Cari açık sorununun çözümü “döviz kurunu oynatıverelim” cümlesi içine sığmıyor. İşin içinde sanayiinin yapısı, tüketici tercihleri, rakiplerimiz, malların kalitesi vs. gibi pek çok konu giriyor. Cari açığı kapatmanın bir yolu da daha fazla döviz kazanmak. The Economist dergisinin arka sayfasındaki 27 yükselen ekonomiye ilişkin istatistikler var. Bunlar arasında Türkiye ödemeler dengesi cari açığı ile sivriliyor... Dış ticaret açığında da benzer bir durum var. Türkiye’nin rakamlarına bir miktar yaklaşan tek ülke var. O da Hindistan. Ama bu ülkenin dış ticaret hacmindeki farklılığı göz önüne alınca, liderliğimiz (!) daha da açık bir biçimde ortaya çıkıyor: Tablo 1'de görüldüğü gibi. Peki ne yapmak gerekiyor? Alışageldiğimiz davranış biçimi şu: Merkez Bankasına (tabii başkanına) doğru yalvaran ya da kızgın bir bir bakış gönderiyor, sonra homurdanıyoruz... Özetle diyoruz ki: “Merkez Bankası faizini düşürsün. Böyle olunca bankalar da mevduat faizlerini düşürür. Tahvil faizleri de düşer. O zaman insanlar portföylerini yabancı para cinsinden mali araçlara kaydırırlar, bu da döviz talebini artırır. Bunun sonucunda da kur yükselir. Döviz yerli para cinsinden pahalılaşınca bu ithalâtın düşmesine yol açar, ihracatı da artırır. Bu sorun da çözülmüş olur.” Cari açık ve döviz kuru ile oynamak Öyle mi acaba? Yukarıdaki kısa cümlelerden her hangi birisinden sonra bazı varsayımları yaptığınızı açıkça yazmazsanız, bir sonraki cümleye ulaşamazsınız. Örneğin, Merkez Bankası faizini indirdiği zaman bankaların mevduat faizini aşağıya çekmesi için, bu ikisi arasında güçlü bir ilişki olduğunun varsayılması gerek. Bu yoksa, pekala mevduat faizleri yükselebilir de. Nitekim öyle olmadı mı? Ayrıca son bir yıla baktığımızda tahvil faizlerinin pek de mevduat faizleri ile aynı yönde hareket etmediğini de görüyoruz. İthalât düşer mi? Ülke içinde üretilen mallara “rakip olan malların ithalâtı” düşebilir. Çünkü bu tür ithal malları YTL cinsiden pahalanacaktır. Ama bu etkinin ne kadar güçlü olacağı belli değil. Çünkü insanlar belli bir marka ya da kalitede mal arıyor olabilirler. O zaman rakip mal ithalâtı üzerindeki azaltıcı etki kısıtlı kalabilir. Ama “tamamlayıcı mallar” söz konusu olduğunda bu etki çok daha zayıftır. Bir gemi inşa ettiğinizi düşünelim. Bu geminin bazı bölümleri ülke içinde yapılıyor, motor, elektronik donanım gibi kısımları ithâl ediliyor olsun. Bu gemi bitirilecekse, dövizin yerli para cinsinden pahalılaşması, bu ithalâtı düşürmez. Olsa olsa, gemiyi yapan firmanın YTL cinsinden işletme sermayesi gereğini artırır. Tabii akla gelen bir başka olasılık da geminin yapımının durdurulmasıdır. Bunun yaygınlaşması ise ekonominin büyüme hızının düşmesi demektir. Son yıllarda ihracatımız içinde görece daha çok ithal girdi kullanan ürünlerin payı artıyor. YTL’nin değer kaybetmesi durumunda büyük oranda ithal girdi kullanan bir malın döviz cinsinden maliyetinde önemli bir değişiklik olmayacaktır. Üstelik, çoğu kez, bu tür malların Türkiye’de üretilip ihraç edilmesine ilişkin anlaşmalar, belli parçalarının belli firmalardan ithal edilmesi koşulunu taşıdıkları için, yerli girdilerle ikame edilmeleri de pek söz konusu değildir. Özetle YTL’nin değer kaybetmesi bu tür mallar için bir uluslararası piyasalarda fiyat avantajı sağlamayacaktır. Tabii bu yolla cari açık sorunun çözüleceğini zannedenlerin sormaları gereken üç soru daha var. Cari açığın kapanması için YTL hangi oranda değer kaybetmelidir? Bu sorunun yanıtı, özetle “çok”... Prof. Dr. Sübidey Togan ile beraber yaptığımız çalışma öyle gösteriyor. Öte yandan YTL’de bu kadar yüksek oranda bir değer kaybını gerçekleştirmeye kalkışırsak bu diğer değişkenleri etkilemeyecek midir? “Evet etkiler”. Göreli fiyatlar da etkilenir, gelirler de. Bu da ekonomideki dengeleri değiştirmez mi? “Evet değiştirir”. Ne bizlerin ne de devletin bütçe dengesi aynı kalır, ne de şirketlerin bilançoları da aynı manzarayı gösterir. İktisada giriş kitapları böyle yazıyor. 2001’de de başımıza gelen bu değil miydi? Dövizi sadece sanayi mi kazanacak? Görüldüğü gibi, cari açık sorununun çözümü “döviz kurunu oynatıverelim” cümlesi içine sığmıyor. İşin içinde sanayiinin yapısı, tüketici tercihleri, rakiplerimiz, malların kalitesi vs. gibi pek çok konu giriyor. Bazı konuları biraz daha deşsek diyorum. Cari açığı kapatmanın bir yolu da daha fazla döviz kazanmak. Böyle olunca gözlerimiz ihracata, ihracat içindeki ağırlığı nedeniyle sanayiye dönüyor. Ama niçin sadece sanayi Türkiye’de döviz kazanmaktan sorumlu olsun ki? Tablo 2’den de görüleceği üzere sanayi kesimimiz ne GSYH’nin büyük kısmını üretiyor, ne de istihdamın büyük kısmı sanayide. Kaynak: TÜİK Acaba diğer kesimlerin döviz kazandırma açısından katkıları ne? Örneğin hizmetler kesimi. GSYH’ya (Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla) ve istihdama en çok katkı yapan bu kesimin, net döviz kazancı nedir? Ödemeler dengesine bir göz atarsak, iki nokta gözümüze çarpar. Turizm dışarıda bırakılırsa, hizmetler kesimimizin net döviz kazancı -1.276 milyar dolardır. Yani net hizmet ithalatçısıyız. İkinci olarak turizm dışı hizmetler kesiminin toplam döviz kazancı sadece 7.702 milyar dolardır. Bu 2005 yılı toplam mal ihracatımızın (76.595 milyar dolar, bunun küçük bir kısmı tarımsal üründür) aşağı yukarı onda biridir! (Turizmi dışarıda bırakmamın nedeni bu yolla gelen döviz kazancının bir kısmının farklı sektörlerin sunduğu mal ve hizmetlerden kaynaklanması. Türkiye’ye gelen bir turistin çarşıdan aldığı gömlek için ödediği para, turizm gelirimiz içinde görünmektedir. Ama bu turizm sektörünün sunduğu hizmet karşılığı olarak değil, sanayi kesiminin ürettiği bir mal için ödenmiştir. Bu kişi aynı gömleği ülkesinde alsaydı, mal ihracatı olarak görünecekti. Ya da sanayiimiz böyle bir gömlek üretmiyor olsaydı, bu para harcanmayacaktı.) Sanayiimizin ihracatı “hepimizin yaptığı ithalâtı” karşılamaya yetmiyor diye hayıflanıyoruz. Acaba öbür sektörlerin döviz kazandırıcı işlemlerini artırmalarını sağlamak diye bir sorunumuz yok mu? h ttp://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=35790&KOS_KOD=33

0 yorum yazılmıştır