Çek Cumhuriyeti müzakerecisi Pavel Teliçka: Dar, ama konular hakkında bilgi sahibi olan bir ekip gerekiyor. Siyasi talimat ve kamuoyu desteği hedef için çok önemli                                        Toplantıdan önce karşı tarafla ilgili bilgilenmeniz lazım. Önemli olan boyun kırmak değil, karşılıklı anlaşabilmek. Kesinlikle, birisi sizi kandırmak istiyor diye düşünmeyin

  • Gazeteci Mehmet Ali Birand'ın, AB üyesi ülkelerin müzakere sürecinde yaşadıklarını ele aldığı röportajların bugünkü konuğu Çek Cumhuriyeti müzakerecisi Pavel Teliçka.

    Bu işi bize en başından anlatmanızı rica ediyorum. Acaba size kamuoyunun çok büyük bir desteği oldu mu?
    Aslında işin başında Çek halkının bilgisi, bilinç düzeyi oldukça sınırlıydı. Ancak yine de müzakerelere başlamıştık ve yapılan birtakım reformlar heyecan yaratmıştı. Dolayısıyla genel anlamda bir destek vardı ve bu destek de, AB'ye katılım için verilen destekti. Ancak halkın bu katılım müzakerelerine dahil olması sonradan oldu.
    Diyorsunuz ki, başında, çok mütevazı bir destek vardı.
    AB'ye katılım hedefine destek vardı. Ama sürece katılım yoktu. Bununla ilgili bir bilinç oluşmamıştı. Halk, müzakerenin ayrıntılarıyla ilgili bilgi sahibi değildi. Dolayısıyla müzakere heyetine başta destek yoktu. Ama yavaş yavaş bunu elde ettik.
    Neden peki kamuoyu bunu istedi? Mesela şimdi Türkiye'de kamuoyunun yüzde 70'i AB'ye katılıma destek veriyor. Belki bilmeden. Sizin durumunuzda Çek halkı neden destek verdi?
    Şimdi Çek Cumhuriyeti'ne şöyle bakmak lazım. Bizim için belirli bir sembol söz konusuydu. Yani bizim varmamız gereken hedeflerle ilgili bir sembol. Totaliter bir rejimden, komünizmden, tam bir demokrasiye, piyasa ekonomisine geçiş hedefi söz konusuydu. Dolayısıyla böyle bir düzene ait
    olan Çek vatandaşı için bu önemliydi.
    Şimdi size bir müzakere tarihi verildi. Müzakereler başlamadan önce nasıl hazırlandınız? Kaç kişiyi dahil ettiniz hedefe? Neydi hazırlıklar?
    Bunu birkaç dakika içinde özetlemek oldukça zor. Elbette bizim müzakerelerin ilk aşamasına hazırlanmamız gerekti. Tarama sürecini, birçok Türk bunu şimdiden aştık diyor. Bunu biliyorum. Ama şunun altını çizmek istiyorum: Bu, Türkiye'nin daha önce tecrübe ettiği süreçten farklı.
    Peki nedir? Bunu anlatın bize.
    Bu son derece karmaşık ve ayrıntılı bir egzersiz. Komisyonun farklı bölümleriyle yapılacak bir egzersiz. Farklı tavırlar sergilenecek.
    Ne soracaklar peki? Mesela Tarım Bakanlığı'na gidecekler.
    Hayır. Onlar gitmeyecek. Sizin Tarım Bakanlığı yetkilileriniz Brüksel'e gidecek. Aslında şöyle bir şey yaşanacak. Öncelikle bir açıklama süreci ortaya çıkacak. Ayrıntılı olarak. Sonra karşılıklı tepkilerin verildiği bir bölüme geçilecek. Türk tarafı diyecek ki; 'Evet biz mevzuattan haberdarız. Haberdar olmakla kalmayıp, bir bölümünü uyumlu kıldık bile. Bu mevzuatın, belirli bir tarihe kadar hepsini uyumlu kılacağız. Ya da parça parça yapacağız. Ama birtakım sıkıntılarla karşılaşacağız. Dolayısıyla bu sıkıntılarla ilgili müzakere etmek istiyoruz.'
    Ama daha önceki sorunuza geri dönecek olursak, şunu söylemek doğru olur. Öncelikle içerik olarak hazırlanmanız gerekiyor. Müzakere edilecek
    ana başlıklarla ilgili bilgi sahibi olmanız gerekiyor. Gerçekten bir ekip, altını çizmek istiyorum, müzakere ekibi oluşturulması gerekiyor.

    Baskıya direndim
    Tabii bu, ülkeden ülkeye göre değişir, ama bence mümkün olduğunca dar kapsamlı bir ekip olmalı. Her bakanlığın bir temsilcisi olmayabilir,
    ama bu ekipteki kişilerin sonuçlarla ilgili sorumluluk sahibi olabilmeleri gerekiyor. Ekibin başındaki kişi bir müdür olabilir, bir bakan yardımcısı olabilir. Güveneceğiniz, yetki vereceğiniz insanlar olmalı ekipteki kişiler.
    Farklı çıkar gruplarıyla iletişim halinde olunması gerekiyor. Biz burada, ekonomik ve sosyal ortaklarınızla, kamuoyuyla birlikte çalışacak bir heyet, ekipten bahsediyoruz. Dolayısıyla çok karmaşık bu, müzakerelere başladıktan sonra tam olarak odaklanabilirsiniz bu sürece ancak.
    Müzakere aşamasına gelmeden önce sizin söylediğiniz çok ilginç bir şey var burada. Müzakere edecek olan heyetten bahsettiniz. Ve dediniz ki bürokratlardan oluşması şart değil. Farklı bir görevdir diyorsunuz bu öyle mi?
    Bunu söylemeye cüret etmem. Yani, bu kişi olsun demem. Farklı yaklaşımlar sergilenebilir. Ama ben, özellikle Finlandiya'nın tecrübesinden çok faydalandım. Burada çok küçük bir heyet vardı. Birkaç kişi vardı. Şimdi bizim durumumuzda esas çekirdek grupta, en fazla 12 kişi bulunuyordu.
    Size bir örnek vereceğim. Hükümet değişikliği olduğunda bu heyetin, bu ekibin üyelerinden bazıları bakan yardımcıları oldu. Daha sonra bu heyette yer almamaya başladılar. Daha sonra bakan gelip, 'Bunun yerine şu kişiyi
    atıyorum' dedi. Ben de 'Hayır' dedim. 'Bu seçimi ben yaparım ve sizin önerdiğiniz kişinin bu ekipten çıkarılanın yerine geçmesini istemiyorum. Bütün bakan yardımcıları ve sizinle çalışacağız, ama müzakere bambaşka bir görevdir. Dolayısıyla bu tek seçilecek kişiler çok farklı bir konudur' dedik.
    Aynı zamanda bakanlıklarda başka heyetler oluşturulabilir. Ama müzakere edecek ekip, başka bir ekip olmalı. 'Ben, benim çalışmak istediğim ekip bu olmalı' dedim. Siyasi baskılara direnç gösterdiğim zaman da, çok daha büyük yetki sahibi oldu aslında kurmuş olduğumuz heyet, ekip.

    Hedef net olmalı
    Çok ilginç. Çünkü, 'Müzakere edecek ekip, başmüzakereci tarafından belirlenmeli' diyorsunuz.
    Şimdi işin başında ben ve bakanlık yetkilileri öneride bulundu. Büyük ölçüde bakanlığın önerileri üstünde durduk. Ama bu kararları da etkileyebilecek konumdaydık. Ama zaman ilerledikçe, bu ekibin üyeleri dışişleri bakanlığı ve bizim seçimimizle oluştu. Tabii hükümet de onayladı.
    Şunu belirtmek lazım. Bu heyetin hükümetin onayını alması gerekiyor. Ama, hükümetin, 'Ekipte şu kişi, bu kişi yer almalı' diyebilmesi için, bu kişinin çok profesyonel olması lazım. Çok uzun saatler çalışabilmesi, dosyalara hâkim olması lazım. Mali bakanlıktan gelen kişi kendi bakanlığına şunu diyebilmeli: 'Hayır. Bizim ekibimiz bakanlıktan farklı görüşlere sahip.' Dolayısıyla hiç kolay bir iş değil bu.
    Ama burada önemli olan nihai anlamda baktığınızda ekibin iyi bir sonuca ulaşabilmesi. Geniş bir yelpazede bu heyetin üyeleri bakanlıktan gelen her bir hedefe varmak için çalışacak olursa o zaman hiç hedefe varamazsınız. Hiç müzakere edemeyecek bir dosyalar listesi oluşur.
    Şimdi sizden ricam şu: En iyi başmüzakerecinin profilini çizmeniz gerekse, nasıl olurdu?
    Bunu söylemek çok mümkün değil. Çok farklı olabilir. Otoritesi yüksek olan biri.
    Siyasi gücü yüksek olan biri mi?
    Siyasi sözcüğünü kullanmadan güç sahibi olmalı diyorum. Bu bir politikacı, üst düzey yetkili olabilir, başka biri olabilir. Önemli olan bu kişinin güvene, hükümetin güvenine sahip olması, güce sahip olması. Her konuyu kalkıp da hükümete onay için götürmek durumunda kalmaması.
    Belli bir karar alma gücüne sahip olması çok önemli. En iyi sonuca varabilmek için hedeflerini belirleyebilecek bir kişi olmalı bu. Ama müzakere tarafının karşısında oturan kişileri de bilen, bunun bilincinde olan bir insan olmalı. Teknik bir beyne sahip olan ancak kavramsal düşünebilen, iyi iletişim kurabilen, müzakere becerilerine sahip olan, kurumlarla çalışmış olma özelliği olan ve diğer taraftaki kişileri tanıyabilen ve kendisi de tanınan bir kişi, kendisine güven duyulan bir kişi olması gerekiyor.
    Bu belki en iyi başmüzakereci olabilir. Ama bir de çok merkezi bir modele doğru gitmeli. Adem-i merkeziyetçi modele doğru gitmeli.

    Merkezi sistem iyidir
    Bu ikisi arasındaki fark nedir?
    Ben sadece başmüzakereci değildim. Dışişleri bakan yardımcısıydım, Avrupa işlerinden sorumluydum, bir çalışma grubunun üyesiydim ve çok önemli merkezi güçlere sahip bir ekip kurmuştuk ve hükümetin desteği vardı. Başka ülkelerde mesela başmüzakereci vardı. Başbakanlık veya dışişleri bakanlığıyla bağlantılı başka kişiler de tayin edilmişti. Merkezi bir sistem kurmak zor, ama size avantaj sağlar. Bazı bakanlıklar bizim durumumuzda müzakere ekibine bağlıydı.
    Tavsiye, kurumsal örneği çok iyi belirlemeniz gerekiyor. Müzakere heyetini belirttiğim özelliklere göre seçmeniz gerekiyor. Ülkenizin özelliklerini yansıtabilmeniz gerekiyor.
    Peki, siz ilk kez AB'yi müzake-re ediyordunuz. Yaklaşımları sizi şaşırttı mı? Sizinkilerle onların yaptıkları sizi şaşırttı mı?
    Benim avantajım, ilk defa birlikte müzakere ediyor değildim. Başka anlaşmalar söz konusu olduğunda müzakereler yapmıştım. 1989'dan itibaren AB ile ilgili konuları biliyordum.
    Dolayısıyla konulara vâkıftınız.
    İzafi olarak biliyordum diyelim. Hiçbir zaman tam olarak bildiğinizi iddia edemezsiniz. Konumum belliydi. Müzakere heyetini biliyordum. Bana duyulan bir itimat vardı.



     

    Karşı tarafı anlamak önemli
    'Hayır' dedikleri zaman bunu anlayabilmeli. Eğer akıllı değilseniz, kırıcı davranışlarla karşılaşırsınız. Bağırmanıza hiç gerek yok. İlginç bir mutfak aslında, çok keyif veriyor

    Müzakere nedir? Bunun üzerinde biraz durmak lazım. Müzakere ediliyor mu gerçekten?
    Tabii ki ediyorsunuz. Ediyorsunuz, ama bunu yaparken bazı şeyleri yeniden biçimlendiriyorsunuz. Biz 31 Mart 1998 tarihinde başladık. Fransa'da yaptık. Sonra eve döndük ve birtakım gelişmelerin kaydedilmesi gerektiğini fark ettik. Aylarca teknik ve bürokratik bir süreçten geçtik. Bizim ilk toplantılara girebilmemiz için aylar gerekti.
    Ben meslektaşlarımı ikna etmek durumunda kaldım. Avrupa'nın Sesi'yle ilgili bir makale yayımlanmıştı. Karşı tarafı küçük duruma düşürüyor şeklinde yorumlar yapılmıştı. Bu doğru değildi. Taktiklerinizi değiştirmeniz gerekiyordu. Prodi'nin komisyonunda yer aldım. Artık daha iyi biliyorum.
    Türklere tavsiyeniz var mı? İyi bir AB bilgisi mi olması gerekiyor, yoksa iyi insanları mı seçmesi gerekiyor?
    Son 12-13 yılda tatil için Türkiye'ye gittim. Türkiye'yi çok iyi bildiğimi söyleyemem. Türkiye için şu formül işe yarar diyemem. Bizim üst düzey bir danışmanımız vardı. Avrupa komisyonu başkan yardımcısı da bizimle birlikte çalışıyordu. Bu önemliydi. İçeriğe dair bilgiyi onlar bize verebiliyorlardı. Ama tabii Türkiye hükümetine kalmış bir mesele. Duruma göre müzakerenin nasıl yapılacağının belirlenmesi. Sizin çok bilgili insanlarınız var.
    En önemli mesele nedir? Ülkenin ihtiyaçları hakkında mı, Avrupa hakkında mı bilgi sahibi olunmalı?
    İkisinin de olması lazım. Tek biri yeterli olmaz. Ama diğer tarafı anlayabilmek çok önemli. 'Hayır' dedikleri zaman bunu anlayabilmek lazım. Müzakere için beş kez Berlin'e gittim. Alman devlet sekreterliği ve dışişlerindeki özel bölümlerle görüştüm. Vergi mevzuatı için kilit nokta burasıydı.
    Diyorsunuz ki esnek olmanız lazım. Masalara vurur musunuz zaman zaman?
    Hayır bu olmaz. Brüksel'de basında beni küçük düşürmek isteyenler oldu. Prag'da, 'Yeterince sert değilsin' diyenler oldu. Ama bu sertlikle ilgili değil. Sizin müzakerelerde ne kadar akıllı davrandığınızla ilgili. Bağırmanıza gerek yok. Çok ilginç bir mutfak aslında. İçine girdiğinizde çok keyif verir.

    Sivillere kulak verin
    Kaba olabiliyorlar mı?
    Sadece bürokrat değiller. Daimi temsilci yardımcılarından oluşan Coreper'e gözlemci olan ilk Çek'tim. Gerçekten bu Avrupa politikasını belirleyen bürokratların elit kesimi. Bir toplantıya girmeden önce karşı tarafla ilgili bilgilenmeniz lazım. Kurumun temsilcilerini anlamanız lazım. Önemli olan karşı tarafın boynunu kırmak değil, karşılıklı anlaşmaya varabilmek. Birisi sizi kandırmak istiyor diye düşünmemek lazım. Kurallar çok farklı işliyor.
    Sizce Türkiye kamuoyu zaman zaman sert tepkiler almaya hazırlıklı olmalı mı?
    Küçük düşürme gibi konularla karşılaşmadım. Sadece akıllı değilseniz böyle davranışlarla karşılaşırsınız. Belki bu kısmı kesmeniz gerekebilir. Ama dört ana başlık vardı ve çok zor bir durumla karşı karşıya kaldım. İlk başlıktan sonra onlardan fikirlerini istedim. Bir tepki vermeden önce
    1.5 dakika durmak zorunda kaldılar. Çizilen güzergâhtan çıkmış olduk. Hiç kimse oraya sizi küçük düşürmek için gelmiyor. Hep bir manevra alanınız
    var. Siyasi talimat ve kamuoyu desteği çok önemli. Bunlar ne kadar kuvvetli olursa daha fazla sonuca varırsınız.
    Son olarak. Bu müzakereleri siz nasıl tanımlardınız? Sert, zor, yumuşak, nasıl?
    Ben böyle sözcükleri sevmiyorum. Bence bunlar saçma. Bunların tersi
    olabilir. Karmaşıktır, zordur, tekniktir. Siyasi anlamlar farklıdır, insanlar değişir. Mesafeli olmak isteyebilirler. Gündemde başka başlıkların öne çıktığını söyleyebilirler. Kendinizi ayarlayabilmelisiniz. Basın da bunu takip ediyor olacak. Bu süreçte her iki tarafın da kamuoyuyla birlikte çalışmak gerekiyor.
    Dersi iyi çalışmak gerekiyor diyorsunuz. Karşı tarafı iyi anlamak, hem kendi hem de Avrupa kamuoyuna satmanız lazım diyorsunuz.
    Ekonomik ve sosyal ortaklarınızla çalışmanız lazım. Bazen öyle olur ki, çıkar grupları farklı bir şey söyler, bakanlık farklı bir şey söyler.
    Bazen gerçek, sivil grupların söylediklerinde olabilir veya diğer tarafta. Çok teknik bir konuyu müzakere ederken, bununla ilgili grupların söylediklerine kulak kabartmak gerekir. İçerik olarak çok önemli.
    Ben hep bunu yapmaya çalıştım.


  • Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

    0 yorum yazılmıştır