Türkiye’nin döviz kazandırıcı faaliyetlerinin çoğu  sanayi kesiminde. Sanayide de bu faaliyetler iki sektörde yoğunlaşmış. Oysa döviz kazandıran faaliyetlerimiz yaygın olsaydı, bunların olumsuz etkilenme olması olasılığı epeyce düşük olurdu.

 

Türkiye daha fazla döviz geliri nasıl sağlayabilir? Sorunun yanıtı mevcut döviz kazandıran faaliyetler çerçevesinde aranabilir. Kurdan şikayetler, teşvik istekleri bu bağlamda gündeme geliyor. Ama bir de acaba hangi faaliyetlere yönelirsek Türkiye daha çok “net” döviz kazanabilir diye bir soru var. Bu soruya genelde verilen yanıt, “böyle bir arayışın ancak uzun dönemde sonuç verebileceği”. Doğru da, uzun dönem dediğiniz kısa dönemlerin yan yana dizilmesiyle oluşuyor...

Ülkemizin döviz gelir ve harcamalarına bir göz atalım. Tablo I’de Türkiye’nin 2005 yılındaki döviz geliri ve harcamaları veriliyor. 

 

TABLO 1

TÜRKİYE 2005 YILI hed

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tablonun ilginç yönü, toplam döviz gelirimizin yüzde 71'inin mal ihracından kaynaklanıyor olması. Hizmetler kesiminin toplam döviz gelirimiz içindeki payı yüzde 29. Üstelik bunun içine, kolaylık olmak üzere bu başlık altına konulmuş olan “turizm gelirleri” de dahil. Turizm geliri, aslında belli hizmetin yabancılara sağlanması karşılığında elde edilen döviz gelirlerini göstermez. Ödemeler dengesi tablosunda, diğer bütün kalemlerden farklı olarak “seyahat eden kişilerin tükettikleri bütün mal ve hizmetler, hangi kesim tarafından üretilirse üretilsin, bu başlık altında toplanır”, (IMF: Balance of Payments Manual, 1993, s. 64). Yani ülkemize gelen bir turist salatalık yediğinde bu turizm geliri olarak görülür, tarım kesiminin ihracatı olarak değil. Turizmi dışarıda bırakınca koskoca hizmet kesiminin toplam döviz gelirleri içindeki payı yüzde 7.22'ye düşüyor. Koskoca diyorum çünkü hizmetler kesiminin milli gelirimiz içindeki payı yarıdan fazla, istihdamda ise yarıya yakın…

İlk akla gelen soru şu: Türkiye cari işlemleri açısından açık bir  ekonomi mi? Yoksa Türkiye sadece mal ticareti açısından mı açık? Düşünmeye yardım etmek için Hindistan için benzer bir tabloyu vereyim. Hindistan’ı seçişimin nedeni ise, “yükselen” ekonomiler arasında Türkiye kadar olmasa bile ona yakın ölçüde cari açık veren bir ülke olması.

 

                               TABLO 2

        HİNDİSTAN 2004 MART-2005 MART hed

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tablo 2’den de görüleceği üzere Hindistan’da mal ihracatının ülkenin toplam döviz kazancı içindeki payı yüzde 53 dolaylarında. Yani, Türkiye’den epeyce az. Buna yol açan iki etmen var. Bunlardan ilki, “cari transferler” kaleminin ülkenin döviz kazancına katkısının çok daha fazla olması. Bunun nedeni de çok sayıda iyi eğitim almış Hindistan vatandaşının ülke dışında yüksek gelir elde ederek çalışmakta olması. Bu insanların ülkelerine yaptıkları gelir transferi 20.7 milyar dolar. İkinci neden ise Hindistan’ın hizmetler kesiminin döviz kazancının Türkiye’ye oranla daha yüksek olması. Ama bunun nedeni, Türkiye gibi turizm geliri değil. En önemli kalem yazılım (sofware) satımından elde edilen gelir. Tam 17.2 milyar dolar! Hindistan’ın “diğer” adı altında toplanan çeşitli hizmetlerden elde ettiği “net” döviz kazancı da 12.7 milyar dolar. Demek ki, Hindistan dünya ölçüsünde hizmet sunabilecek bir kapasite yaratmış. Bunun yazılım boyutunun bu denli önemli olmasını ise nitelikli iş gücüne borçlu. Öte yandan Hindistan hizmet almak için yaptığı harcamaların toplam döviz giderleri içindeki payı yaklaşık yüzde 20. Bu oranın Türkiye’de sadece yüzde 9 olduğuna dikkati çekeyim.

Görüldüğü üzere, “yükselen ekonomiler” arasında cari açık açısından bize benziyormuş gibi görünen tek ülke olan Hindistan, dünya ekonomisiyle bütünleşme biçimi açısından bize o kadar benzemiyor. Bize oranla çok daha dışa açık ve ciddi döviz kazanan bir hizmetler kesimi var.

Ama bizim sıkıntımız burada da bitmiyor.

İhracatımızın mal birleşimi ve yoğunlaşma

2005 yılında hangi ürünlerimizi ihraç ettik? Aşağıdaki tabloda ana başlıklar ve bazı önemli alt kalemler veriliyor. Bu tabloya bakarak ihracatımızın az sayıda mal etrafında yoğunlaştığını söylemek yanıltıcı olmaz. İhracatımızın yaklaşık  yüzde 26'sı tekstil ürünleri (diğer tekstil + giyim eşyası). Onu izleyen en büyük kalem yaklaşık yüzde 13 ile motorlu kara taşıtları.  İkisinin toplamı neredeyse ihracatın yüzde 40'ı.

 

TABLO 3

2005 YILI TÜRKİYE’NİN MAL İHRACATININ YAPISI

 hed

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Türkiye’nin döviz kazandırıcı faaliyetlerinin ezici çoğunluğu sanayi kesiminde. Sanayide de bu faaliyetler iki sektörde yoğunlaşmış. Bu iki sektörün ihracatını olumsuz yönde etkileyen bir gelişme olursa, Türkiye’nin döviz kazancındaki azalmayı giderebilmek çok zor. Bugünlerde tekstil sektörünün sıkıntılarını hükümete yansıtıp çözüm bulmasını istemesinin arkasında bu yatmıyor mu? Oysa döviz kazandıran faaliyetlerimiz yaygın olsaydı, bunların hepsini birden etkileyecek olumsuzluklar olması olasılığı epeyce düşük olurdu. O zaman da sektörel sorunlar, bugünkü kadar kolay ulusal sorunlara dönüştürülemezdi.

Ne yapılması gerek? Bu soruya yanıt arayanlara David Judson’un Referans’ta 2 Mart 2006’da yayınlanan “Tekstil Sektörünün Çıkış Yolu İrrasyonaliteden Geçer” başlıklı nefis yazısını salık veririm. İrrasyonalitenin yaratıcılığı içerdiğini çok güzel anlatıyor... Bu sorunu çözebilmek için de yaratıcılığa şiddetle ihtiyacımız var.


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır