İşsizlik ve gelir dağılımı
8.3.2006
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2004'te yüzde 10.3 olan işsizlik oranını 2005 yılı için de yüzde 10.3 olarak açıkladı. Buna göre işsizlik oranı 4 yıldır yüzde 10'un altına düşürülememiş bulunuyor. Oysa krizden çıkışın başlangıcı olarak 2003 yılını alsak bile 3 yılda işsizlik oranında azalmanın başlaması gerekiyordu. Böyle bir gelişmenin olmaması ilk bakışta ekonominin mevcut kapasitesiyle büyüdüğünü, yeni istihdam yaratacak yeni yatırımlara girilmediğini gösteriyor. İşsizlik oranının yüksekliği ayrıca ücret pazarlıklarında da işgücü aleyhine baskı yaratıyor ve reel ücret artışlarını sınırlıyor. Bunun sonucunda yatırımdan çok işsizlik ve reel ücret düşüklüğüne bağlı bir verimlilik artışı ortaya çıkıyor. İşsizliğin eğitimliler arasında daha yüksek oranlara varması da bir başka sorun. Okuryazar olmayanlarda işsizlik oranı yüzde 4.5, ilk ve ortaokul mezunlarında yüzde 9.6 iken lise ve dengi okul mezunlarında yüzde 13.6, üniversite mezunlarında ise yüzde 10.2. Her ne kadar kriz sonrasında işsizlik oranındaki düşüşün zaman alacağını söylemiş olsam da aradan geçen 3 yıllık zamanın yeterli bir süre olmasına karşılık işsizlikte bir azalmanın ortaya çıkmadığı anlaşılıyor. Yani Türkiye ekonomisi son 3 yılda işsizlik sorunu için çözüm üretememiş bulunuyor. Sorun, bu kadar süre geçmesine ve büyümede sağlanan artışa karşın çözüm yoluna girmediğine göre önümüzdeki döneme cari açıkla birlikte damgasını vuracak en önemli konulardan birisi haline gelmiş görünüyor. Üstelik dışarıdan bakılınca birbiriyle doğrudan ilgisi yokmuş gibi görünen bu iki sorunun birbirini büyütecek gelişmelere gebe olduğunu söylemek kehanet olmasa gerek.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=180148 |
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2004'te yüzde 10.3 olan işsizlik oranını 2005 yılı için de yüzde 10.3 olarak açıkladı. Buna göre işsizlik oranı 4 yıldır yüzde 10'un altına düşürülememiş bulunuyor. Oysa krizden çıkışın başlangıcı olarak 2003 yılını alsak bile 3 yılda işsizlik oranında azalmanın başlaması gerekiyordu. Böyle bir gelişmenin olmaması ilk bakışta ekonominin mevcut kapasitesiyle büyüdüğünü, yeni istihdam yaratacak yeni yatırımlara girilmediğini gösteriyor. İşsizlik oranının yüksekliği ayrıca ücret pazarlıklarında da işgücü aleyhine baskı yaratıyor ve reel ücret artışlarını sınırlıyor. Bunun sonucunda yatırımdan çok işsizlik ve reel ücret düşüklüğüne bağlı bir verimlilik artışı ortaya çıkıyor. İşsizliğin eğitimliler arasında daha yüksek oranlara varması da bir başka sorun. Okuryazar olmayanlarda işsizlik oranı yüzde 4.5, ilk ve ortaokul mezunlarında yüzde 9.6 iken lise ve dengi okul mezunlarında yüzde 13.6, üniversite mezunlarında ise yüzde 10.2. Her ne kadar kriz sonrasında işsizlik oranındaki düşüşün zaman alacağını söylemiş olsam da aradan geçen 3 yıllık zamanın yeterli bir süre olmasına karşılık işsizlikte bir azalmanın ortaya çıkmadığı anlaşılıyor. Yani Türkiye ekonomisi son 3 yılda işsizlik sorunu için çözüm üretememiş bulunuyor. Sorun, bu kadar süre geçmesine ve büyümede sağlanan artışa karşın çözüm yoluna girmediğine göre önümüzdeki döneme cari açıkla birlikte damgasını vuracak en önemli konulardan birisi haline gelmiş görünüyor. Üstelik dışarıdan bakılınca birbiriyle doğrudan ilgisi yokmuş gibi görünen bu iki sorunun birbirini büyütecek gelişmelere gebe olduğunu söylemek kehanet olmasa gerek.

0 yorum yazılmıştır