Mahfi EğilmezTürkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2004'te yüzde 10.3 olan işsizlik oranını 2005 yılı için de yüzde 10.3 olarak açıkladı. Buna göre işsizlik oranı 4 yıldır yüzde 10'un altına düşürülememiş bulunuyor. Oysa krizden çıkışın başlangıcı olarak 2003 yılını alsak bile 3 yılda işsizlik oranında azalmanın başlaması gerekiyordu. Böyle bir gelişmenin olmaması ilk bakışta ekonominin mevcut kapasitesiyle büyüdüğünü, yeni istihdam yaratacak yeni yatırımlara girilmediğini gösteriyor. İşsizlik oranının yüksekliği ayrıca ücret pazarlıklarında da işgücü aleyhine baskı yaratıyor ve reel ücret artışlarını sınırlıyor. Bunun sonucunda yatırımdan çok işsizlik ve reel ücret düşüklüğüne bağlı bir verimlilik artışı ortaya çıkıyor. İşsizliğin eğitimliler arasında daha yüksek oranlara varması da bir başka sorun. Okuryazar olmayanlarda işsizlik oranı yüzde 4.5, ilk ve ortaokul mezunlarında yüzde 9.6 iken lise ve dengi okul mezunlarında yüzde 13.6, üniversite mezunlarında ise yüzde 10.2. Her ne kadar kriz sonrasında işsizlik oranındaki düşüşün zaman alacağını söylemiş olsam da aradan geçen 3 yıllık zamanın yeterli bir süre olmasına karşılık işsizlikte bir azalmanın ortaya çıkmadığı anlaşılıyor. Yani Türkiye ekonomisi son 3 yılda işsizlik sorunu için çözüm üretememiş bulunuyor. Sorun, bu kadar süre geçmesine ve büyümede sağlanan artışa karşın çözüm yoluna girmediğine göre önümüzdeki döneme cari açıkla birlikte damgasını vuracak en önemli konulardan birisi haline gelmiş görünüyor. Üstelik dışarıdan bakılınca birbiriyle doğrudan ilgisi yokmuş gibi görünen bu iki sorunun birbirini büyütecek gelişmelere gebe olduğunu söylemek kehanet olmasa gerek.


Büyütmek için tıklayınız


TÜİK'in açıkladığı ikinci önemli veri seti 2004 yılı gelir dağılımı. Yıllardır tabu gibi görülüp anketlere dahil edilmeyen, edilse de sonuçları kolay kolay açıklanmayan gelir dağılımı verilerinin yılda bir kez açıklanması aşamasına gelinmesi şeffaflık açısından çok önemli bir gelişme. TÜİK'in açıklamalarına göre 2003 ve 2004 yıllarına ilişkin gelir dağılımı karşılaştırmalı olarak aşağıdaki tabloda yer alıyor.
Gelir dağılımının adil olup olmadığını ölçmek için en basit ölçü olan Gini katsayısı idealden sapmayı gösteriyor. Gini katsayısı sıfıra ne kadar yaklaşırsa gelir dağılımı adil olmaya o kadar yaklaşıyor demektir. 2004 yılı Gini katsayısı, bize Türkiye'nin gelir dağılımında, 2003 yılına göre az da olsa bir iyileşme olduğunu gösteriyor. Buna karşılık geliri en düşük olan ilk yüzde 20'lik grubun durumunda hiçbir değişiklik olmamış. İkinci, üçüncü ve dördüncü yüzde 20'lik grupların gelir dağılımından aldıkları paylar artarken en zengin yüzde 20'lik grup olan beşinci grubun gelirden aldığı payda azalma ortaya çıkmış. Birinci yüzde 20'lik grubun da gelirinde artış olsa görünüm çok daha iyi olurdu kuşkusuz. Yine de gelir dağılımında düzelme olduğunu söyleyebiliriz.
Ne yazık ki işsizlik oranında azalma olmaması gelir dağılımındaki iyileşmeyi gölgede bırakıyor. Çünkü işsizlik, geliri olmayanların gelir elde edebilmesi sorunu, buna karşılık gelir dağılımındaki iyileşme düşük gelirlilerin toplamdan aldığı payı artırma sorunudur.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=180148


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır