Bu başlık, kolaylıkla anlaşılabileceği gibi 'ikili' bir anlam ifade ediyor. Bir yandan Türkiye'nin 'uçuşa hazır' olduğunu, ancak diğer yandan da bu uçuşun zor geçeceğini, kara bulutların, fırtınaların içinde geçeceğini, belki yolcularını tedirgin edebilecek, birkaç şiddetli türbülans yaşayabileceğini gösteriyor. Türkiye, özellikle ekonomik gelişmeler açısından uçuşa hazır görünüyor. Ekonomik göstergeler oldukça iyi. Büyüme, enflasyon, fiyat istikrarı, yatırımlar açısından gelişmeler umut verici. IMF ile yeni stand - by'da sorun gözükmüyor. Bu yıl yabancı sermayede Cumhuriyet tarihinin en büyük miktarlı girişi gerçekleşiyor. Cari açık, işsizlik gibi birkaç noktada problemler sürmekle birlikte, ekonomi iyi yolda ve üretenin de, tüketenin de güveni pekişiyor
Ancak, 'dış konjonktür' Türkiye için ciddi türbülanslar yaratma potansiyeli taşıyor. ABD ile ilişkiler, son günlerde düzelme sinyali verse de özellikle Kuzey Irak bağlantılı gelişmelerin her an yeni gerilimler yaratabileceği endişesi yaşanıyor. AB ile ilişkiler, 17 Aralık sonrasında gerilim dozu zaman zaman yükselen, iki tarafın da motivasyon kaybettiği izlenimi veriyor. Türkiye, KKTC'nin geleceğini tayin edecek gelişmeler konusunda karar noktasında. Bu, iç politikada da gerilim yaratıyor. 'Ermeni sorunu' şimdiye kadar hiç olmadığı kadar büyük bir yoğunlukta, Türkiye'nin gündemine oturmuş bulunuyor. Ekonomi açısından da dış konjonktür temel risk kaynağı olmaya devam ediyor. Petrol fiyatları ve ABD ekonomisi kaynaklı gelişmeler ciddi sorunlar yaratabilir


Sorunlarımız şansımız olabilir

2004'te yaşanan hızlı büyüme, düşük enflasyon ve borç dinamiklerindeki iyileşmede, dış konjonktür ve güçlenen AB çıpasının önemli katkısı oldu. Ancak bunların bedeli de artan dış açık ve rekabet baskısı ile buna bağlı olarak kısıtlanan istihdam yaratma gücü olmuş. Ancak dış konjonktür nisandan itibaren bozuldu


