Kriz, gelişmiş ülkelerde her şeyi altüst ediyor. Para ve maliye politikalarında palamarlar tamamen çözülmüş durumda. Piyasa ekonomisine; özellikle finans sistemine olan inançlar da şiddetle sorgulanıyor. Yeni arayışlar gündemde... Ama bize bakıyorum, hükümet kriz yokmuş gibi davranmaya devam ediyor. Bu geçmişte kalma durumu en çarpıcı biçimde kendini maliye politikasında gösteriyor.
Hükümet "bozuk plak" gibi hep aynı şeyi söyleyip duruyor: "Orta Vadeli Program (OVP) devam ettirilecek, mali disiplinden taviz verilmeyecek". Gerçi plağı bozulan sadece hükümet değil. İş ve medyadan kimi ekonomi yorumcuları da "Aman ha mali disiplini bozmayın" deyip duruyor. Oysa bu program aylar önce henüz kriz patlamamışken yapıldı. Makro ekonomik varsayımları nispeten iyimser bir çerçeveye dayanıyordu; özellikle ekonomik büyüme açısından. Kriz bu çerçeveyi paramparça etti.
Maliye politikasının en kritik parametresi büyümedir. OVP'de büyüme 2009'da yüzde 5 olarak öngörülmüştü. Şu sıralar 2009 bütçesi hazırlanıyor ve hükümet OVP'de ifade edilen mali disipline sadık kalacağını söylüyor. Bu, OVP'de 2009 için öngörülen yüzde 1,4 oranındaki bütçe açığına sadık kalacağız anlamına mı geliyor? Aksi açıkça söylenmedikçe ben öyle anlıyorum. Öyleyse durum absürd, aynı zamanda da vahim demektir.
Yüzde 1,4'lük bütçe açığı oldukça sıkı bir maliye politikasına tekabül eder. Yüzde 5 büyüme Türkiye ekonomisinin yüzde 5,5-6 aralığında tahmin edilen büyüme potansiyeline çok yakındır. Enflasyonla mücadelenin öncelik taşıdığı ekonomik konjonktürde bu büyümeye bu bütçe açığı iyidir. Ama şimdi ekonomik görünüm tamamen değişmiştir. 2009 yılında büyümenin yüzde 5 olmayacağı aşikardır. Kaç olabilir? Burası tartışmalı. IMF yüzde 3,5 civarında tahmin ediyor. İhracatta AB pazarındaki daralma nedeniyle kur düzeltmesinin önceki benzer düzeltmelerde olduğu gibi ihracatı yeterince desteklemeyeceği endişesini taşıyorum. AB pazarından petrol zengini komşu pazarlara geçiş de kolay değil. Kaldı ki, Rusya ekonomisi de kötü durumda.
2009 yılında büyüme yüzde 2 civarına düşebilir. Eğer yatırımlar güven bunalımı nedeniyle aşırı düşerse ılımlı bir küçülme de ortaya çıkabilir. Büyüme daha düşük olacağına göre vergi gelirleri de düşecektir. Bu durumda hükümet bütçe açığını yüzde 1,4 düzeyinde tutmaya devam etmeli midir? Devam edecekse kamu harcamalarını da kısması gerekir. Bu, büyümeyi daha da düşürür ve resesyon riskini artırır.
Ayrıca bunu neden yapsın? Sıkı maliye politikası enflasyonla mücadelenin gereğiydi. Talep baskısının esas enflasyon kaynağı olduğu bir konjonktürde maliye politikasını sıkı tutmak gerekir. Krizle birlikte enflasyon dinamiği de değişime uğradı. Petrol ve emtia fiyatları TCMB'nin iyimser senaryosundaki düzeyin de altında. Buna karşılık gelecek aylarda talep baskısından söz etmek karamizah olur. Kuşkusuz enflasyon tehdidi küçümsenmemeli. Türk Lirası'nın değer kaybı maliyet enflasyonunu tahrik ediyor. Ama bunun panzehiri sıkı maliye politikası değil. Hükümetin yapması gereken, IMF'nin de son raporunda vurguladığı gibi otomatik dengelemeye izin vermek gerekiyor. Diğer ifadeyle kamu harcamalarının nominal düzeyini sabit tutup, düşen gelirlere paralel olarak bütçe açığının artmasına izin vermek gerekiyor. Tabii bir de bıkıp usanmadan vurguladığım gibi, kamu harcamalarını verimsiz harcamalardan üretken harcamalara olabildiğince kaydırmak gerekiyor.
Otomatik dengelemeye izin verirken ipin ucunu da kaçırmamak gerekiyor. Eğer artan bütçe açığı faiz dışı fazlayı kamu borç oranını yükseltecek kadar düşerse, bu aşırılığın faizler ve enflasyon üzerinde olumsuz etki yapacağı unutulmamalı. Ama öte yandan, ekonomi medyası da krizin gerektirdiği maliye politikasını popülizmle karıştırıp kafaları karıştırmamalı.


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır