|
Merkez bankalarının ellerinde tuttukları rezervlerin bir maliyeti olduğu kuşkusuz. Bu maliyet iki yönde oluşuyor. Birincisi, aldıkları dövizleri değerlendirirken daha düşük getiri elde ediyorlar, ikincisi ise döviz alımı nedeniyle piyasaya çıkan likiditeyi çekmek için yüksek faiz ödüyorlar.
Geçmişte bu maliyet azdı. Küreselleşme derinleştikçe ve bunun yansıması olan finansal krizler sıklaştıkca bize benzer ülkelerin rezerv biriktirme eğilimleri arttı. Özellikle, 1997 Asya ve 1998 Rusya krizleri rezervlerin önemini daha fazla öne çıkardı.
Nedenler Gelişen piyasalara sahip ülkeler;
1. Kendilerini dış şoklardan korumak,
2. Kısa vadeli dış fon akışlarının (sıcak paranın) olumsuz ve ani etkilerini yumuşatmak,
3. Piyasalara güven vererek risk primlerini düşürmek,
amaçlarına yönelik olarak rezerv tutuyorlar. Haklılar da. Çin 800, Meksika 70, Brezilya 57 milyar dolar tutarındaki resmi rezervleri ile kendilerini bu faktörlerin olumsuz etkilerinden korumak istiyorlar.
Sanayileşmiş ülkelerin bu tür kaygıları ve rezerv biriktirme eğilimleri yok. Onlar kredibilitelerine güveniyorlar. Kendilerini krizlerin dışında tutuyorlar. Kısa vadeli fon akımlarını buna dayanarak iyi idare ediyorlar. Sonuçta, rezervleri yıllardır milli gelirlerinin yüzde 2 ile 4 oranında sürüp gidiyor. Oysa gelişen ülkeler bu oranı yüzde 30'a yükseltmiş durumdalar. Küreselleşmenin bedelini ödüyorlar.
Harvard Üniversitesi profesörlerinden Dani Rodrik, bu yükseklikteki rezervlerin gelişen ülkelere sosyal maliyetinin, milli gelirlerinin yüzde birine eşit olduğunu hesaplıyor. Bunun bir sigorta primi olduğuna işaret ediyor.
Burada bir parantez açalım ve maliyet hesabına girdiğimizde bütçenin faiz dışı fazlasını da dikkate almamız gerektiğinin altını çizelim. Borçlan azaltmak amacına yönelen bu politika önleminin maliyeti de azımsanacak gibi değil. Yüksek faiz dışı fazla nedeniyle yapılamayan yatırımlar, eğitime, sağlığa ve yargıya ayrılamayan fonların alternatif maliyetinin, rezerv biriktirmenin maliyetinden daha yüksek olduğunu unutmayalım.
Ne yapılabilir? Borçlu bir ülkeyseniz, küreselleşmenin derinliğinde yaşıyorsanız ve krizin kenarında bir ülkeyseniz yapacağının bir şey yok. Kendinizi sigorta edeceksiniz ve "sigorta primini" ödeyeceksiniz.
Bunun dışında iki çözüm yolu var.
Birincisi, Prof. Dani Rodrik'in de önerdiği "ödemeler dengesinin sermaye hesabını yönetme tekniklerini" öğrenmek ve uygulamak, ikincisi Avrupa Birliği gibi güçlü parasal birliklerin üyesi olmak.
Bu iki olasılık dışında rezerv biriktirmekten başka çareniz yok. Günümüzdeki uluslararası para ve finans sisteminde, düşük rezerviniz varsa, riskiniz artar. Daha fazla maliyet ödersiniz.
Türkiye için milli gelirin yüzde 30'u civarında rezerv bulundurmak gerektiği kanısındayım. Bunun tutarı da 100 milyar dolar.
http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=yazardetay&sid=&Newsid=71618&Categoryid=4&wid=126

|
0 yorum yazılmıştır