Macaristan müzakerecisi Peter Balazs: Kulübe katılmak istiyorsanız, uyum sağlamak zorundasınız. Çünkü bu sizin tercihiniz. AB yasalarını çok iyi analiz edin. Dininiz çok önemli bir faktör değil. Çünkü Türkiye, İslam dünyasında en modernleşmiş ülke

 

Gazeteci Mehmet Ali Birand'ın, AB üyesi ülkelerin müzakere sürecinde yaşadıklarını ele aldığı röportaj-ların bugünkü konuğu Macaristan müzakerecisi Peter Balazs. AB yolundaki deneyimlerini anlatan Balazs, Türkiye'ye de önerilerde bulunuyor.
Hoş geldiniz. Türkiye'ye bu ilk ziyaretiniz mi?
Hayır değil.
Kaç kez geldiniz?
30 yıldır Türkiye'ye gidip geliyorum.
Neden bu kadar çok gidip geldiniz?
Gençliğimde bir süre Macaristan Dışişleri'nde Türk masasındaydım. 1970'li yıllardı. Kötü senelerdi. O zamandan beri Türkiye'yi birçok kez ziyaret ettim. Türk siyasetinin evrimini izledim. Özellikle Türkiye'nin AB ile ilişkisini izliyorum.

Sahada oyuncu çok
Söyleyin bana. AB nedir şu anda? AB nasıl bir şey? Daha önce altıydı, dokuzdu, 11'di, 12'ydi, 15'ti, şimdi de 25 oldu. Ne tür bir imajınız var?
Bir değişim oldu. Ne zaman olduğunun tam farkına varamadık ama. Ben bunu futbol takımlarıyla karşılaştırmak istiyorum. Bir futbol maçını 11 oyuncuyla oynayabilirsiniz. 11 oyuncu olduğu zaman tam olarak ne olup bittiğini görebilirsiniz. Oyun sahasında sürekli olarak topu görürsünüz, oyuncuların hareketlerini takip edersiniz ve isimlerini bilirsiniz. Sistem de açıktır.
Orada oturursanız bütün maçı seyredebilirsiniz. Stratejisini de anlayabilirsiniz. İyi olup olmadığını izleyebilirsiniz. Ama şimdi 25 oyuncuyuz. En son genişlemeyle 15'ten 25'e çıktı ülke sayısı. Ama artık futbol oynamıyoruz. Bir tür koşuşturma oynuyoruz. Çok büyük bir yığın olduğu zaman topu göremiyorsunuz her zaman ve oyuncuların yüzlerini de her zaman göremiyorsunuz. Farkı bu.

Anayasa devreye girer
Ama takımların oyuncuları da, rolleri de değişiyor. Top her an bir yerden fırlayıp çıkabilir. O zaman skor için yıldızlar olması lazım.
Daha karmaşık bir şekilde yani bir grup dinamiğinin şu anda şekillendiği söylenebilir yeni AB'de. Bunu ciddiye almanız lazım. Yakın zamanda Romanya ve Bulgaristan da kulübe katılacak. Ondan sonra daha fazla ülke katılacak. Bu sorunların haricinde, yeni anayasa bazında bu sorunlar çözülebilir. O yüzden bu anayasanın kabul edileceği, onaylanacağı ve yakın zamanda devreye girmesi konusunda çok ümitliyim.
Ama anayasadan hemen sonra da derhal çalışmalar başlamalı. Zira karar verme süreçleri konusunda yeni pratik önlemler bulmalıyız. Hazırlık safhası ve uygulama aşaması dahil olmak üzere.
Yani bir şekilde, bir ülkenin müzakerelere girmesi lazım bu ragbi maçında. Çok olağanüstü 25 oyuncu dizilecek ve biz tam olarak topun nerede olduğunu, ne yapmamız gerektiğini bilemiyoruz. Bu son derece zor olacak gibi görünüyor.
Biliyoruz, çünkü müzakere, katılım müzakereleri çok iyi organize olmuş durumda. Siz komisyonun yarısıyla müzakere ediyorsunuz. Değişik bölümleri, AB yasalarının ele alındığı süreci, üye ülkelerin varlığını daha çok hissedersiniz. Son aşamaya gelindiği zaman ve yeni dağılımdan bahsettiğiniz zaman, yeni para dağıtımını AB içerisinde görebilirsiniz. O zaman bireysel olarak üye ülkelerin menfaatleri ortaya çıkar. Ama çok uzun bir süre boyunca tek bir Avrupa pozisyonuyla karşılaşırsınız.

Menfaat çatışmaları olur
Diyelim ki, Türkiye burada olsun. Bunu da bir masa olarak algılayalım (kâğıda çiziyor). Burada komisyon oturuyor. Burada da 25 üye ülke oturuyor, ragbi ekibinin 25 üyesi. Başlangıçta durum böyle olacak. Sonuna doğru ise Türkiye üye ülkelerle de karşılaşmak durumunda olacak. Öyle mi?
Çok uzun bir süreç. Bütün bu insanlar AB'de tek bir pozisyona sahip olacaklar. Müzakerelerin sonuna doğru, özellikle pasta paylaşıldığı zaman, hepsi aynı pastadan iyi bir parça almaya çalıştığı zaman...
Paradan bahsediyorsunuz.
Evet paradan. O zaman AB üye ülkelerle daha fazla çalışmaya başlayacak. Bütün bunlar müzakereler esnasında devam ediyor. Çünkü ülkelerin her biriyle normal ilişkileri var. Türkiye, Almanya ile, Fransa ile ve tüm üye ülkelerle düzenli konuşmalar, tartışmalar yapacak. Çok ilginç konulardan bir tanesi de Avrupa Birliği katılımı. Üye ülkelerle temas yapacaksınız ama sonunda size şunu söyleyebilirler: Siz bunu alırsanız bana daha az kalacak diyebilirler. O zaman menfaat çatışmaları ortaya çıkacak. Bunlar doğal ama daha önce de olduğu gibi bunlar çözülebilir.

Sorun hep çıkar
Müzakereler nedir? Gerçekten müzakere yapacak mıyız Avrupa Birliği ile? Yoksa nerede, nasıl olacak? Sizin durumunuzda nerede, ne yaptınız?
Bakın ben bunu son derece ilginç üç parçaya bölüyorum. Birinci durumda, yeni bir ülke olmak için yeterli derecede iyi misiniz? Standartlar, insan hakları, demokrasi, Kopenhag Kriterleri ve bütün ayrıntılarıyla tabii ki. Ülkenin kendine özgü özellikleri ile uygulanıyor. Bu iş o zaman bitmiyor. Her zaman sahne arkası da mevcut. Tam bir uyum içinde olsanız bile sorun varsa ortaya çıkabilir.
İkinci sorun, çok uzun bir süre boyunca kuralların, Avrupa Birliği yasalarının bölüm bölüm kabul edilmesinde.

Pasta aynı kaldı
Gerçekten müzakere mi? Yoksa AB ile pazarlık olmayacak mı? Şu paragrafı değiştir, şunu yap gibi mi oluyor?
Hayır bunlar değişmeyecek. Siz kulübe katılmak istiyor musunuz? O zaman uyum sağlamak zorundasınız. Kendinizi uyarlamak zorundasınız. Çünkü bu sizin tercihiniz, hedefiniz. Her yeni gelen için durum böyle. Burada sadece bir zaman meselesi. Her zaman belli konular...
Yani, iki şey müzakere olacak. Bir tanesi ne kadar hızlı bir şekilde biz birliğe kendimizi uyarlayabileceğiz? İkinci olarak da Türkiye'ye ne kadar parasal yardım gelecek. Bunlar mı müzakere edilecek iki konu?
Evet. Sonuçta net bir katkı yapıcı olmayacaksınız AB bütçesine. En azından başlangıçta böyle olmayacak. AB'nin kendisi için bir sorun bu. Bu en son aşama. Bu pastayı paylaştığımız zaman belli şeyleri gözden çıkarıyorsunuz. Çünkü bu oldu. Mesela AB'ye katıldığımız zaman kotalar vardı. Fonların dağılımı vardı 15 ülke arasında. 20 yeni ülke katıldığı zaman yeniden herkesin parçasını şekillendirmek istedik.
Yeni gelenler için parçalar mı?
Parçalar küçüldü, ama pasta büyümüyor.

Kimisi genişlemeye karşı
O zaman hiç kimse birlik içinde genişleme istemiyor. Özellikle Türkiye gibi bir ülkeyle.
Evet sorun bu. Doğru tarih ne olacak Türkiye için ve nasıl bunu yönetebiliriz. Bütün üye ülkelerin menfaatlerine saygı gösterdiğimiz zaman yeni üyeleri nasıl katabiliriz? Burada boy gerçekten fark ediyor. Çok büyük bir esneklik olması lazım burada. Çünkü doğal olarak Türkiye'deki insanlar müzakereler konusunda iyi sonuçlar bekliyor ama Fransa, Hollanda ve İsveç'teki insanlar da kendi menfaatlerini korumak istiyorlar. Bu çok kolay bir konu değil.
Bence son genişleme bile henüz hazmedilmiş değil. AB'de bazı sesler var. AB finansmanında çatışmalar, sorunlar ortaya çıkıyor. Bütçe hâlâ tartışma altında. Hizmetlerin serbest dolaşımında sorun var. Sanayi yerellikten, Avrupa içinde batıdan doğuya doğru hareket ediyor. Sermayenin serbest dolaşımı çerçevesinde. Bazı ülkeleri tedirgin ve mutsuz ediyor. İşçilerin serbest dolaşımında bazı geçici kısıtlamalar var.
Bu arada da unutmayın ki. AB'nin 'euro zone' adı verilen üst katı var. Herkes buna üye değil. Yeni üye ülkeler onun içerisinde değiller. Diğer bir üst kat konusu bir hazım süreci olması lazım en son genişleme konusunda. Ondan sonra düşünmeye devam etmesi lazım ek üyeler için. Çünkü bütün yararlar mümkün olduğu kadar yayılmalı, genişletilmeli, standartlar, değerler vs... Teknikleri de buna eklememiz lazım. Bu, en önemli konu.

Süreç uzun olacak
Sizinle aynı yaştayız. Türkiye'nin AB'ye katıldığını görebilecek miyiz? Yoksa biraz uzak mı bize?
Umut ediyorum ki bunu göreceğiz.
Umut başka bir şey. Gerçekten ne hissediyorsunuz? Ne algılıyorsunuz?
Bence uzun bir süreç olacak. AB'nin anayasa değişikliğinden sonra gelecek olan anayasanın bir daha değiştirilmesi gerekecek. Ama hâlâ görünebilir gelecek içinde.
Evet görünüyor. Biz birbirimizi görebilecek miyiz? Biz genciz sonuçta. Şunu söyleyebilir miyiz: 2015, 2016 hiç kötü bir şey olmazsa, bu tarihler mümkün olur mu sizce?
Ben buna hayır demem, ama birçok önemli ön şarta bağlı. Birçok şarta bağlı.

Birlikte düşünelim
Teşekkürler. Ben sizden çok şey öğrendim. Eğer tek bir şey söyleyecek olsaydınız, Türk kamuoyuna ne önerirdiniz? Sadece sabırlı mı olsunlar yoksa başka bir şey mi?
Şunu düşünmeye başlayın. AB kafasıyla düşünün. Birlikte düşünelim. Çünkü sorun çözmemiz lazım. Önemli sorunlar her iki taraf için. Sadece Türk olarak düşünmeyin. Sadece müzakere yoktur. Masada oturalım, mücadele etmeyelim ulusal menfaatler için. Daha büyük bir Avrupa'nın nasıl işleyeceğini birlikte bulalım.

Türkiye'nin boyutu zorluk olabilir
En büyük dezavantajı nedir Türkiye'nin? Din mi, boyutları mı, nedir?
Dezavantaj demeyelim, boyutu zorluk olabilir. Evet gerçekten Türkiye'nin boyu fark ediliyor. Küçük bir ülke için bütün bu sorun son derece basit. Çünkü diğer üye ülkeler farkına bile varmıyorlar bu ülkenin içeride mi dışarıda mı olduğunun. Bu sabah örneğin İstanbul'da şundan bahsettim. Macaristan'ın tamamının nüfusu İstanbul'un nüfusundan az.
Türkiye'nin boyutu fark ediliyor ve Türkiye'nin boyutu kritik kitlenin ötesinde. Çünkü AB'de temel mekanizmaları değiştirebilir. Bu yüzden Türkiye düşünmeye başlamalı. AB ile birlikte bütçeleri Türkiye'nin katılımından sonra göz önüne almalı. Karar verme tekniklerini ve süreçlerini ve birçok başka konuyu. Bunlar çok önemli. Sadece Türkiye için değil bütün birlik için önemli. Eğer AB'yi erişilebilir, açık, esnek, rekabetçi hale getirmek istiyorsak dış dünyayla, bütün bu sorunları çözmemiz lazım.

