Kriz yaratan mekanizma-MAHFİ EĞİLMEZ
2.10.2008Şöyle geçmişe baktığımızda 1929 büyük bunalımını, ardından 1970’lerde Bretton Woods sisteminin çöküşünü, sonra 1980’lerde ABD’deki Savings and Loans şirketlerinin batışını, 1987’de borsanın çöküşünü, 1997’de Uzakdoğu krizinin küreselleşmesini hatırlayıveriyoruz. Bu son kriz de kapitalizmin küreselleşmesinden sonra geldi. Bunlara bakınca kapitalizmin sistem gereği kriz yarattığını düşünmemek mümkün değil.
Kapitalizmin ya da şimdiki adıyla piyasa ekonomisinin temelinde Adam Smith’in ünlü sözü yatıyor: Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler. Bunun dayanağı ise, insanın çıkarı peşinde koşacağı ve çıkarını maksimize etmeye çalışacağı yaklaşımı. Sistemin mantığı gereği insanlar kendi çıkarlarını maksimize etmeye çalışınca toplumun çıkarı da maksimize edilmiş olur.
Çıkarı maksimize etmeye yönelik adımlar iyi denetlenmediği ve kurallara bağlanmadığı takdirde hileli ve kural dışı yollara kolayca sapabilmeye yol açıyor. Bugüne kadar çıkan mali krizlerin tamamında bu tür kural dışılıklar ya da denetim eksiklikleri söz konusu. Yakından izlediğimiz son üç krize baktığımızda bunu açıkça görebiliyoruz. 1997 yılında uzak doğuda başlayan ve küreselleşen mali kriz, bankaların kredi verirken yeterli titizliği göstermediğini, gerekli incelemeyi yapmadığını ortaya koydu. 2001 yılında Türkiye’nin yaşadığı kriz de aynı şeyi ortaya koydu. Şu anda içinde yaşadığımız kriz de aynı noktada ilerliyor. Önceki krizlerde de aşağı yukarı aynı şeyler söz konusu. Kapitalizmde çıkar kovalamak, kural koymaktan da denetimden de hızlı davranıyor. Sistem bunu özendiriyor çünkü sistemin özü bu felsefeye dayalı. Böyle olunca da sistem kendi içinde kriz yaratan bir mekanizma barındırıyor demektir. O halde kapitalizm bu şekilde uygulandığı sürece kriz yaratmaya devam edecek.
Bunu ilk kez Karl Marx öngördü. Ve kapitalizmin krizlerden kurtulamayacağını, sonunda çökeceğini öne sürdü. Karl Marx, kapitalizmin içerdiği çelişkilerin bu sistemin yıkılmasına yol açacağını savunuyordu. 1929 büyük dünya bunalımı çıktığında Marx’ın eleştirilerinin haklılığı gündeme geldi. Kapitalizm bu büyük bunalımdan bir başka büyük iktisatçı, John Maynard Keynes’in önerileriyle çıktı. Keynes, ortaya koyduğu ekonomi teorisini aslında çok basit bir gerçekten hareket ederek geliştirmişti: Piyasa kendiliğinden dengeye gelemez, devletin mutlaka karışımı gerekir. Buna göre geliştirdiği ekonomi politikası kapitalizmi krizden kurtardı. Zaman içinde piyasanın üstünlüğü yine ön plana çıktı ve devlet ekonomiden çekildi. Küreselleşmeyle birlikte piyasa mekanizması doruk noktasına çıkmışken sistem bir kez daha krize girdi. Yukarıda değindiğim gibi kapitalizm, temelini oluşturan çıkara dayalı mekanizma nedeniyle kriz yaratmaya devam ediyordu. Kapitalizmin içine girdiği son kriz Marx’ın haklı olup olmadığı tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Anglikan kiliseler topluluğunun lideri konumundaki Canterbury Başpiskoposu yaşanan gelişmeler sonucunda Marx’a hak verdiğini açıkladı. Bu, Canterbury Başpiskoposu’nun
peş peşe yaptığı ikinci şaşırtıcı açıklamaydı.
Önce biyolojik evrim kuramının kurucusu olan Charles Darwin’den özür diledi, sonra da sosyal evrim kuramının kurucusu olan Karl Marx’ın kapitalizmle ilgili eleştiri ve öngörülerinde haklı olduğunu söyledi.
Anglikan Kilisesi’nin bile eleştirisini çekmiş olmasına karşın kapitalizm çöpe atılacak bir sistem değil. Yapılması gereken şey kural dışı olarak gelişen ürünleri, mekanizmaları, doğru olarak, zamanında belirleyip kurallara bağlamak ve bu şekilde riski minimize etmektir. Bütün sorun kapitalizmin kişisel çıkarın maksimizasyonuna dayalı yaklaşımının, bir süre de olsa, yüksek büyüme ve refah olarak siyasetçiye oy getirmesinden kaynaklanıyor. Oy maksimizasyonu peşinde koşan siyasetçi gereken önlemleri zamanında alamıyor.
0 yorum yazılmıştır