FAİK ÖZTRAK

Bu yılın ilk çeyreğine ilişkin bir değerlendirme yaparken 2004'ün ekonomik verilerinin de bu dönemde kesinleşmesi nedeniyle hem geçtiğimiz yılın tamamını hem de ilk üç aydaki gelişmeleri birlikte ele alacağız.
2004'te Türk ekonomisi yüzde 9.9'la 1966 yılından bu yana en yüksek büyüme hızına ulaştı. Büyümenin üçer aylık dönemler itibariyle gelişimine baktığımızda ekonomik aktivitenin yılın ikinci yarısında hız kesmeye başladığı dikkati çekiyor.
2004'te büyümenin büyük ölçüde iç talebe dayalı olduğu görülüyor. İkinci yarıda iç talep artış hızı da düşüyor ama büyümenin üstünde kalmaya devam ediyor. Bir diğer önemli nokta da iç talebin tamamen özel kesimin tüketim ve yatırım talebindeki artıştan kaynaklanıyor olması.
Bu artışın nedenlerine geçmeden önce istatistiklerle ilgili bir hususa değinmek istiyorum. 2004 yılının sonunda ilk üç çeyrek için daha önce yayımlanan büyüme istatistiklerinde yapılan revizyon da herhalde bir rekor oldu. Yılın tamamında kaydedilen yüzde 9.9'u bu revizyondan kaynaklanıyor. Özellikle tarım ve inşaat sektörlerinde yapılan geriye doğru revizyonlar dikkati çekiyor. Bunun bir metodoloji değişikliğinden kaynaklanabileceği akla geliyor.
İç talep artışının arkasındaki nedenlere baktığımızda ise bunun büyük ölçüde özel kesimin tasarruflarını azaltmasından kaynaklandığını görüyoruz. Nitekim özel kesimin tasarruflarının GSMH'ye oranı bir yılda 3 puan gerileyerek son yılların en düşük seviyesine inmiş.
Özel tüketim talebine de baktığımızda dayanıklı tüketim mallarına olan talebin başı çektiği görülüyor. Bu durum artan güven ortamıyla birlikte krizde ertelenmiş talebin 2004'te süratle geri geldiğini gösteriyor. Ancak ikinci yarıdaki yavaşlama da bunun sürekli bir gelişme olmadığını ortaya koyuyor.
İstihdamla ilgili gelişmelere baktığımızda ise 2003 yılında belirginleşen istihdam yaratmayan büyüme sürecinin 2004'te de sürdüğü görülüyor. Özellikle istihdam hacmi ile hasıla arasındaki fark 2004'te daha da artıyor. Dolar cinsinden birim ücret seviyeleri ile birlikte değerlendirdiğimizde TL'nin hızlı değer kazanımının artırdığı döviz cinsinden işgücü maliyetlerinin işletmeleri emekten tasarrufa zorladığı anlaşılıyor.

İthalat artışı sürüyor
2005 yılının ilk üç ayındaki aylık sanayi üretimi rakamları artış hızındaki yavaşlamanın ocakta da sürdüğünü ancak şubatta üretimde yeniden bir hızlanma olduğunu ortaya koyuyor. Bunun ne ölçüde kalıcı olduğunu anlamak için daha sonraki aylık eğilimleri görmek gerekiyor
Yılın ikinci yarısında büyüme hızındaki düşüşe rağmen ithalatın hız kesmediği dikkati çekiyor. Aynı eğilimin bu yılın ilk üç ayında da devam ettiğini görüyoruz. 12 aylık ithalat Mart ayında 102 milyar doları aşıyor.
Aynı dönemlerde ihracatın da arttığını görüyoruz ama bu dış ticaret açığındaki artışı telafi edemiyor. Geçen yılın Mart ayında 25,5 milyar dolar olan 12 aylık dış ticaret açığı 35,5 milyar dolara ulaştı.
Buna bağlı olarak cari açık da hızla artıyor. Ancak Dünyada yaşanan olumlu konjonktürün etkisiyle net dış finansman cari açığın oldukça üstünde seyrediyor. Bunun yol açtığı döviz arzının yüksekliği de cari açığın artmasına rağmen TL nin yabancı paralar karşısında değer kaybetmemesine hatta son bir iki ayda değer kazanmasına da yol açıyor.
2004 yılında elde edilen bir diğer başarı da hızlı büyümeye rağmen 12 aylık enflasyonun TÜFE bazında uzun bir dönemden sonra ilk defa yüzde 10 un altına inmesi oldu. Bu yılın ilk üç ayında özellikle tüketici fiyatları 12 aylık hedef olan yüzde 8 in altına geriledi. Ancak özellikle uluslararası petrol fiyatlarındaki artışın içeriye yansımasıyla Mart ayında ÜFE artış hızının yeniden yükseldiği, çekirdek enflasyonun göstergelerinden olan özel kapsamlı TÜFE endeksinin G kategorisindeki artışta TÜFE ye paralel bir gerileme olmaması da dikkati çekiyor. Ancak 2003 yılını baz alan yeni fiyat endeksleri enflasyondaki asıl hızlı düşüşün de 2003 yılında gerçekleştiğini gösteriyor.
Kamunun net borç stokunun GSMH ya oranındaki düşüşün enflasyondaki gerilemeye rağmen 2004 yılında da sürdüğünü görüyoruz. Burada mali disiplin, reel faizlerdeki düşme ve yüksek büyüme yanında TL nin de değer kazanmasının önemli rolü olduğu görülüyor. Kur 2002 sonundaki nominal seviyesini korusa dahi net borcun GSMH ya oranı 3,8 puan daha yüksek oluyor.

