Ekonomide zor konular 1-2
17.2.2006BUGÜNDEN başlayarak önümüzdeki birkaç pazar yazımda ekonomideki zor konuları işeyeceğim.
Bazı yaygın ön yargılar vardır. Örneğin, iktisatçılar çoğunlukla serbest rekabetin tüketici çıkarlarına hizmet ettiğini söylerler. Serbest rekabet, fiyatların en düşük düzeyde oluşmasının ön şartıdır.
İktisatçı olmayanlar ise ‘‘tüketici hakları’’ sloganı altında serbest rekabetin belli ölçülerde sınırlandırılmasını savunurlar. Tüketicilerin fiyat ya da fiyat dışı düzenlemelerle korunması ön plana çıkarılır. Hangi görüşün haklı olduğuna karar vermek konuyu deştikçe zorlaşmaya başlar.
BANKACILIK
İktisatta serbest rekabetin en önemli unsurlarından biri serbest piyasada giriş ve çıkışın serbest olmasıdır. Yani, kár edeceğini düşünen şirketler hiçbir kısıt olmadan istediği piyasalara girebilmeli, zarar edip sermayelerini eritenler de hiçbir engelle karşılaşmadan piyasadan silinebilmelidir. Serbest giriş-çıkış serbest piyasanın vazgeçilemez ön şartlarındandır.
Bu açıdan bakıldığında, bankacılık sektöründe tam rekabet şartlarının olmadığını görülür. Çünkü, her isteyenin sektöre girebilmesi mümkün değildir, devletin izni gerekir. Sektörde kamu bankalarının olması sektörden çıkışı da kısıtlamaktadır. Çünkü, devlet bankaları zarar edip sermayelerini yitirseler de, sektörde kalabilmektedir. Hatta, daha birkaç yıl evveline kadar sermayelerini yitiren özel sermayeli bankalar dahi sektörü terk etmek zorunda değillerdi.
Sektörde giriş-çıkışın serbest olmaması dolayısıyla yaratılan eksik rekabet tüketicinin yararına mıdır? Sektöre girişin serbest olmaması mevduatların sağlam ellerde toplanması açısından tüketicinin yararına olurken, çıkışın serbest olmaması maliyetleri artırdığından, bankacılık sektörünün mevduat dışı hizmetlerini kullanan tüketiciler zarar görmektedirler.
Paramızın emniyeti mi daha önemlidir, yoksa, bankacılık hizmetlerini en ucuz bir şekilde kullanmak mı tüketicilerin yararınadır? Elbette, her ikisi de önemlidir. Ama, mevduatların emniyeti açısından sektöre girişin kısıtlanması sektörü tam rekabet şartlarından uzaklaştırmakta ve alınan hizmetlerin fiyatlarını artırmaktadır. Yani, bankacılık sektöründe yarı oligopolistik bir yapı tercih edilir olmaktadır. Yanlış anlaşılmasın. Bunun yanlış olduğunu savunmuyorum, bir gerçeği vurguluyorum.
ÜRÜN GARANTİSİ
Tüketicileri koruma adı altında üreticilerin sattıkları mala asgari bir yıl parça ve işçilik garantisi vermeleri istenmektedir. Bu çeşit bir garantinin elbette bir fiyatı vardır. Yani, aldığı üründe garanti olan bir tüketici daha fazla fiyat ödemektedir. Aldığı mal bir yıl içinde bozulursa, ücretsiz tamir edilecek ya da yenisini alabilecektir. Ama, ödediği fiyat da daha yüksektir.
Sattığı ürüne garanti vermeyen piyasaya sokulmamaktadır. Halbuki, malına garanti vermeden satış yapabilen bir üretici daha ucuza aynı malı piyasaya sunabilecektir. Tüketici aynı malı daha ucuza tüketebilecektir. Bu durumda, satılan malların bir yıl garantisi olması ilkesi tüketicinin yararına mıdır yoksa zararına mıdır?
Tüketiciyi korumak masraflı bir projedir. Tüketiciyi koruduğu savunulan her düzenleme üreticiye bir maliyet yüklediğinden fiyatların olabileceğinden daha yüksek olmasını gerekli kılar. Yani, bir yandan tüketici fiyat dışı önlemlerle korunurken, diğer yandan daha pahalı mal ve hizmet satın almak zorunda bırakılır.
Bu ikilemin çözümü yoktur. Tüketicinin ne kadar korunarak ne kadar zarar edeceğinin sınırı toplumun değer yargılarıyla oluşur. Bu konularda iktisat biliminin sınırı çizmede yardım edebilmesi çok zordur.
Gelecek pazar günü devam edeceğim.
Ekonomide zor konular (2) 28.12.2003
Tüketici en iyi şekilde nasıl korunur? En düşük fiyat mı tüketiciyi korur, yoksa fiyatın yanında ürünün kalitesi, gereğinde yedek parçasının kolay bulunabilmesi ve servisinin iyi olması da önemli midir? Bu soruların cevaplarının hepsi ‘‘evet’’ ise denge nasıl sağlanacaktır?
Birçok ülke otomobil ithalatına izin verirken ülkede belli sayıda servis istasyonlarının açılmasını ve belli miktarda yedek parça stoklanmasını da şart koşarlar. Bu şartlar aynı zamanda fiyat dışı yollarla yerli sanayinin de korunması anlamına gelir. Çünkü, piyasaya girişin sabit maliyeti bu şekilde artırılmış olur.
Bizde de bu çeşit kurallar olsa da, pek uyulmaz. İthal bir aramanız varsa, çok yaygın olmayan bir servis ağı ile arabanızın bakımını yaptırabilirsiniz. Büyük şehirlerde çok sorun olmasa da, yaz tatili için Anadolu'ya gittiğinizde, arabanızın servisi olmadığından, küçük bir sanayi sitesindeki elektrikçi ya da karbüratörcüyle sorununuzu çözmek durumunda kalabilirsiniz.
Yedek parça ihtiyacı olduğunda başınız daha büyük belalara girer. Türkiye'de belli ithal arabaların sürümü çok olan belli parçaları dışında stok tutulmaz. Çünkü, ithalatçı acentanın stok tutmasını şart koşar. Bu faizlerde kimse stok tutmak istemediğinden konu ortada kalır. Bu konunun devlet tarafından denetlenip denetlenmediği ise büyük bir soru işaretidir. Sonunda, sürümü çok fazla olmayan bir yedek parçaya ihtiyacınız olduğunda, ithal edilmesi için aylarca beklersiniz.
Türkiye'de otomobiller üzerindeki vergiler giderek artmaktadır. Yeni bir otomobile ödenen fiyatın neredeyse yarısı vergidir. Otomobilde verginin vergisi dahi alınmaktadır (ÖTV üzerinden KDV almak gibi). Yılda iki kez ödenen motorlu taşıt vergisi de yeni otobil fiyatına yaklaşmaktadır. Devlet otomobili lüks saymaktadır. Lükse karşı geleneksel bir ön yargımız vardır. Devlet ülkedeki otomobil stokundan küçümsenmeyecek bir gelir elde etmektedir. O halde, bu konuda Türkiye'de tüketiciyi korunmakta mıdır?
Tüketicinin korunduğu pek savunulamaz. Fiyat yoluyla tüketici çıkarları çiğnenmektedir. İthal otomobillerde yeterli servis ağı kurulamadığından tüketici etkilenmektedir. Yeterli yedek parça stoku tutlmadığından tüketici mağdur olmaktadır. Üstelik, tüketici bütün bu şartların gerektirdiği maliyetleri ödediği fiyatın içinde yüklenmektedir.
HAKSIZ REKABET
Bir de ithalatçı açısından konuya bakılabilir. Tüm kuralları eksiksiz uygulayan bir ithalatçı ile kuralların etrafından dolaşan bir başka ithalatçı arasındaki rekabette kurallara uyan kaybetmektedir. Denetim eksikliği, kurallara uyulmamasını özendirici bir başka etken olmaktadır.
Bir zamanlar enflasyonun inmesinde görevlendirilmeye çalışılan Rekabet Kurumu asıl bu çeşit konularda devreye girmelidir. Rekabet Kurumu şikayet üzerine değil, aktif olarak çeşitli sektörlerdeki rekabet şartlarını belli sürelerde mercek altına almalıdır. Gerekirse, bu konularda uzaktan ve yerinde denetimler yapabilmelidir. Rekabet Kurumu'nun görevlerinden biri rekabet şartları yoluyla tüketiciyi korumaktır.
Tüketiciyi korumak pahalı bir projedir. Kavram olarak da biraz afaki bir kavramdır. Kurallara uyulmamasına göz yumarak tüketiciyi korumaya çalışmak bir çok açıdan çok pahalı olmaktadır.
0 yorum yazılmıştır