"Yüzyılın en büyük finansal krizi"ni yaşıyoruz. Finansal krizi, ABD konut sektöründeki balonun patlaması tetikledi. Ancak ABD ekonomisinin sadece ve sadece yüzde 5'ini oluşturan konut sektörünün sadece ve sadece yüzde 10'luk kesiminde (eşikaltı grubunda) yaşanan mortgage taksidini geri ödeyememe gibi basit bir sorunun finansal sistemi çökertme noktasına gelecek kadar büyük bir "finansal tsunami"ye dönüşmesinde herkes suçlu. Bu unutulmamalı.

Faizleri "fuhuşa teşvik" edecek kadar uzun süre oldukça düşük düzeyde tutan Amerikan Merkez Bankası (FED) de suçlu, finansal sistemi "gözetlemek ve denetlemekle" yükümlü regülatörler de suçlu, "bir koyundan on post çıkartma" güdüsüyle hareket eden yatırım bankaları da suçlu, 80 yıllık "bayatlamış" regülasyon sisteminin yaratıcı finansal mühendislik teknikleri sayesinde son 5-10 yılda çığ gibi büyüyen "türev yaratıkları" kontrol edebileceğini düşünme gafletine düşen politikacılar da suçlu, finansal piyasaların milyonlarca dolar prim kazananan "harika çocukları"nı aşırı riskli yatırımlara yüksek kaldıraçla (çok az sermaye-yüksek oranda borç kombinasyonuyla) girmelerini teşvik eden "bonus sistemleri" de suçlu.

Finansal priyasalarda yaşanan kabusun hem çok müsebbibi var hem de çok mağduru. Tek bir "günah keçisi" göstermek (örnek FED'in eski Başkanı Greenspan) yaşananları aşırı basitleştirmek olur. Gelinen noktada herkesin başını önüne eğip iki kere düşünmesi gerekiyor. Çünkü global piyasalarda yaşanan krizin içinde bulunduğumuz dönem ve yakın gelecek üzerindeki etkilerinin yanı sıra uzun dönem etkileri de hepimiz için önemli olacak. Bugünkü yazımızda mevcut dönem ve yakın gelecekteki etkilere odaklanacağız. Daha sonraki yazılarımızda dünya finans piyasalarında taşların yerinden oynamasına neden olan global kredi krizinin mevcut işletme modellerinin dahi sorgulanmasına neden olabilecek uzun vadeli etkilerini irdeleyeceğiz.

Sorunlar, ABD menşeli olmakla birlikte küreselleşmenin getirdiği "sermaye ve ticaret" bütünleşmesi ile birlikte önce "finansal kanal" üzerinden sonra da gecikmeli etkisiyle "ticaret kanalı" üzerinden tüm gelişmiş ülkelere sirayet etmiş durumda. ABD, Japonya, Kıta Avrupası'nın önde gelen ekonomileri ve İngiltere resesyonun eşiğine geldiler. Ancak Türkiye'nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelerdeki yavaşlamadan şu ana kadar oldukça sınırlı bir şekilde etkilenmiş gözüküyorlar.

Buradaki kilit kelime "şu ana kadar". Gelişmiş ülkelerde yaşanan yavaşlama ilk düşünüldüğü gibi "kısa soluklu" olsaydı gelişmekte olan ülkelerdeki tahribatın sınırlı kalabileceğini düşünebilirdik. Ancak ne yazık ki takip ettiğimiz göstergeler başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerdeki toparlanmanın 2009 yılının ikinci yarısından önce başlayamayacağına işaret ediyor. Gelişmiş dünyadaki yavaşlamanın onumuzdeki yılın ilk yarısını da kapsayacak şekilde uzaması gelişmekte olan ülkelerin büyüme performanslarında ciddi ölçüde bozulmalara neden olabilecektir.

Dünyanın en büyük yatırım bankalarını, yüzlerce hedge fon ve mortgage şirketini iflasa sürükleyen kredi krizi giderek derinleşiyor. Finansal sistem tam anlamıyla tıkanmış durumda. Birbirlerinden kredi alamayan finans kuruluşlarının çalışır haldeki tek finansman kaynaklarının merkez bankaları olduğunu söylemek abartılı olmaz. Bir başka ifadeyle, finans kuruluşları kendi yükümlülüklerini karşılayacak kaynağı ya bulamıyorlar ya da "son borç verici" konumundaki merkez bankalarından zar zor bulup yaşam mücadelesi veriyorlar. Hayatta kalabilme gayreti içinde olan mali kesim haliyle asli işlevini yani "sistemdeki tasarrufların krediye dönüşmesine arabuluculuk yapmak" işlevini yerine getiremiyor. Rakamlarla henüz teyit edilmemiş olmakla birlikte mali kesimin reel kesime açtığı kredilerin hacminde dramatik bir düşüş yaşanıyor. Kredi alamayan reel sektördeki ekonomik aktivite de dolayısıyla bıçak gibi kesilme riski ile karşı karşıya. Mali sistemdeki tıkanıklık yüzünden ABD ekonomisi resesyona doğru gitmiyor, resesyona doğru koşuyor.

ABD hükümeti tarihte emsali görülmemiş büyüklükte bir "topyekun kurtarma planı"nı uygulamaya sokmaya hazırlanıyor. Dev kurtarma planı özel sektörün kendi ticari kararları yüzünden yarattığı pisliği kamusal kaynaklarla çözme esasına dayanıyor. Ancak bu planın içeriğini ve uygulanmasında yaşanabilecek sorunları göz önüne aldığımızda mali kesimdeki sıkıntıların çözülmesine faydalı olacağını ancak yeterli olamayacağını söyleyebiliriz. Plan, finansal piyasalarda yaşanan güven bunalımının sistemik krize dönüşmesine engel olabilecektir. Ancak kredi piyasalarında yaşanan sıkışıklığı kısa vadede düzeltmesi olanaksız.

Finansal piyasalarda "en kötü" son yaşananlardan sonra geride kalmış olabilir. Ancak "reel sektör" açısından asıl zor dönem yeni başlıyor. 2009'un ikinci yarısına kadar küresel yavaşlama problemi ile yaşamak zorunda kalacağız. Asıl önemlisi, yavaşlayan ülkeler kervanına yakın gelecekte gelişmekte olan ülkelerin de katılması beklenmeli.

Sokrates Kafe: Soğanın acısını yiyen bilmez, doğruyan bilir.


http://www.dunyagazetesi.com.tr/yazar.asp?authId=77


<_script />var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www."); document.write(unescape("%3Cscript src='" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js' type='text/javascript'%3E%3C/script%3E")); <_script /><_script /><_script /> <_script /> var pageTracker = _gat._getTracker("UA-4420406-1"); pageTracker._initData(); pageTrack <_script />


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır