|
Sisteme ülkenin kendi parasıyla likidite sağlama görevi Merkez Bankası'na verilmiştir. Bunu ya para basarak, ya da döviz alarak yapar. Ekonomiye sağlanan likiditenin net tutarı Merkez Bankası'nın "parasal taban" ını oluşturur.
Bizim Merkez Bankamız'ın 17 Şubat 2006 tarihi itibarıyla parasal tabanı 29.5 milyar YTL'dir. Detayına baktığınızda, Merkez Bankası piyasaya 44.9 milyar YTL likidite sağlamış ancak bunun 15.4 milyar YTLsini açık piyasa işlemleri (AH) yaparak bankalardan geri almış ve sistemde 29,5 milyar YTL bırakmıştır.
Likidite fazlası dorukta Bunun anlamı, piyasalarda halen 15,4 milyar YTL tutarında fazla likidite olduğudur. Grafikten de izleneceği gibi, son 4 yılın en yüksek likiditesinin sağlandığı dönemdeyiz.
Merkez Bankası, 2001 krizi öncesi piyasaya likidite sağlayan konumdaydı. Sistemin her sabah en ince ayrıntısına kadar hesaplanan likidite gereksinimi, o gün APİ ile verilirdi. Kriz sonrası ise durum değişti. Bankacılık sistemini kurtarma operasyonu çerçevesinde ve Merkez Bankası Yasası'nın verdiği yetkiyle çıkarılan likiditenin dörtte bire yakın kısmı sistemde "fazla" olarak kaldı. Merkez Bankası, doğal olarak, her gece fazla likiditeyi çekmeye başladı.
Para politikasının etkinligi açısından merkez bankaları, piyasanın gereksinimi olan günlük veya bir-iki haftalık likiditeyi sağlayabildikleri taktirde güçlüdürler. Sistemi amaçlan doğrultusunda kontrolleri altında tutabilirler. Para miktarı ile enflasyon ve büyüme ilişkilerini kurarlar.
Buna karşı, ister döviz alarak, isterse para basarak sisteme gereksiniminin üzerinde para vermek risklidir. Fazla parayı geri çekmek, teknik terimiyle "sterlize etmek" gerekir. Merkez bankalarının bunu yapacak araç ve güçleri vardır.
Sakıncası Ancak, sterlizasyonun bir önemli sakıncası, likiditenin kontrolünün piyasaya bırakılmasıdır. Finans kuruluşları ellerinde bulunan bu hazır parayı, Merkez Bankası'na geri verip vermemekte serbesttirler. Getirişi yüksek yer bulurlarsa, parayı kredi olarak oraya yönlendirirler
Verilen bu krediler, ekonomiyi canlandırır. Büyüme hızı artar. Nitekim, Türkiye'nin son 4 yılda elde ettiği yüksek büyüme oranlarının altında yatan en önemli faktörlerden birisi de fazla likiditeden kaynaklanan kredi artışlarıdır.
Ancak burada bir önemli noktayı gözden kaçırmamamız gerekir. Enflasyonun düşme sürecine girdiği dönemlerde, kaçınılmaz bir şekilde artan para talebinin karşılanması şarttır. Bu para talebini karşılamak merkez bankalarının görevidir. Bu geçiş döneminde basılan para enflasyona neden olmaz.
Bizde de aynen bu gözlenmiştir. 2002-2005 yılları arasında enflasyon hızındaki düşüş para talebini arttırmış ve fazla likiditenin önemli bir kısmının bu talebi karşılaması nedeniyle enflasyonist sorun yaratmamıştır.
Ancak, bundan sonra iş giderek zorlaşmaktadır. Para talebi arük istikrar kazanmıştır. Dolayısıyla, finans sisteminin elinde bulunan fazla likidite iç talebi ve giderek enflasyonist eğilimleri arttıracak bir niteliğe bürünmüştür. Bu gelişmelerin cari işlemler açığını olumsuz bir şekilde etkilemesi de işin başka yönüdür.
Dalgalı kur sabit kura mı dönüştü? YTL, son iki yıldır diğer paralara karşı düzeyini istikrarlı biçimde koruyor. Özellikle 2005 yılında Do-lar/YTL ilişkisinde dalgalanma iyice azaldı, 1.30'larda istikrar sağlandı.
Değerli dost ve bu konuların uzmanı Zekeriya Yıldırım, haklı olarak soruyor. "Bizim dalgalı döviz kuru artık dalgalanmaz oldu. Acaba sabit kur rejimine mi geçtik?"
Bu nedenle, döviz kurunun dalgalanmasından korkan sıcak para da artık korkmaz oldu. Sabit kur rejimlerinde olduğu gibi elini kolunu sallayarak girip çıkıyor.

|
0 yorum yazılmıştır