘genel indirim’ olarak uygulanan geçim indirimi, 3239 sayılı Kanunla 1 Ocak 1986’dan itibaren yürürlükten kaldırıldı. Ücretlilere ‘özel indirim’ adı altında uygulanan indirime de 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren son verildi. Ücretliler; gıda, giyim, eğitim, sağlık ve kira harcamaları nedeniyle, düşük oranda bir vergi iadesinden yararlanabiliyorlar.

AB ülkelerinde, çocuk sayısı ile bağlantılı vergi indirimleri var. Türkiye’de, çocuklara uygulanan geçim indirimleri, 1 Ocak 1986 tarihinden itibaren, yürürlükten kaldırıldı.

GİDER YAZMA

AB ülkelerinde, gider yazılabilecek harcamaların kapsamının geniş tutulduğu
göze çarpıyor.

Gider yazılabilecek harcamalar yönünden, AB ülkelerine kıyasla Türkiye’de kapsam sınırlı tutulmuştur. Bu da belge düzenini olumsuz yönde etkilemektedir.

EMEK VE SERMAYE FARKI

AB ülkelerinde, emek geliri elde edenler sermaye kazançlarına kıyasla düşük oranda vergilendirilmektedir.
Örneğin, vergi oranı İngiltere’de % 10’dan, Fransa’da yüzde 6,83’ten başlıyor.

Türkiye’de, sermaye gelirlerinden bir bölümü ya hiç vergilendirilmemekte ya da düşük oranda vergilendirilmektedir. Son olarak 5281 sayılı yasa ile 2005 yılı için yapılan düzenlemede, düşük gelir grupları yerine, yüksek gelir gruplarında, vergi oranı 5 puan indirildi. Bu da AB ülkeleri ile yapılan kıyaslamada, bir başka çelişki olarak göze çarpıyor.

VERGİ TARİFESİ

AB ülkelerinde, belirli tutara kadar olan gelirlerden hiç vergi alınmıyor.
Bu tutar genellikle 5000-6000 Euro civarında.

Türkiye’de, bazı gelirler için, 2005 yılında 800 YTL’ye kadar olan gelirden vergi alınmıyor.

AB ülkelerinde, vergi tarifesi sıfırdan ya da düşük bir orandan başlıyor.

Bu gibi düzenlemelerle, mükelleflere öncelikle yaşamlarını sürdürme olanağı sağlanıyor.

Türkiye’de gelir vergisi oranı; ücretlilerde yüzde 15, diğerlerinde yüzde 20’den başlamaktadır. Kurumlar vergisi ise tek oranlı olup, yüzde 30’dur. 25 Eylül 2005 günü, tablo halinde açıkladık; AB’ye yeni üye olan 10 ülkede, ortalama kurumlar vergisi oranı yüzde 15 civarında...

DOLAYLI VERGİLER

AB ülkelerinde, dolaylı vergilerin oranı, dolaysız vergilerden daha düşük. Bir ülkede, dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki oranının, dolaysız vergilerden yüksek olması, o ülkede vergi adaletinin olmadığını gösterir. Türkiye’de, dolaylı vergilerin oranı sürekli artmakta olup, 2005 bütçe verilerine göre yüzde 73’e ulaşmış durumda.

CUMARTESİ: AB VE TÜRKİYE’DE VERGİ YÜKÜ


 

Vergi sistemimiz ve AB ülkeleri  05.10.05

    

skizilot@yaklasim.com 

 

AVRUPA Birliği’ne geçiş sürecinde, önem taşıyan konulardan biri de vergilerle ilgili.

 

Yıllardır tartışma konusu olan vergi sistemimizi, AB ülkeleri ile kıyasladığımızda, ciddi farklılıklar göze çarpıyor.

 

ORTAK ÖNLEMLER

 

Türkiye’de olduğu gibi, AB ülkelerinde de vergi alanında karşılaşılan en büyük sorun, vergi kaçakçılığı ile ilgili. AB ülkelerini incelediğimizde, bu konudaki ortak önlemlerin aşağıdaki gibi olduğunu farkediyoruz.

 

1- Vergi idaresi, diğer idari kurumlarla yakın bir ilişki ve eşgüdüm içinde çalışıyor. Bu sayede, mükellefler hakkındaki bilgiler, vergi idaresince kolaylıkla elde edilebiliyor. Türkiye, bu konuda henüz AB ülkelerinin gerisinde.

 

2- Vergi idaresi de dahil olmak üzere, tüm idari kurumlar bilgisayar sistemine geçirilmiş. Böylelikle kurumlar arası bilgi akışı kolaylaştırılmış durumda. Türkiye’de bu konuda da ciddi eksiklikler var.

 

3- Yanlış ya da eksik beyan veya kaçakçılık suçları için, ağır para ve hapis cezası öngörülmüş. Bu cezaların ağır oluşu, caydırıcı bir etki yaratıyor. Türkiye’de ceza sistemi ve uygulama, yeterince caydırıcı değil.

 

4- Vergi idaresinin kalifiye personel ihtiyacı karşılanmış ve bunlara başta ücret olmak üzere gereken çalışma koşulları sağlanmış. Türkiye’de bu konuda ciddi sorunlar yaşanıyor. Kalifiye personel, beklentilerini bulamıyor ve bir süre sonra ayrılıp özel sektöre geçiyor.

 

5- Vergi ödemenin, bir yurttaşlık görevi olduğu bilinci ve vergi ahlakı, daha ilkokul çağında çocuklara aşılanıyor. Bu nedenle, AB ülkelerinde vergi kaçırmak yüz kızartıcı bir suç olarak kabul ediliyor. Türkiye’de bu bilinç yeterince oluşmuş değil.

 

6- Ödenen vergilerin, hizmet olarak yurttaşa geri döndüğü, vergilerin gereken yerlere sarfedildiği anlayışı yerleştirilmiş, toplumun ödediğinin karşılığını alması isteği tatmin edilmiş. Türkiye’de yapılan anketlere göre; mükelleflerin yüzde 97’si, ödediği vergilerin gereken yerlere sarfedildiğine inanmıyor.

 

7- Etkin bir denetim mekanizması oluşturulduğundan kişilerin servetindeki artış, banka hesaplarının işleyişi vs. yakından izlenip, hesabı sorulabiliyor. Türkiye’de ise, kişilerin servetindeki artışın (kamu görevlileri ve sınırlı bir kesim hariç) sorulamayacağına ilişkin yasal düzenleme yapıldı (Bkz. 9 Ocak 2003 Tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 4783 sayılı Yasa).

 

CENNET-CEHENNEM

 

AB ülkelerinde de vergi kaçırmak mümkün. Ancak, bu ülkelerin vergi sistemine göre; bir mükellefin beyan ettiği kazanç ile servetindeki artış kıyaslanabiliyor. Örneğin 20 bin Euro gelir beyan eden bir mükellefin servetinde 100 bin Euroluk bir artış varsa, bunun kaynağı soruluyor, tatminkar açıklama yapılamazsa, aradaki farkın cezalı vergisi alınıyor. Yalnızca AB ülkelerinde değil, gelişmiş ülkelerin çoğununun vergi sisteminde yeralan bu uygulamanın, Türk Vergi Sisteminde yeralmayışı, önemli bir eksiklik olarak göze çarpıyor.

 

AB ülkelerinin vergi sistemine bütünüyle gözatıldığında, iyi niyetli mükellefleri ve düşük kazanç elde edenleri koruyan (örneğin en az geçim indirimi, düşük oranlı vergi tarifesi, gider yazılabilecek harcamaların kapsamının geniş tutulması gibi), buna karşılık vergi kaçıranları da kolayca tespit eden ve ağır şekilde cezalandıran bir sistemin olduğu görülüyor. Ülkemiz vergi sisteminde, bu tür düzenlemelerin yer almayışı da önemli bir eksiklik olarak göze çarpıyor.

 

Sonuç olarak, vergi kaçıranlar için AB ülkeleri bir ‘vergi cehennemi’ iken Türkiye’de adeta bir vergi cenneti!..

 

YARIN: AB’DE MÜKELLEFLERE YAŞAM HAKKI

 


Patronun hanımı muhasebeciye kızınca  13.02.05

ŞİRKETLERDE, yönetim kurulu başkanının eşi çok önemlidir. Onları kızdırdığınız an, beklemediğiniz bir sürprizle karşılaşabilirsiniz.

Bugünkü olayımızda da şirketin muhasebecisi, başkana özel bir mektup yazmış. Başkanın karısı da bu mektubu okuyunca, olanlar olmuş...

ÖNEMLİ SORU

Gün içinde, şirketin yönetim kurulu başkanına ulaşamayan muhasebeci, evine gidip ‘Yenge bu mektup çok önemli’ diyerek, başkana, şu notu bırakmış:

‘Efendim, size gün içinde ulaşamadım. Biliyorsunuz yarın genel kurul toplantımız var, diğer ortaklar da gelecekler. Bu toplantıda, karı dağıtacak mıyız dağıtmayacak mıyız? Bana telefonla bilgi verirseniz, ona göre hazırlık yapacağım.’

Muhasebe müdürünün sorusu, genel kurulun geçmiş yıl kárını dağıtıp dağıtmayacağına ilişkinmiş. Ancak, inceltme işareti olmadan ‘karı dağıtacak mıyız?’ diye yazılınca, anlam biraz değişmiş.

ZARFI AÇINCA

Muhasebeci gidince, başkanın eşi, merak edip notu okumuş. ‘Bu toplantıda karı dağıtacak mıyız?’ kısmını okuyunca da kafası iyice karışmış, suratı da asılmış. Bir süre sonra eşi eve gelince sormuş;

- Bana söyler misin? Yarın öğleden sonraki toplantı ne toplantısı?

- Genel kurulumuz var hanım, arkadaşlarla çok önemli bir toplantı yapacağız...

- Peki, bu ne biçim genel kurul toplantısı ki, sana not gönderip
‘toplantıda karı dağıtacak mıyız?’ diye soruyorlar.
Otur oturduğun yerde, yarın öğleden sonra da toplantı, moplantı yok!.. O muhasebecinin de işine hemen son vereceksin anladın mı?

YANLIŞ ANLAMA

Bazen bir inceltme işaretinin olmayışı bazen de yanlış anlaşılan bir cümle, farklı sonuçlar doğurabiliyor. Bir süre önce yazdık, şirkete eleman alınırken, ‘ODTÜ’de iki fakülte bitirdim’ diyen kişiyi fark eden yönetim kurulu başkanı, iki fakülteyi nasıl bitirdiğinden kuşkulanıp soruyor ‘Evladım hangi fakülteleri bitirdin?’ O da yanıtlıyor; ‘Efendim Mühendislik ve İdari Bilimler Fakültelerinin inşaatında şantiye şefiydim. O iki fakültenin inşaat işini bitirdim.’ Durum anlaşılıyor ve iki fakülte bitiren (!) o eleman, durumuna uygun bir işe başlatılıyor...

'Kárın inceltme işareti var mı' davası

OKAN
Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sadık Kırbaş'ın, Çanakkale’de bir konferans davetine gittiğimde, ilginç bir olay yaşadım. Konuşmam bittiğinde, Biga’da yerel bir gazetenin sahibi olduğunu belirten düzgün giyimli biri yanıma yaklaşarak; ‘Hocam, size bir soru da ben soracağım; a’nın üzerindeki şapka yani inceltme işareti kalktı mı yoksa duruyor mu?’ diye sordu. Ardından da neden sorduğunu anlattı:

Biga’da arabası ile kömür satanlar, gazeteye ilan verirse, satışları artıyormuş. Kömür satanlardan biri, satışı artırmak için verdiği ilana, fiyata ‘arabacının kárının da dahil olduğunu’ eklemeyi ihmal etmemiş. Ancak, ilan yayınlanırken ‘kár’ın üzerindeki inceltme işareti yazılmayınca, ilan şöyle çıkmış.

‘Bulunmaz fırsat!.. Kömürün tonu 400 bin lira, buna arabacının karı da dahil. Aramakta acele ediniz!..’

İlanı okuyanlar, verilen cep telefonundan arabacıyı kömür için değil de diğer konu için arayınca, olanlar olmuş, adamcağız adeta çıldırma noktasına gelmiş. Bu arada eşi ve yakınları ile de ciddi sorunlar yaşamış.

Ardından, arabacı ile gazetenin sahibi ‘arabacının karı’ konusunda mahkemelik olmuşlar!.. Gazete sahibi a’nın üzerindeki inceltme işaretinin kalktığını ispat edebilirse kurtulacak. Yoksa durumu iç açıcı değil...

İlginç yasalar

Hangi kuyruğa girerseniz girin, diğeri daha hızlı ilerler. (Murphy Yasası)

Eğer işleri kendi hallerine bırakırsanız, hepsi kötüden en kötüye gidecektir.
(Murphy Yasası)

Her çözüm, beraberinde yeni sorunlar yaratır. (
Murphy Yasası)

Bir eliniz dolu iken diğer elinizle kilitli bir kapıyı açmak zorunda kaldığınızda, anahtar kesinlikle elinizin dolu olduğu taraftaki cebinizdedir.
(Fant Yasası)

Büyük hayranlık ve saygı duyduğunuz insanların derin düşüncelere daldığını gördüğünüzde, olasılıkla öğle yemeğinde ne yiyeceklerini düşünüyorlardır.
(Önemli İnsanlar Kuralı)

Bir yerden ayrılırken, insanların size ne kadar iyi davrandıklarını görmek çok ilginçtir.
(Arlen Yasası)

Birkaç işinizin birden ters gitme olasılığı varsa, kesinlikle size en çok zarar verecek iş ters gidecektir.
(Murphy Yasası)

(Teşekkürler Resul Kurt)


Evlenecekler

KÜÇÜK Peter
, soluk soluğa annesinin yanına gelir.

- Anneciğim, biraz önce Victor, ablamı öptü. Gözlerimle gördüm.

Kadın, oğlunun başını okşayarak;

- Yavrum, bunda şaşılacak bir şey yok. Onlar bir hafta sonra evlenecekler.

Küçük Peter, bir süre düşündükten sonra annesine;

- Babam da hizmetçi ile evlenecek öyle mi?

- O da nereden çıktı?

- Babam da hizmetçiyi devamlı öpüyor da...

YORUMSUZ MEKTUP

63 YKr vergi için 5 YTL'lik levha

ÖDEDİĞİ levha parasına kafası takılan bir okurumuz, aşağıdaki mektubu göndermiş.

‘Sayın Hocam, bugün belediyeye 2004 ilan reklam vergimi ödedim. Ödediğim vergi 63 YKr. Vergiyi ödediğimi ispatlamak amacıyla almak zorunda kaldığım ‘vergi levhası’ için ise sekiz kat fazlası para yani 5.0 YTL aldılar. Yorumsuz olarak bilgilerinize sunuyorum. (Bülent Koçoğlu / Ankara)’

Günün sözü

Sular yükselince, balıklar karıncaları yer... Sular çekilince de karıncalar balıkları yer... Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir... Çünkü kimin kimi yiyeceğine ‘suyun akışı’ karar verir...

Kızılderili sözü

 


Bir başkadır benim memleketim 09.01.05

BAŞLIĞI okuyunca, Ayten Alpman’ı ve o güzel şarkısını anımsadığınızın farkındayım. Ancak konumuz bu şarkı değil, sevimsiz bir konuyla, memleketimizde yaşanan, garip bir olayla ilgili...

Olayı anlatan arkadaş ‘Hocam, anlattıklarım inanılmaz şeyler. O nedenle belgelerini ve yargı kararlarını da getirdim. Buyrun...’ diyerek belgeleri uzattı.

İLGİNÇ BİR KOMEDİ

Olay şu;

Avrupa merkezli bir şirket Türkiye’de uluslararası dış kredi ile yapılacak bir ihaleye giriyor. İhaleyi kazandıktan sonra Sayıştay ısrarla 199 milyar TL damga vergisi, 114 milyar TL de karar pulu istiyor.

Şirket yetkilileri ilgili Yasa maddesini gösterip, ‘Bakın, bu işlem yasaya göre damga vergisinden istisna edilen kağıtlar arasında yer alıyor’ diyorlarsa da dinleyen olmuyor.

Çaresiz 313 milyar lirayı itiraz kaydı ile 8 Nisan 2003’te ödeyip, mahkemeye dava açıyorlar. Ankara İkinci Vergi Mahkemesi de 20 Ocak 2004 tarih ve 2004/31 sayılı kararı ile yapılan işlemi yerinde bulmuyor ve haksız yere alınan 313 milyar liranın, firmaya iadesine karar veriyor.

Mahkeme kararından 5 ay sonra vergi dairesi, 313 milyar lirayı ‘faizsiz olarak’ iade ediyor.

VERGİNİN VERGİSİ

O da ne? Haksız yere alınan 313 milyar lira damga vergisinin iadesi sırasında, binde 7.5 oranında yani 2 milyar 347 milyon lira, damga vergisi kesiliyor. Özetle damga vergisinin damga vergisi (!) kesiliyor.

Şirketin avukatı Selçuk Aşçı adeta çıldırıyor ve ilgili vergi dairesine; ‘Yabancı şirketin 313 milyar TL’sini 15 ay faizsiz kullandınız. Şimdi ise bunu iade ederken bir de 2 milyar 347 milyon TL damga vergisi kesiyorsunuz. Böyle şey olmaz. Bu anlayış ve hukuksuzluk Türkiye Cumhuriyeti’nin yabancı yatırımcılar nezdinde saygınlığını ve güvenirliğini ciddi biçimde zedeliyor. TC vatandaşı olarak ben dahi bu yapılanları anlamakta ve kabul etmekte zorlanıyorum’ diye dilekçe verip, iadesini bekliyor.

Dün kendisiyle konuştum, Avukat Aşçı 4 ay 10 gündür hálá bekliyor...

Ne dersiniz, bu gidişle ve bu kafa ile yabancı sermaye bu ülkeye gelir mi gelmez mi?

İki topla maç bitti

14
Kasım tarihli yazımızda ‘İki Topla Maç Oynanır mı?’ başlığı altında; ‘Bir futbol maçında, topla oynanırken tribündeki seyirciler ya da saha kenarındaki 'top toplayıcı' çocuklar, sahaya bir top daha atsalar, iki topla maç oynanır mı?’ diye sorduktan sonra olayı açıklamıştık.

Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun Dördüncü maddesinde (m) bendi mevcut iken bir (m) bendi daha eklenmişti. Bunun üzerine,
‘iki topla maç oynanmayacağı gibi, iki (m) bendi bulunan yasa maddesi de olmaz. İki toptan birinin oyun alanı dışına çıkarıldığı gibi, iki (m)’den birinin de yasa metninden çıkarılması gerekiyor. Çünkü kural bu...’

diye yazmıştık.

30 Aralık 2004 günü Meclis’te kabul edilen 5281 sayılı Yasa ile iki (m)’den, ikincisi (n) bendi yapıldı. Böylece (m)’den sonra (n)’nin geleceği, gecikmeli olarak kabul edildi!..

2004’te neler olmuş neler

Samsun’da bir bankanın Mecidiyeköy Şubesi’ni soyan Mehmet Murat Pas, iki ay sonra aynı şubeye para yatırmaya kalkınca yakalandı. (14 OCAK)

 Adana Kümes Hayvanlarını Koruma Derneği Başkanı, horoz dövüşü yaptırırken yakalandı. (
3 NİSAN)

 Bursa İnegöl’e bağlı 3 bin nüfuslu Cerrati Beldesi’nde 3 bin kişilik cami yapıldı.
(29 NİSAN)

 Trabzon’a bir hastaneye gidip, ‘bugüne kadar hiç cinsel ilişkiye girmediğine dair’ rapor isteyen Mehmet Mısırlı’ya (46) ‘deli raporu’ verildi.

 Savaş Ay, programına ünlü benzerlerini çıkardı, araya gerçek Ciguli’yi de soktu. Ciguli, benzerlik yarışmasında üçüncü oldu.
(24 HAZİRAN)

 178 Alo-RTÜK hattına başvuran biri, Sütaş reklamında gol atan inek Ayraniç’in memelerinin görünmesinden şikayetçi oldu.
(16 TEMMUZ)

(Teşekkürler Jeyan HEPER)

Totoche kim

BİRKAÇ
Fransız, kantinde gevezelik ederken içlerinden biri sorar;

- Gütenberg kim, biliyor musunuz?

‘Hayır’
der ötekiler.

- Güzel, siz de benim gibi gece kurslarına gitseydiniz, Gütenberg’in basım makinesini bulan kişi olduğunu bilecektiniz.

- Peki... Panmentier’i biliyor musunuz?

‘Hayır’
der ötekiler.

- Güzel, siz de benim gibi gece kurslarına gitseydiniz, Panmentier’in patatesi bulan kişi olduğunu bilecektiniz. Eğer gece kurslarına gitmezseniz, yaşam boyu işte böyle her şeye bilmiyorum demekle yetinirsiniz...

Adamın sözleri üzerine gruptan bir tanesi sinirlenir ve;

- Oldu, anlaştık!.. Gütenberg’i, Panmentier’i bilmiyoruz. Sen Totoche kim biliyor musun?

- Hayır!

- Peki, öyleyse öğren! Totoche, sen gece kurslarına giderken karınla yatan adam!..

(Teşekkürler Ahmet Akpınar)

Günün sözü

Her kim gün boyunca bir arı kadar aktif,

Bir boğa kadar güçlü,

Bir at kadar çalışkan olmasına karşın,

Akşam olunca bir köpek kadar bitkin ise,

Bir veterinere görünmelidir.

Aslında eşek olması, kuvvetle muhtemeldir.

Chang Ying Yue

 


Rüşvet istemekle ilgili kanun  16.01.05

  

 YILLAR önce, tapuda işlem yaptırmak, son derece zor bir olaydı. Şimdi anında ve düzgün şekilde yapılan tapu işlemleri, saatlerce hatta günlerce sürebiliyordu.

Vatandaşa ‘Bugün git yarın gel’ denilen o dönemde, lise son sınıftayım. Tecrübesiz biri olarak, bir işlem için tapuya gidip geliyorum. Her gittiğimde mutlaka eksik çıkartılıyor, işlemler bir türlü sonuçlanmıyor.

İLGİNÇ BİR KANUN

Üç gün, beş gün, 10 gün, tapuya gidip geliyorum. İşlemler bir türlü sonuçlanmıyor. Sonunda, ilgili memur, küçük bir ipucu verdi.


- Bak delikanlı, senin bu tapu işin, kolay kolay bitmez.

- Neden?

- Çünkü, 1211 sayılı Kanun yönünden, dosyanızda eksik var.

- Nedir o eksiklik?

- Tanıdığınız bir avukat varsa o bu kanunu iyi bilir ve yardımcı olur. Aksi halde, daha çok gelir gidersin...

Hemen aile dostumuz bir avukata gidip, konuyu aktardım. Konuşmamı tebessümle dinledikten sonra;

- Şu elindeki, tapu işlemleri ile ilgili dosyayı bana verir misin?

dedi. Dosyayı aldıktan sonra, elini cebine attı ve çıkardığı kağıt parayı dosyanın içine koydu. Ardından;

- Al bu dosyayı o kişiye ver. 1211 sayılı Kanunla ilgili eksikliğin giderildiğini de söylemeyi unutma.

- Peki, ama siz dosyanın içine para koydunuz. Tapudaki memur, para istemedi ki, sadece 1211 sayılı Kanunla ilgili eksiklik giderilsin demişti...

Ben böyle deyince, avukat dosyanın içine koyduğu kağıt parayı alıp ön yüzündeki imzalı yerin üstünü okumamı istedi. Kağıt paranın ön yüzünde aynen şu yazılıydı;

‘14 Ocak 1979 Tarih ve 1211 sayılı Kanuna göre çıkartılmıştır.’

İŞLEM TAMAM

Olayın ince noktasını kavramıştım. Dosyayı sessizce alıp, tapuya gittim. İlgili memura yaklaşıp dosyayı uzatıp;

- Avukatımızla konuştum. 1211 sayılı Kanunla ilgili eksikliği tamamladığını söyledi. Tüm evraklar bu dosyada...

dedim. Memur dosyayı aldı ve masanın altında incelerken, gözleri parladı ve ardından;

- Tamam delikanlı, dosyanın hiçbir eksiği kalmamış. 15 dakika beklersen, tüm işlemlerini bitiririm...

dedi ve gerçekten de bitirdi.

O gün bugün 1211 sayılı Kanunu hiç unutmam...

Yeni TL’ye baktım, o da 1211 sayılı Kanuna göre çıkarılmış! İnanmazsanız siz de bakın...

Mürüvvet Teyze'nin kirası

SOYADININ
yazılmasını istemeyen, Mürüvvet Teyze’den ilginç bir mektup aldık. Aynen şöyle;

‘Şükrü Bey evladım, ayda 535 milyon emekli maaşı alıyorum. Bunun 300’ünü kirayı yatırmak için bankaya gittiğimde 15 milyon 500 bin TL havale parası istediler. Cinler tepeme çıktı evladım. Ev sahibimle aynı mahallede oturuyoruz. Dünyanın öbür ucuna gitmeyecek bu para. 15 milyon benim gibiler için çok para. Tam elektrik faturamdı. 15 milyon liram vardı. Elektriği de yatırırım dedim. Nerdee... Evladım bankanın bu yaptığı düpedüz soygunculuk. Kapkaçtan ne farkı var? Şükrü Bey evladım, bunu hemen yazmalısın. Bu uygulamayı kim başlattıysa yemin billah ederim ki kaldırmazsa eğer sabah akşam beddua edeceğim. Haberi olsun. Bunu da aynen böyle yaz.

Mürüvvet Teyze’nin dediğini yapıp aynen yazdık. Bu arada araştırdık, bazı bankalarda, bu tutar biraz daha düşük bazılarında yüksek. Bankalar havale masrafının yanısıra, bir de Banka ve Sigorta Muamele Vergisi alıyorlar. Mürüvvet Teyze, aynı bankadan üniversitede okuyan torununa 30 milyon lira (30 YTL) harçlık gönderse dahi yine 15 milyon lira (15 YTL) masraf ödemesi gerekiyor.

Ne diyelim, bankaların da masrafı var doğru ama düşük havalelere, daha az havale ücreti alarak bir kolaylık gösterseler daha iyi olmaz mı?

İhtiyarlık başa bela

İHTİYAR
anlatmaya başlar; ‘Doktor Bey, dün gece sağ elimle denedim olmadı, sol elimle denedim gene olmadı. Karımı çağırdım, o da sağ ve sol elleriyle denedi. Sonra ağzıyla denedi. Dişini çıkararak, dişini takarak denedi, gene olmadı. Baktık olacak gibi değil, komşunun karısını çağırdık. O da iki elini ve ağzını kullandı, gene olmadı...’ deyince, doktor kendini tutamaz; ‘Neeee, komşunun karısını da mı çağırdınız?’ diye sorar.

İhtiyar açıklar; ‘N’apalım doktor bey, açamadık şu lanet kavanozu bir türlü!’

Çölaşan'ın yaşadıkları


GEÇEN
hafta, Emin Çölaşan’ın Şu Benim Gazetecilik ‘Yaşadıklarım’ adlı 16. kitabı çıktı. Çölaşan, bu kitabında yaşadıklarının bir bölümünü size anlatıyor. Kendine özgü ‘perde arkasını’ aralıyor. Okurlarını başka bir dünyaya, kendi gazetecilik yaşamında yaşadıklarına götürüyor. Okurken bazen gülüyor, bazen kızıyorsunuz. İşte güleceklerinizden biri:

Çölaşan’ın böbrek sancısından kıvrandığını Hürriyet’teki köşesinde yazdığı bir gün, ABD’den bir Türk profesör arıyor. Kendisi Mayo Clinic’te böbrek hastalıkları uzmanı.

‘- Emin Bey, şimdi size anlatacağım formülü kullanırsanız, taşı iki günde düşürürsünüz. Bu, Amerika’da son keşiftir.

- Sağolun Hocam çok teşekkür ederim. Nedir bu formül?

- Yazın; bir tutam ısırgan otu, yarım kilo zencefil, bir kavanoz ot. Bunları kaynatıp suyunu içeceksiniz, taş iki gün sonra düşecek.

Çölaşan,
arada bir tekrarlatıyor, not alıyor, anlamadıklarını soruyor. Hoca bir ara kabalaşıyor;

- Şimdi anladın mı geri zekalı yavrum? Anlamadıysan, mektebi var, orada öğretirler.

Çölaşan,
şaşkınlık yaşarken, kısa bir ara... Ve bir kahkaha!..

Uğur Dündar Amerika’ya gitmiş, Çölaşan’ı taaa oradan işletiyor.’

Doğan Yayıncılık’tan çıkan bu kitabı, okumaya başladığınızda, bitirmeden bırakamayacaksınız.

Günün sözü

Bankacı, güneşli havada size şemsiye ödünç verip, yağmur başladığı an geri isteyen kişidir.

Mark TWAIN