Böyle devam edin
Müslüman bir ülke olmasının da dezavantajları yok mu? Yoksa avantaj mı? Çünkü psikolojik olarak gerçekten zor buzu kırmak.
Ben kişisel görüşümü söyleyebilirim. Ben bunun büyük bir sorun olabileceğini düşünmüyorum. Özellikle Türkiye'nin durumunda. Çünkü bana göre Türkiye İslam dünyasında en modernleşmiş ülke. Çok büyük başarıydı ve sadece şunu dileyebilirim. Türkiye bu şekilde devam etsin ve başarılar kazansın. Modernleşmeyi başarsın. Bu, büyük bir sorun değil ve belki insanlar yanılıyorlar. Çünkü insanlar da Türkiye'nin tamamının Avrupa'ya geleceğini düşünüyorlar. Hayır insanlar kendi ülkelerinde kalırlar. Doğu genişlemesinde bunun olacağını düşünüyorlardı. Daha ikinci günde çok büyük bir işçi hareketi başlayacağı düşünülüyordu. Ama olmadı. İnsanlar evlerinde kalmayı tercih ediyorlar ve eğer serbestse o zaman daha az baskı var dolaşım konusunda eskisine kıyasla.
Eğer yasak olursa o zaman insanlar yasadışı olarak görüyorlar. Ama serbest olduğu takdirde görmüyorlar. Tabii ki Türkiye'de istihdam konusunda bazı sorunlar var. Ama benzer işsizlik düzeyleri Fransa ve Almanya'da da var. O yüzden birbirimize karşı dikkatli olmalıyız. Herkesin kendi sorunlarına saygı göstermeliyiz. AB içerisinde göç sorunu üçüncü bir ülkeye kıyasla daha iyi çözülebilir. O yüzden büyük bir sorun olacağını zannetmiyorum.

Sabırlı olun, saate bakmayın
Peki siz ne önerirsiniz Türkiye'ye, Türk başmüzakerecisine ve onun ekibine. Ne yapmalı ve ne yapmamalı?
Bakın ben şunu önerebilirim. Benim meslektaşlarımın herhangi birisi aynı şeyi söyleyeceklerdir. Ayrıntılara son derece dikkat edilmeli. AB yasalarını çok fazla okumanız, iyi analiz etmeniz lazım. Analiz ederken kendi durumunuzu AB ile kıyaslamanız çok yararlı olacaktır.
Çok geniş, entegrasyon bölgenize getirirken ülkenizi, kendi yakanızı çalışmanız lazım, Avrupa'nın durumunu incelemeniz lazım. Bütün bunları bir araya getirmeniz lazım. Evet böyle. Sabırlı olmak.
Biz sabırlı değiliz.
Sabırsız olmamanız lazım. Benim yapacağım en iyi öneri çok fazla acele etmemek ve doğru bir şekilde çalışmak. Bu da zaman gerektiriyor. Bu durumda artık futbol oynamıyorsunuz. O yüzden zamanı 90 dakika olarak sabitleyemezsiniz. Ondan sonra skora baktığımız zaman 3-0'sa maç bitti diyemezsiniz. Hayır tenis oynamanız lazım. Skoru daha önceden sabitleyip gerektiği kadar uzunlukta o skora ulaşıncaya kadar oynamanız lazım ama saate bakmamanız lazım.
Basın nasıl davranmalı? Basın yardımcı bir unsur mu olacak, yoksa yaşamı daha mı zor yapar müzakere takımı için?
Bakın medya görevini yapıyor doğal olarak ve çok ilginç şeyler medyaya yansıyabilir. Ne ilginç.
Örneğin bir sorun olduğu zaman veya her şey düzgün gitmediği zaman ben basına şunu önerebilirim. Ülkenin menfaatleri için sabırsız olmasınlar.
Tabii ki basın eleştiriyor. Tabii ki demokratik yaşamın parçası bu. Ama nihai bir yargıda bulunmasınlar arada. Tabii ki müzakereleri eleştirebilirler. Ama en sonuna kadar bekleyelim, ondan sonra görelim neyi getireceğini Türkiye'ye.
Müzakereler süreci sırasında AB her gün şunu yapın, bunu yapın diye sizi ikaz etti mi? Bizim kamuoyumuza her gün çeşitli ikazlar geliyor. Bakın şunu doğru yapmıyorsunuz, bunu doğru yapmıyorsunuz gibi. Bu normal mi? Çok mu fazla karışıyorlar müzakereler sırasında, yoksa sürekli mi bu oluyor?
Bu tabii ki bir uyum süreci ve sizin seçeneğiniz üye olmak. Eğer üye olmak istiyorsanız o zaman belli kurallar olduğunu kabul etmeniz lazım. Örneğin çevre koruma. Atık suyun arıtılması gibi konular için AB uzmanları sizin durumunuzu birer birer karşılaştırıyor. Şunu bunu yapmanız lazım diyorlar. Bu çok fazla maliyet getiriyor. Özel sektör veya kamu sektörünün bu parayı ödemesi lazım. Kendi durumunuza bakmanız lazım. Hedef tarihinden önce mi yapmanız lazım yoksa geçiş süresini sonradan mı istemeli siniz? Bu bir soru ama daha sonra bunu yapmanız lazım. Bu tek bir pazar ve kendine özgü yasaları var. Aynı normlar her yerde kullanılmalı.
Sizin sorunlarınız oldu mu müzakereler sırasında? Zorluklar yaşadınız mı? Bunlar neredeydi? Dramatik bir konu muydu? Müzakereler askıya alındı mı? Krizler çıktı mı?
Tabii ki bu sorunlar oldu. Çok uzun bir süreç, sorunlar ortaya çıktı. Toprak mülkiyeti, yabancılar Macaristan'da toprak arazisi satın alabilir mi? Çalışan işçilerin serbest dolaşımı, eşit haklar önemli sorunlar her ülke için ve sona doğru bir liste alıyorsunuz. Benim tek sayfalık bir listem vardı. Bir sayfalık bir sorun listesi. Özel bir dağıtım vardı, çünkü ben üye ülkelere bakıyordum. Brüksel'de müzakere masasında oturuyorduk. Ondan sonra süre gittikçe kısaldı.
Ama listede kalanlar daha önemliydi. Kısmen tarım kotaları sorunu, kısmen para ve nihai paket ve kısmen de çok yüksek gereksinimleri vardı AB'nin. Örneğin yabancı yatırımcılara verdiğimiz vergi teşvikleri konusunda bir kırılma noktası yaşadık. Müzakerelerin sonundan birkaç ay önce öyle bir duruma geldik ki bizim başbakanımız şunu söyledi:
Eğer bu özel sorunu çözmezsiniz biz askıya almak durumundayız. Müzakereleri durdurmamız lazım. Çünkü yabancı yatırımcıların yüzlerine bakamayız bu şartlarda. Müzakerelerin bitmesinden birkaç hafta önce iyi bir çözüm bulabildik ama son derece zordu. Çünkü AB gereksinimleri ve bizim gerçeklerimiz arasında çok büyük fark vardı.
O zaman çok zor olacak diyebiliriz. Krizlerle, iniş çıkışlarla dolu olacak, Avrupa Birliği bizim içişlerimize karışacak. Bununla yaşamamız lazım, öyle mi?
Ülke içinde de bir müzakere olacak. AB normları da bunun arkasında. Duvara yazılı.
Biz kendimiz müzakere edeceğiz. Bu, bu işten kurtulmanın tek yolu.
Ama daha sonra kendinizi iyi hissedeceksiniz. Yüksek normlara ulaşacaksınız.
Ne kadar önemli Türkiye'nin tam üyeliği. Biz buna uzun dönemde baktığımız zaman bir İslam ülkesi, büyük bir ülke AB'ye katılıyor. AB'ye ne getirecek?
Eğer AB kendisini Türkiye'yi de içine dahil etmek için esnek ve açık hale getirebilirse o zaman Türkiye'nin katılımı ne zaman olursa temel bir değişiklik getirecek AB'ye. Zira bu, şu anlama gelecek. Bir uyum, adaptasyon daha büyük bir ülkeler çevresi olacak.
AB'deki normlar dramatik bir şekilde her şeyi değiştirecek.
Aynı zamanda bütün yapıda daha fazla rekabet ortaya çıkacak


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır