Artık hepimiz Keynesçiyiz. Barack Obama göreve başladığında devasa bir bütçe teşvik paketi önerecek. Benzeri paketler başka birçok hükümetler tarafından da öneriliyor. Almanya bile bu yarışa sürüklendi. Makro-ekonominin babası John Maynard Keynes'in hayaleti üzerimizde dolaşmak üzere geri döndü. Onunla birlikte en ilginç öğrencilerinden biri olan Hyman Minsky de geri döndü. Hepimiz, finansal cinnetin paniğe döndüğü noktayı, "Minsky anını" biliyoruz.
Diğer bütün peygamberler gibi Keynes de kendisini izleyenlere birden fazla anlam ifade eden dersler sundu. Buna rağmen günümüzde çok az kişi, Keynes'in öğrencilerinin İkinci Dünya Savaşı'nı izleyen on yıl boyunca bütçede önermiş olduğu ince ayara inanıyor. Bu arada Keynes'in ünlü entelektüel rakibi Milton Friedman'ın önermiş olduğu para politikalarına ilişkin hedeflerin olması düşüncesine ise kimse inanmıyor. Keynes'in ölümünden 62 yıl sonra, bir başka mali kriz ve ekonomik bunalım tehdidinin olduğu bir dönemde, öğretilerinden hangisinin hala güncel olduğunu anlamak artık daha kolay.
Bana göre geniş anlamda üç ders söz konusu.
Birincisi, Minsky tarafından daha da geliştirilen, finansörlerin gösterişlerini ciddiye almamamız gerektiğine ilişkin. "Sağlam bir banker, bir tehlikeyi görerek, ondan kaçınan banker değil, iflas ettiğinde, töhmet altında kalmamak için meslektaşları gibi geleneksel yollarla iflas eden bankerdir." Dolayısıyla Keynes için "etkili piyasalar" düşüncesi fazla bir şey ifade etmiyordu.
 
Tek bir şirket değil
İkinci ders, ekonominin tekil bir ticaret işletmesi gibi analiz edilemeyeceği idi. Tek bir şirkette maliyetleri düşürmek bir anlam ifade edebilir. Ancak dünyanın bütünü bunu yapmayı denerse, bunun tek sonucu talebin azalması olur. Bir birey tüm gelirini harcamayabilir. Fakat dünya ölçeği söz konusu olduğunda, harcanması gerekir.
Üçüncü ve en önemli ders ise, ekonominin etik bir öykü gibi ele alınmaması gerektiğidir. 1930'larda iki karşıt ideolojik görüş söz konusuydu: Avusturyalıların ve sosyalistlerin görüşleri. Avusturyalı Ludwig von Mises ve Friedrich von Hayek, 1920'lerin aşırılıklarının temizlenmesi gerektiğini ileri sürmekteydi. Sosyalistler ise, sosyalizmin başarısız olmuş olan kapitalizmin mutlaka yerini alması gerektiğini ileri sürüyordu. Bu görüşler, alternatif laik dinlere dayandırılıyordu: Birinci görüşe göre bireysel çıkarcı arayış içindeki davranışların istikrarlı bir ekonomik düzenin güvencesi olacağı; ikinci düşünce ise özdeş motivasyonların ancak sömürü, istikrarsızlık ve krize yol açacağı.
Keynes'in buradaki büyük katkısı, ekonomik bir sisteme etik bir oyun gibi değil, teknik bir meydan okuma gibi yaklaşmamız gerektiğindeki ısrarıydı. Kentleşmiş bir ekonomiye sahip demokratik bir toplumda asgariye indirilen bir devletin kabul edilemez olduğunun farkında iken, aynı zamanda olabildiğince fazla ölçüde özgürlüğün korunmasını diliyordu. Bırakalım yapsınlar, bırakalım geçsinler yaklaşımının sadece en iyiler için iyi sonuç vereceğine inanmadan, piyasa ekonomisinin korunmasını istiyordu.
 
Çağdaş tasfiyeciler
Bu etik tartışma günümüzde bir kez daha gündemde. Çağdaş "tasfiyeciler" gerçekleşecek bir çöküşün, arındırılmış bir ekonominin yeniden doğuşuna yol açacağında ısrar ediyor. Bu kesimin soldaki rakipleri ise, piyasa ekonomisi döneminin sona erdiğini ileri sürüyor. Bu arada ben bile, durmadan artan borçların ekonomik olarak altına dönüşeceğini ileri sürmüş olan finansal simyacıların cezalandırılmasını arzu ediyorum.
Bununla birlikte Keynes, bu tür yaklaşımların aptalca olduğunda ısrar ederdi. Piyasalar ne şaşmaz ne de vazgeçilebilir. Piyasalar aslında verimli bir ekonominin ve bireysel özgürlüğün temelini oluşturur. Ancak aynı zamanda ciddi şekilde çarpık bir hale gelebilirler ve bu nedenle de dikkatli bir şekilde yönetilmeliler. Obama'nın seçilmesi kesin olarak böyle bir pragmatik beklentisi yansıtıyor. Yeni yönetimin görevi, hepimizin karşı karşıya kaldığı küresel ekonomik krize pragmatik bir çözüm yönünde ABD ve dünyanın liderliğini üstlenmesi olmalı.
En acil görev, dünya ekonomisinin yeniden sağlıklı bir hale getirilmesidir. Kısa vadeli sorun, Keynes'in de tavsiye edebileceği gibi, toplam talebin sürdürülebilir kalmasını sağlamak. Uzun vadeli sorun ise, küresel talebin yeniden dengelenmesini zorlamak.
1930'larda olduğu gibi önümüzde iki seçenek var: Ya bu sorunların çözümü için işbirliği yaparak ve pragmatik bir şekilde uğraşmak ya da ideolojik yaklaşım ve bencilliğin bizi engellemesine izin vermek. Olması gereken amaç açık: İnsanlığa olabildiğince fırsat sunan açık ve en azından makul ölçüde istikrarlı olacak bir ekonomiyi korumak. Bu konuda son yıllarda rahatsızlık edici ölçüde az iş yaptık. Daha iyisini yapmalıyız. Konuya tevazu göstererek ve pragmatik yaklaşarak bunu başarabiliriz.
Oscar Wilde'ın de söyleyebileceği gibi, gerçek, ekonomide çok ender olarak arı ve hiçbir zaman basit değildir. Bu benim için, bu krizden çıkarılacak en büyük ders. Bu aynı zamanda Keynes'in halen vermekte olduğu bir ders.
ww.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=113310&KOS_KOD=7


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır