ABD, Çin ve Japonya'da fiyatlar gittikçe düşüyor ama alışveriş yapan yok. Enflasyondan daha zorlu bir süreç olarak gösterilen deflasyonla savaşmak için merkez bankalarının fazla atımlık barutu kalmadı. Sayısal gevşetme politikaları yeniden gündeme gelecek.  

"Resesyon" sözcüğünü bundan bir yıl önce ağzına aldığında tüyleri ürperen küresel ekonominin kurmayları artık görünen köyün kılavuz istemediğinin farkında. ABD henüz resesyonda olduğunu kabul etmese de, geçen haftalarda Japonya, Almanya ve Euro Bölgesi "resesyondayız" açıklamaları ile piyasaları salladı. Bir dönem yüksek enflasyon yüzünden ekonomiyi canlandırmak için faiz indirmekte zorlanan küresel merkez bankaları ise artık gönül rahatlığı ile indirim üstüne indirimler yapıyor. İngiltere beklenmedik sertlikte indirimi ile faizini yüzde 3 seviyesine çekerken, ABD 16 Aralık'taki merkez bankası toplantısında gösterge faizini yüzde 0,5'e yani Japonya'nın resesyona girmemek için çırpındıktan sonra geldiği faiz düzeyine indirmeyi planlıyor. Merkez bankaları faiz indirimlerinde artık çok rahat çünkü dizginlemek zorunda oldukları bir enflasyon yok. Küresel talep daralıyor, spekülatör fonlar emtia balonundan hızla çıkıyor. Temmuz ayında 147 doları gören petrolün heybetinden eser kalmadı, hedge fonların sert satışları ve azalan talep karşısında petrolün varili 50 dolar düzeyinde seyrediyor. Dolayısıyla da enflasyonist baskılar ortadan kalktı. Ancak şimdi küresel ekonominin kapısına enflasyondan bile daha tehlikeli bir risk dayandı: Deflasyon. ABD'den Çin'e ve Japonya'ya kadar bir çok ekonomi fiyatlarda sürekli düşüşlerin görüldüğü, toplam arzın toplam talebi aştığı deflasyona yakalanmak üzere. Merkez bankalarını ise enflasyonla savaşmaktan çok daha zor bir görev bekliyor. Enflasyonla savaşırken faizi artırmak konusunda bir sınırı olmayan merkezler, deflasyonla savaşta faizini 0'ın altına indirmek gibi bir şansı olmayacak. Japonya'da faiz yüzde 0,3'te, İngiltere'de yüzde 3 olan faiz ABD'de yüzde 1 düzeyinde. Bu noktada devreye Japonya'nın deflasyon döneminde uyguladığı "sayısal gevşetme" politikalarının girmesi bekleniyor.
 
Daha da ucuzlar psikolojisi ile harcamalar dibe iniyor
Modern iktisat tarihinde dünyada deflasyonu tecrübe eden tek ekonomi Japonya olmuştu. 10 yıl resesyonda kaldığı süre içerisinde deflasyonu da yaşayan Japonya'da enflasyon ilk kez negatif çıkmış, hükümet faiz indirmi ve mali teşvik politikaları silahına sığınmıştı. Şimdi Avrupa'dan ABD'ye hatta Japonya'ya kadar pek çok ülke deflasyonla savaşmak adına aynı silahlara sarılıyor. Deflasyonist süreçte fiyatlar düşüş trendinde olduğu için daha da ucuzlama görüleceği beklentisi ile tüketici zaten kısılmış olan harcamalarını daha da azaltıyor. Yani daha ucuza alacağı umuduyla alışverişlerini erteledikçe erteliyor. Bu da ekonominin daha büyük darbe almasına yol açıyor. Deflasyon dönemlerinde borçların ödenmesi ve kredi bulmak daha da zorlaşıyor. Aynı şekilde bu durum borçluların daha fazla borç yükü altında sıkışmasını da beraberinde getiriyor. Çünkü diğer tüm fiyatlar düşerken borcu olanların ödemesi gereken borç miktarı hiç bir şekilde azalmıyor. Yani borçların reel değeri deflasyonist ortamda daha da artıyor. Bir anlamda borcu alan bir şirketse, ürünlerinin fiyatları giderek ucuzluyor, ancak borçları aynen duruyor.
 
Fiyatlar düşüyor ama alışveriş yapan yok
Son bir kaç haftadır gelen ekonomik veriler ise deflasyonun yolda olduğunu doğrular nitelikte. Bir dönem yaşamın en pahalı olduğu ülkelerin başında gelen ABD'de yaşama maliyeti 60 yılın en düşük seviyesine geriledi. Perakende harcamaları ise fiyatlar sürekli düştüğü halde ekim ayında yüzde 2,8 ile rekor oranda geriledi. Yeni araç fiyatları yüzde 0,5, giyim fiyatları yüzde 1 düştü. Havayolu taşımacılık ücretleri ise yüzde 4,8 ile 1999'dan bu yanaki en sert düşüşünü gördü. Bunlara rağmen ABD'li tüketici inatla fiyatların daha da düşeceği beklentisi ile alışveriş yapmıyor.
Fiyatlar gerilemesine rağmen mortgage ve otomobil kredileri ile kredi kartı borçlularının borç yükü azalmadı ve iflas başvuruları patladı. Ekim ayında ABD'deki iflas başvurusu sayısı yüzde 8 arttı. Bu, her gün yaklaşık 5 bin kişinin iflas etmesi anlamına geliyor. ABD'de 2002 sonrası TÜFE hiç bir zaman yüzde 1'in altına düşmemiş, çok nadir zamanlarda yüzde 2'nin altında çıkmıştı. Geçen hafta ise ekim ayı TÜFE rakamı yüzde 1 düşerek 1938'den bu yanaki en sert aylık düşüşünü kaydetti. Enerji ve gıda fiyatları dışındaki TÜFE'yi yansıtan çekirdek enflasyon ise aynı ay yüzde 0,1 düşerek TÜFE'deki düşüşün sadece sönen emtia balonu ile alakalı olmadığını kanıtladı. Varlık fiyatlarındaki en dikkat çekici düşüş bir yıl içinde değerinin yüzde 16'sını kaybeden emlak sektöründe ve aynı dönemde yüzde 40 düşerek toplam 11 trilyon dolar eriyen hisse senetleri piyasasında görülüyor. Tüketici kredileri ise 1990'ların başından bu yana ilk kez azalma trendinde. İstihdam piyasasında ise son bir kaç haftadır gözlenen ciddi işten çıkarma haberleri, daha az iş ve daha az gelir anlamına geliyor.
 
 Çin'in para piyasaları deflasyon sinyali veriyor
Avrupa'da da fiyatlar hızla düşüyor, harcamalar aynı hızla geriliyor. Ancak Avrupa Merkez Bankası (AMB) fiyatlardaki düşüşü henüz "deflasyon" olarak nitelendirmiyor. Buna karşılık Çin ve Japonya deflasyon alarmı veriyor. Çin'de şubat ayında yüzde 8,7 ile 12 yılın zirvesine çıkan enflasyon ekim ayında yuzde 4,6 seviyesine kadar indi. Çin Merkez Bankası ise geçen hafta 2009 hedeflerinin deflasyon tehdidini uzaklaştırmak olacağını duyurdu. Çin, deflasyona Japonya kadar alışık olmasa da diğer ekonomiler kadar yabancı değil. 2002 yılında tüketici fiyatlarının yüzde 0,8 düştüğü Çin 1999 yılında da yüzde 1,4'lük bir düşüşle karşılaşmıştı. Ancak bu kez Çin para piyasalarında deflasyon emareleri görülüyor. 2002 yılından bu yana hacmin 5'e katlandığı interbank tahvil piyasasındaki düşen faizler bankaların deflasyona karşı gardını almaya başladığı şeklinde yorumlanıyor. 1 yıllık hazine tahvillerinin faizi geçen pazartesi günü 29 ayın dibine indi. Bunun sebebi olarak da bankaların faizlerin daha da düşeceği beklentisi ile geri adım atmaları gösteriliyor. Uzmanlara göre bu ay 600 milyar dolarlık mali teşvik planı açıklayan Çin zamanında deflasyonla savaşmak için Japonya'nın yaptığı kadar sert faiz indirimlerine gitmeyecek.
 
Japonya 2001-2006 arası deflasyonla savaşmıştı

Deflasyonun Japonya'ya yıllar sonra geri dönüş tarihi olarak ise 2009 yılının temmuz ayı gösteriliyor. Bu yaz temmuz ayında yüzde 2,4'e çıkarak son 11 yılın en yüksek seviyesine fırlayan Japon enflasyonu eylül ayında bir önceki aya kıyasla değişiklik göstermedi. ABD ve Çin'de olduğu gibi Japonya'da da tüketici, fiyatlarda artış olmamasına rağmen harcamalarını kıstı ve eylül ayındaki tüketici harcamaları yüzde 2,3 geriledi. Şimdi Japon Merkez Bankası'nın da FED gibi "kantitatif gevşetme" olarak bilinen faizi sıfırda tutup piyasaya likidite enjekte etme politikasına sarılması bekleniyor. BoJ, bu politikayı 2001 yılında uygulamaya başlamış, 5 yıl sonra sona erdirmişti. http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=111133


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır