Ey ruh geldiysen.. -MAHFİ EĞİLMEZ-23/10/2008
23.10.2008Döndük dolaştık yine Keynes’i imdada çağırdık. Bu imdat çağrısı piyasa sisteminin alışkanlığı haline geldi. Önce devleti yerden yere vurup özelleştirme feryatları edeceksin sonra işler batınca devleti imdada çağırıp elindeki işletmeleri devlete devredeceksin. Şu sıralarda bir karikatürist, batılı ülke liderlerini, duvarında Keynes’in bir portresi asılı olan karanlık bir odada üzerinde mum yanan bir masanın çevresinde oturup el ele tutuşmuş olarak çizse ve altına da “ey ruh geldinse üç kez vur” diye yazsa durumu çok iyi
özetlemiş olurdu diye düşünüyorum.
Keynes 1936’da şöyle diyordu: “Bir ülkenin temel gelişimi bir kumarhanenin yan ürünü haline gelmişse yapılan iş hastalıklı bir iş demektir.” Brezilya Devlet Başkanı Lula da geçenlerde feryat ediyordu: “Bütün dünyayı kumarhaneye çevirdiler.” Saptama doğru olmasına doğru da kim çevirdi? Bu sorunun yanıtı biraz karışık görünüyor. Eğer bir yerde kumara talep yoksa orada kumar oynanmaz. Demek ki böyle bir talep vardı ki kumarhaneler kuruldu.
Ekonomide beklentilerin önemi Keynes’le birlikte ön plana çıktı. Beklentilerin neredeyse gerçekleşme kadar önemli olduğu ise yeni klasik iktisatçıların katkısıyla anlaşıldı. Günümüz ekonomi yaklaşımında beklentiler öyle bir noktaya geldi ki “beklenti neyse gerçekleşme de öyle olur” deyimi gerçek halini aldı. Örneğin ekonomideki karar vericilerin çoğu işlerin iyiye gideceğine inanıyorsa, yani beklentileri olumlu yönde ise ekonomi de iyiye gider. Son on yıl bu yolda gelişmelere sahne oldu. Bütün beklentiler olumlu hale geldi. Dünya küreselleşiyor, Washington uzlaşısı işliyor, emlak değerleri artıyor, bu emlaklere sahip olanların serveti artıyor ve daha çok para harcama imkânları doğuyordu. Bunu görenler ikinci, üçüncü, dördüncü konutu alıyordu. Beklentiler olumlu olduğu sürece sorun yoktu. Çünkü emlak sahipleri günün birinde ihtiyaç halinde bu emlaklerin bir bölümünü aldığının çok üstünde bir fiyata satacak ve değer artışı nedeniyle katlanmış servetini nakde dönüştürmek suretiyle ihtiyacını karşılayabilecekti.
Buraya kadar özetlediğim şey oldukça açık ve kabul edilebilir bir saptama gibi duruyor. Bu aşamada en kritik soru şu: Beklentiyi şekillendiren şey nedir? Bu sorunun yanıtı kritik çünkü beklenti bozulduğunda bu mekanizmanın yalnızca bir saadet zinciri olduğu ortaya çıkıveriyor. Beklentiyi şekillendiren iki grup faktör var. Bunlardan ilki objektif faktörler. Bunlar arasında GSYH büyümesi, enflasyonun düşük seyretmesi, işsizliğin azalması, şirket kârlarının düzeyi, kamu kesimi açıklarının oranı gibi bazı ekonomik faktörlerle birlikte çevre koşulları, siyasal istikrar gibi ekonomi dışı ama ekonomiyi etkileyebilecek faktörler yer alıyor. Bunların çoğu ölçülebilir ya da en azından gözlemlenebilir büyüklükler olduğu için objektif faktörler arasına koyuyorum. İkinci grup ise illüzyona dayalı beklenti yaratan faktörler. Yani insanların ilk grupta yer alan objektif faktörleri net biçimde görüp değerlendirmesini engelleyen ya da onların etkilerini olduğundan daha fazla büyüterek değerlendirmelerine yol açan faktörler. Sık sık ölçüleri değiştirmek ya da insanların başka konulara odaklanmasına yol açarak ilk gruptaki büyüklüklerde ortaya çıkabilecek olumsuz değişimleri görmelerini engellemek bunun en bilinen yolu. Bu biraz lunaparklarda insanı olduğundan şişman ve ısa ya da zayıf ve uzun boylu gösteren dış bükey ve iç bükey aynalara benziyor.
Son on yılda bu iki gruptaki faktörlerin hepsi geçerliydi. Yani dünya büyüyordu ve bu büyüme toplu bir servet ve refah artışına yol açıyordu. Ne var ki dünyada gelirdeki büyüme ile servetteki büyüme arasında ciddi bir fark oluşmuştu. Gelir yüzde 50 büyürken servet değerleri misliyle büyüyordu. Oysa servet artışı gelirden harcanmayıp tasarruf edilen bölümle oluşacağına göre gelirden daha yavaş bir servet artışı olması gerekiyordu. Gerçek de böyleydi aslında. Ne var ki insanlar, kendilerine sunulan illüzyona inanarak servetlerinin daha çok arttığı sanısına kapılmışlardı. Yani son on yılda beklentiler illüzyonla manipüle edilmişti. Tasarruflar ayna tutularak olduğundan çok gibi gösterilip yatırımların bu illüzyona göre şekillenmesi sağlanmıştı.
Şimdi ilginç bir şekilde piyasanın bozduğu ahlâk temelini yeniden yerli yerine oturtmak için devlet ve dolayısıyla Keynesyen müdahale modeli göreve çağırılmaktadır. Artık yeni bir küresel finansal sitem kurulmasının zamanı gelmiştir.
Ey ruh geldiysen...http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&ArticleID=904727&Yazar=MAHFİ%20EĞİLMEZ&Date=23.10.2008&CategoryID=101
0 yorum yazılmıştır