Bono iştahı sürüyor
Bu yılın ilk üç ayında hazine nakit açığına baktığımızda özellikle faiz ödemelerindeki azalışa bağlı olarak nakit açığının nominal olarak geçen yılın altına gerilediğini görüyoruz. Buna karşılık hem gelirlerdeki hem de faiz dışı giderlerdeki artışlar enflasyonun oldukça üstünde. Ayrıca faiz dışı giderlerin artış hızı gelirlerin üstünde gerçekleşmiş.
Nakit açığındaki gerilemeye rağmen özellikle dış borçlanmanın etkisiyle hazine geçen yılın üstünde borçlanarak ilk üç ayda 4 milyar YTL rezerv artırarak dış piyasalardaki kırılganlığa karşı bir emniyet kuşağı oluşturmuş. Buna yılın ilk üç ayında özelleştirme idaresinin Hazineye transfer ettiği 600 milyon YTL tutarında gelir de katkı yapmış.
Ancak kurdaki gelişmeye bağlı olarak dış borç kullanımındaki artış aynı dönemde YTL cinsinden dış borç stokuna yansımamış. Bu dönemde konsolide bütçenin borç stokundaki artışın tamamına yakın bölümü piyasaya olan iç borç stokundaki artıştan kaynaklanmış. Geçtiğimiz yılda artışın tamamı piyasaya olan borç stokundaki artıştan geliyor Sonuçta son 15 ayda piyasaya olan iç borç yaklaşık 50 milyar YTL veya yüzde 50 artmış. Bu gelişmede yabancıların TL cinsinden Hazine kağıtlarına olan iştahı önemli rol oynuyor.

Dış konjonktür değişiyor
Sonuç olarak 2004'te yaşanan hızlı büyüme, düşük enflasyon ve iyileşen borç dinamiklerine, olumlu dış konjonktür ve güçlenen AB çapası önemli katkıda bulunmuş. Ama bunların bedeli de artan dış açık ve rekabet baskısı ile buna bağlı olarak kısıtlanan istihdam yaratma gücü olmuş. Bu eğilim yılın ilk üç ayında da devam etmiş. Ancak nisandan itibaren hem uluslararası konjonktür bozuluyor hem de AB çapası zayıflıyor. Dış konjonktürün etkisiyle farklı bir döneme giriyoruz. Bunun yol açtığı gelişmelere gerekçe aramak yerine veri kabul edip daralan oyun alanında daha güçlü stratejileri üretebilirsek geçmişte olduğu gibi, sorun sandığımız gelişmelerin, aslında şansımız olduğunu görebiliriz.


'Türkiye taktik değil stratejik hareketler yapmalı'


Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, Türkiye'nin dış ticaret stratejisini anlatırken 2050'li yıllara uzanan projeksiyonları aktardı. Osmanlı İmparatorluğu'nun coğrafi mirasına vurgu yapan Tüzmen, "Biz de taktik değil stratejik hareketler yapmak zorunda olan bir ülkeyiz" diye konuştu. Tüzmen'in sorularımıza yanıtları şöyle:

Ticari binek araçların özel tüketim vergisindeki (ÖTV) artışta rolünüz nedir?
Maliye Bakanlığı bu konuda bize defalarca yazılar yazdı. Müfettişlerin yaptığı soruşturmalarda hep şu çıkıyordu: Dışardan gelen ticari araçlar ticari araç kaydıyla gümrüğe giriyor ama içeride arkasına 3 tane koltuk konularak binek araca çevriliyordu. Binek araçlarda yaklaşık yüzde 37 olan ÖTV oranı ticari araçta yüzde 7 olduğu için, her durumu kendine yontmakta erdemli davranan insanlarımız bu yola daha fazla tevessül eder hale geldi. Bu durum Dünya Gümrük Örgütü'ne sorulduğunda tarife değişikliğine gidilmesi kararı alındı.

Size göre otomotiv sektörü şikayetlerinde haklı mı?
Kendi açılarından haklılar. Çünkü Türkiye'de otomotiv sanayini belli bir ölçeğe gelene kadar desteklememiz gerekiyor. Vergi rejimi eleştirisi yapmak bana düşmez ama ben açıkçası ihracatçı sektörlerin üzerindeki vergi yükünün ölçeğe ulaşılana kadar azaltılmasını düşünüyorum.

Döviz kurunun düşük, Türk Lirası'nın ise değerli "tutulduğuna" ilişkin eleştirinizi muhafaza ediyor musunuz?
Tezimi halen koruyorum. Türkiye tarihinde ilk defa cari işlemler fazlası verme imkânını yakalmışken bu fırsatı kaçırdı. Dolar kuru bin 600 Yeni Türk Lirası seviyesinde olsaydı 2004 yılında ihracatımız 75, ithalatımız da yaklaşık 80 milyar dolar olacaktı.

Yurtiçi piyasa Çin mallarının istilasından çok şikayetçi. Ne tür tedbirler alınabilir?
Biz markalaşma kavramını öne çıkardık. Moda enstitüsü açmamızın Turquality projesini ortaya koymamazın nedeni budur. Yoksa Uzakdoğu'yla, Çin'le rekabet edemeyiz. Yapmamız gereken yüksek fiyatlı ve sofistike yapıda Avrupa tüketici tercihine uygun malları ihraç etmektir.

Dış politikada ABD'nin eksen olduğunun vurgulanması, dış ticaret stratejisi bakımından ne ifade ediyor?
Türkiye'nin ABD ile müttefik konumu senelerce devam edecek. Dünya eksen değiştirecek durumda değil. Çin, Hindistan ve belki Rusya'nın 2050'li yıllarda daha fazla rol üstleneceğini öngörüyoruz. AB'nin falına bakmak içinse önce 29 Mayıs'ta Fransa'daki Avrupa Anayasası oylamasının sonucunu görmemiz lazım. Sonuçta duygularımızla değil aklımızla hareket etmemiz lazım.

Yarının akıllı dış ticaret politikası nedir?
Biz de taktik değil stratejik hareketler yapmak zorunda olan bir ülkeyiz.
Osmanlı'nın bıraktığı vakumun içi hiçbir zaman doldurulamamıştır. Türkiye kafkaslarda, balkanlarda, ortadoğuda farklı kültürlerle farklı dinlerle, farklı dillerle beraber yaşamayı becerebilen coğrafyanın adıdır. Genlerimizde bu beceri vardır.


Sanayi 'dört risk'le mücadele edecek

2005 sanayi üretimi hedefi yüzde 6.5'lik artış! Bunun gerçekleşmesi açısından dört risk unusuru var: Maliyet artışları, Tüketici talebindeki gerileme, ödeme - tahsilat sistemindeki tıkanma belirtileri ve son anketlerde ortaya çıkan moral kaybı...


TARIK

Geçen yıl sanayi üretimi yüzde 9.8, imalat sanayi yüzde 10.4 büyüdü. Bu performansıyla yüzde 9.9'luk 2004 büyümesine hizmetler sektörüyle birlikte en önemli katkıyı yaptı. Bu yıl özellikle artan cari açığı frenlemek için alınan ve alınacak tedbirler, reel ücretlerin baskılanmaya devam edilecek olması, talep yönünden büyümenin baskılanacağını gösteriyor. Hükümetin yüzde 5'lik büyüme hedefi aşılsa da rakamın 2004'ün epeyce altında kalması bekleniyor. Katılım Öncesi Ekonomik Program'da sanayi üretiminin yüzde 6.5 artması öngörülüyor.
2005'e 2004 yılı düzeylerine yakın kapasite kullanım oranlarıyla girildi. Ancak mevsimsel düzeltilmiş kapasite kullanım oranları martta geçen yılın altında seyredildiğini gösteriyor. Kapasitelerdeki düşüş kamudan kaynaklanıyor görünse de birçok sektöre girdi veren kimyasal madde imalatında ciddi kapasite daralması var. Yatırım eğilimini yansıtan makine teçhizat üretiminde de benzer düşüş gözleniyor. Martta sektörün kapasite kullanım oranı yüzde 92'den yüzde 74'e kadar düştü. Tekstilde üretim endeksi son üç yılın en düşük seviyelerinde.

Yabancı tetikleyebilir
Gelecek için olumlu konuşulabilecek sektörler ise otomotiv ve ana metal sanayi. Dünya metal fiyatlarının yükselişi, ana metal sektöründe kapasitelerin yükselmesini sağlıyor. İhracat dayalı büyüyen taşıt araçları sektöründe ise kapasiteler yanında üretim endeksi de geçen yılki seviyelerin de olmasa da yüksek seyrini koruyor. Ancak ticari araçlarda ÖTV'nin 6 kat artırılacak olmasına ilişkin düzenleme hazirana ertelenmesine karşın sektörün önünde aşılması gereken önemli bir sorun olarak duruyor. Sanayiyi tetikleyecek gelişmeler ise özelleştirme ve gelecek doğrudan yabancı yatırımlar olarak görünüyor.
Sanayi üretiminin önündeki bazı önemli riskler bulunuyor.

Yükselen maliyetler
Risklerden biri maliyet artışları. Hammadde fiyatları son iki yıldır hızla yükseliyor. En önemli maliyet kalemlerinden biri olan petrol fiyatı rekorlar kırıyor. Metal, endüstriyel ürün fiyat endeksleri de son üç yılın en yüksek düzeylerinde. Tahminler fiyatların kısa vadede düşmesinin mümkün olmadığı yönünde.

İç talepte yavaşlama
Sanayi üretimi için bir diğer sıkıntı talep cephesinden geliyor. 2003 sonu - 2004 ilk yarıda dayanıklı tüketim malı talebi patlamıştı. Bu yarı dayanıklı ve dayanıksız mal talebine yansımadı. ÖTV artışı, hurda indiriminin kaldırılması, dayanıklı tüketim malı talebinde gerilemeye neden oldu. Kredi kartı harcama endeksi de yılın ilk iki ayında harcamaların düşüş eğilimine girdiğini gösteriyor.
Merkez Bankası, verimlilik artışının büyümeye katkısının azalacağını ve reel ücretlerin de hızla artmasının enflasyon hedefleri konusunda risk olacağı konusunda uyarıyor.
Öte yandan Merkez Bankası'nın yaptığı iktisadi yönelim anketinin sonuncusu sanayicilerin bazı konularda karamsarlığının arttığını gösteriyor. Sanayiciler, iç talebe ilişkin alınan siparişlerin bir miktar kötüleştiğini, gelecek üç aya ilişkin ihracat beklentilerinin hafif zayıfladığını, gelecek 1 yılda yapmayı düşündüğü yatırım harcamasını azalttığı görülüyor.

Tahsilat gecikmeleri
Bu arada ekonomide hem tüketici hem de üreciti cephesinde tahsilatlarda gecikmelerin artıyor.
Merkez Bankası verilerine göre borcunu ödemeyen ya da gecikmeli ödeyenlerin sayısı Aralık 2004'te 19 bin 699 kişiyken şubatta 19 bin 894 kişi oldu. Karşılıksız çek sayısı da 2001'den sonraki en yüksek düzeylere ulaştı.

Anketler, enflasyonda 'Evet, hedefi tutar' diyor

Beklenti anketleri, gerçekleşen rakamlar, hükümetin bu yıl için belirlediği yüzde 8'lik enflasyon hedefinin büyük olasılıkla tutacağını gösteriyor. Petrol fiyatları, metal ve diğer hammadde fiyatlarındaki yükseliş önemli bir risk olarak gözüküyor

Bu yıl için öngörülen yüzde 8 enflasyon hedefi konusunda ciddi bir şüphe gözükmüyor. Merkez Bankası'nın nisanda düzenlediği beklenti anketinde 'yıl sonunda enflasyon ne olur' sorusuna verilen yanıtların ortalaması yüzde 7.5'e geriledi. Yönelim anketlerinde de enflasyon konusunda iyimserlik devam ederken analistler iç talepte canlanmayla birlikte bir miktar hareketlenme bekliyorlar.
DİE, baz yılını 1994'ten 2003'e çekmesiyle birlikte kurlar ve hammadde fiyatlarındaki değişime daha fazla tepki vermeye başlayan enflasyon yine de düşüş eğilimini koruyor. Son açıklanan enflasyon oranları tüketici fiyatlarında (TÜFE) yüzde 7.94 gerçekleşerek yıl sonu hedefinin altına düştü. Ancak üretici fiyatlarında (ÜFE) enflasyon yüzde 11.33 oldu. TÜFE ile ÜFE arasındaki makas açılırken Merkez Bankası her fırsatta resmi hedefin TÜFE olduğunu belirterek ÜFE'nin hedef olarak dikkate alınmaması uyarısında bulunuyor.
Çin'in demir - çelik üretiminin önemli bir kısmını çekmesi metal, enerji talebinin artması, petrol fiyatlarında önemli bir sıçrama yarattı. IMF'nin düzenli açıkladığı enerji ve endüstriyel ürün fiyat endeksleri yılın ilk çeyreğinde son yılların en yüksek değerlerine ulaştı. 1995 yılı 100 kabul edilen enerji fiyatlarında endeks değeri şubata göre yüzde 13, 2004 sonuna göre yüzde 26, 2003'e göre yüzde 71 arttı. Endüstriyel ürün fiyatları ise 2004 sonunda 102.5 olurken mart sonu itibariyle değer 117.3 oldu. Metal fiyat endeksinde de benzer bir eğilim yaşanıyor.
Hammadde fiyatlarındaki artış ÜFE'nin de yükselmesinin en önemli nedeni olarak görünüyor. Kısa vadede petrol fiyatlarının düşmeyeceği hatta orta vadede bugün için 50 - 55 dolar olan fiyatların 100 doları aşabileceğine ilişkin tahminler, maliyet enflasyonu konusundaki uyarıların ne kadar doğru olduğunu gösteriyor.
Yeni enflasyon endekslerinin kurlara daha duyarlı hale gelmesi önümüzdeki dönemde daha fazla iniş çıkışlı bir seyir izleneceğini gösteriyor.

Merkez uyarıyor
2001 krizinden sonra hızla gerileyen reel ücretlerin üzerinde baskının yılın ikinci yarısından itibaren daha da azalması ve büyümeye daha az katkı yapması bekleniyor. Merkez Bankası refah artışıyla birlikte yarı dayanıklı ve dayanıksız mal tüketimini artırabilecek bu gelişmenin enflasyonla mücadelede sıkıntı yaratabileceği endişesini taşıyor. Bu nedenle her fırsatta "iç talep artışı kontrollü olmalı" diyerek hükümeti ve özel sektörü uyarıyor.
Hizmet fiyatlarındaki katılık sorunu da sürüyor. Özellikle sağlık, lokanta ve kira fiyatlarında geçmişe dönük endeksleme alışkanlığı devam ediyor. Yılın ilk çeyreğinde hizmet fiyatlarının yüzde 1.4 artarken mal fiyatlarının yüzde 0.4 azalması bunun en önemli göstergesi.


İthalat artışına yeni önlemler gerekebilir

Dış ticarette, 'son revizyona' göre açık 34.3 milyar dolar oldu. Bu yılın ilk çeyreğine ilişkin göstergeler, açığın azalmak yerine arttığını gösteriyor


TARIK YILMAZ

Öncü göstergeler yıllık dış ticaret açığının ilk çeyrek sonunda 35.5 - 36 milyar dolar arasında bir noktaya ulaşacağını gösteriyor. Geçen yıl rekorlar kıran ihracat DİE'nin durmaksızın süren revizyonlarıyla 63.1 milyar, ithalat ise 97.4 milyar dolar olarak açıklandı. Açık ise 34.3 milyar dolar oldu. 2003 yılına göre ihracat yüzde 33 artarken ithalat yüzde 40 yükseldi.
Hükümet 2005 için daha iyimser bir tablo çiziyor. İhracat artış hızı yüzde 15, ithalat artış hızı ise yüzde 9 olarak öngörülüyor. Ancak ilk çeyrekteki gerçekleşmeler ihracat artış hızının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 24, ithalatta ise yüzde 20 - 22 arasında olduğunu gösteriyor.
Rakamsal olarak ithalatın 104 milyar dolar ihracatın da 71 milyar dolara ulaşacağını öngören hükümetin bu tahminleri özellikle ithalat cephesinde tutmayacak görünüyor. Cari açık tahminlerini de etkileyecek olan bu gelişme Türkiye'nin dış ticaret açığını daha yüksek seviyelere çekecek.
İthalatın artış hızında geçen yıla göre daha düşük bir seyir yakalansa da şubat ve martta 10 milyar doları aşacak olması endişeleri artırıyor. Hükümetin bazı lüks mallarda ÖTV oranını artırmasıyla birlikte ithal edilen mallarda (özellikle cep telefonu) bir daralma bekleniyor. Ancak bu toplam ithalatta ciddi bir düşüşe yalaçacak büyüklük oluşturmuyor. Önümüzdeki dönemde ithalat hızını yavaşlatmak için yeni önlemler alınmasını gerektirebilir.

Çin baskısı
2005 başında tekstilde kotaların kalkmasıyla birlikte Çin'in dünyanın en önemli iki pazarı olan AB ve ABD'ye yaptığı agresif saldırı Türk tekstil sektörünü de önümüzdeki aylarda ciddi etkileyecek.
Henüz rakamlara yansımayan bu tehlikenin yılın ikinci çeyreğinden itibaren tekstil ve konfeksiyon ihracatını yaralaması bekleniyor.
Çin, Hindistan başta olmak üzere Asya ülkelerinin otomotiv sektöründe giderek güçlenmesi bu alandaki rekabetin önümüzdeki dönemlerde keskinleşeceğini aynı zamanda kâr oranlarının düşeceğini gösteriyor.



Dünya ticaretinde yavaşlama yok


Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre 2004 yılında dünya
ticareti yüzde 9 büyüdü. Türkiye 97 milyar dolar ithalatıyla tüm ülkeler arasında en yüksek ithalat yapan 22. ülke oldu. Örgüt, dünya ticaretinde bu yıl bir yavaşlama bekliyor ve oranın yüzde 6.5'e gerileyeceğini öngörüyor. Ancak navlun maliyetlerini yansıtan ve dünya ticaretindeki eğilimleri göstermesi açısından bir
endikatör olarak kullanılan Baltic Dry Endeksi (BDI) 2003 yılı sonunda başladığı yükselişine devam ediyor. 1999 - 2003 arasında 2000'li seviyelerde dolaşan endeks değeri, 2003 yılında 5.600 seviyelerine kadar yükseldi ardından keskin bir zig zag yaptıktan sonra tekrar yükselişe geçti. 2005 başıyla birlikte tekrar düşüşe geçmesine karşın mart ve nisanda tekrar toparlandı. Endeks nisanda ortalama 4700 endeks değeri ile ticarette henüz
derin bir yavaşlama yaşanmadığını gösterdi.

http://www.milliyet.com.tr/2005/05/01/business/index.html


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır