Yaşanan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'na (TCMB) başkan atama süreci, bu ülkeyi krizlere sürükleyen, geçmişteki ekonomik oyuna geri dönülüp dönülmeyeceğinin de bir göstergesi. Bu nedenle de geniş kitleler tarafından dikkatle izlenmeli.
2001 yılında yapılan yasal düzenlemeyle fiyat istikrarını sağlamak TCMB'nin temel amacı oldu. Banka, kanunla kendine verilen görev ve yetkileri bağımsız olarak yerine getirebilir hale getirildi. Yani hükümetlerin bankanın işini yürütmesine müdahalesinin önüne geçilmek istendi.

2006 ilk yıldı
Bu düzenlemenin nedeni yıllardır yüksek enflasyon ve belirsizliğe mahkûm olan ülkeyi bundan kurtarmak ve özellikle toplumun en yoksul kesimlerini ezen bu haksız vergi uygulamasına son vermekti.
Aynı dönemde para politikasının etkinliğini artırmak amacıyla enflasyon hedeflemesi rejimine geçilmesi de öngörüldü. 2006 yılı tam enflasyon hedeflemesine geçilen ilk yıl. Bu yeni rejimin beklenen faydayı sağlaması için bankaya duyulan güven ve bankayla ilgili iletişim stratejileri büyük önem taşıyor.
Mevcut atama, bu düzenlemelerden sonra yapılan ilk uygulama. Yaşanan süreç, siyasetin bankanın bağımsızlığını ne ölçüde içine sindirebildiğinin ve güvenin önemini ne kadar algılayabildiğinin bir göstergesi.

Maliyetler gizli
Sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler bu piyasaların yükselen ekonomilere tatsız sürprizler sunma konusunda, en yüksek potansiyele sahip olduğunu gösteriyor. Sermayenin bolluğunda yaşanan rahatlık, ekonomik yönetimdeki aksaklıkların maliyetlerini gizliyor. Ama bu durum kriz çıktığında bolluk döneminde gizlenen zafiyetlerin yıkıcı etkisini artırıyor. Bu düşünceler sermaye hareketlerinin serbest olmasının savunucusu IMF'nin başkanı Rato'nun son konuşmalarında da sık sık dillendiriliyor.
Gerçekten de darlık ve kriz döneminde gerçekleşen yapısal reformlar bolluk döneminde siyasetin tehdidi altına giriyor. TCMB'ye başkan atama süreci, siyasetin lider karşısındaki tüm denetim ve dengeleme mekanizmalarını yok etmeye çalışan ve bizi krizlere sürükleyen o bildik zihniyetinin yeniden işbaşında olduğunu ortaya koyuyor.
Birinci yanlış, başarılı bir başkanı benden olsun da nasıl olursa olsun diye değiştirmektir. İkincisi ise, TCMB'nin başına, finansal sistemde faizle iş yapan kurumları etik olarak dışlayan bir kesimden yönetici getirmek ve bu süreci kendine destek veren çekirdek seçmen kitlesine mesaj vermek için kullanmaktır. Bütün bunlar hükümetin sermaye piyasalarının işleyişinin ne kadar dışında kaldığını gösteriyor. Mali sistemde istikrarı sağlamakta önemli bir rolü olan bankanın başına gelen kişi, bu sistemdeki oyuncuların büyük bir bölümünde, bir sıkışıklık anında kendilerinin ikinci sınıf oyuncu muamelesi göreceği algılamasına yol açarsa, para politikasının etkinliği kalmaz.

Veto bahanesi
Şimdi hükümet Cumhurbaşkanı'nın vetosunu taahhüt ettiklerini yapamamasının gerekçesi olarak da kullanmaya çalışacaktır. Oysa Cumhurbaşkanı'nın vetosunun siyasi hiçbir yanı yoktur. Yapılan işlem, ekonomide yaratılmak üzere olan büyük bir kırılganlığın önlenmesini sağlayan son derece teknik bir müdahaledir. Sermayenin daralmaya başladığı dönemde yaşanabilecek önemli bir sıkıntıdan ülkeyi kurtarmıştır. Buna rağmen hükümetin son uygulamaları Türkiye'ye duyulan güveni önemli ölçüde zayıflatmıştır. Bunun faturası önümüze er geç gelecektir.

http://www.milliyet.com/2006/03/27/yazar/oztrak.html


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır