3)Asıl tehlike dısarıda

Finans sektörü Türk ekonomisinde kriz olasılığına pek ihtimal vermiyor. Uygulanmakta olan kur, para ve maliye politikaları Türk ekonomisinin krizlere karşı en büyük silahı olarak görülüyor. Banka ekonomistleri ve borsacılar, ekonomide bugünkü şartlarda herhangi bir kriz olasılığı görmüyor ama finans çevrelerine göre, ‘Tamamen her şey toz pembe de değil.’ İç ve dış riskler hâlâ devam ediyor. Yurtiçinde seçim olasılığı, yapısal reformların gecikmesi nedeniyle IMF ile ilişkilerin gerilmesi ve büyümenin yavaşlaması en büyük riskler arasında.

DÖVİZ DEĞERLENEBİLİR

Cari açık da gözardı edilmiyor ama kısa vadeli ve doğrudan yabancı sermaye girişleri devam ettiği sürece endişeye gerek yok. FED, Avrupa Merkez Bankası ve Japon Merkez Bankası tarafından global likitideyi etkileyecek faiz kararları, ABD’nin İran’a olası bir askeri operasyonu da dış riskler arasında sıralanıyor. Ancak bütün bu risklere rağmen finans çevreleri, 1994 ve 2001 yıllarında yaşandığı gibi makro bir kriz yaşanmayacağı konusunda hemfikir. Uzun süredir yerinde sayan döviz kurlarında yüzde 5 ila yüzde 10 arasında bir değerlenme olsa bile yapısal reformlar devam ettiği sürece bütün bu gelişmelerin finansal piyasaları ve Türk ekonomisini etkilemesi imkansız olarak görülüyor.

YABANCI İLGİSİ

Finans çevreleri hatta kriz kelimesinden bile hoşlanmıyor. İç ve dış siyasal riskler nedeniyle piyasalarda çalkalanmalar olsa bile bunun genel olarak Türk ekonomisine yansıması beklenmiyor.

Akademisyenlere göre daha iyimser pencereden bakan banka ekonomistelerinin dayanak noktası, dalgalı kur sisteminin yanı sıra, 2005’te rekor kıran özelleştirme gelirleri ve yabancı ilgisinin devam etmesi. Yarın da yazı dizimizde siyasetçilerin görüşlerine yer vereceğiz.

GLOBAL PİYASALAR RİSKLİ

Altuğ Karamenderes/Ata Yatırım

Türkİye kaynaklı bir kriz beklentim yok. Ancak dışarıdan gelebilecek riskler var. Bunlardan birincisi İran’ın komşusu olmamız itibarıyla Amerika’nın politikasına dair bir belirsizlik durumu söz konusu. Enerji fiyatları ile ilgili sorun yaşamamız olası. Hala çözülemeyen Kıbrıs konusu var. Dışsal risklerden biri de global likiditede yaşanabilecek olası hızlı daralmalar. Son dönemde gündemde olan kuş gribinin dünyada yayılması Türkiye’nin dünya risk haritasında ön plana çıkmasına neden olabilir. Fakat bunlar dışsal riskler. İçeride ise 2005’te yapılan özelleştirmeler sayesinde 2006 sigortalandı. Bu dışsal riskler gerçekleşse dahi Türkiye’nin bu risklerden etkilenme derecesi eskiye nazaran çok daha az olacaktır.

SOK KRİZLERE DAYANIKLIYIZ

Berrin Önder/Ak Yatırım

Krİz beklentim yok. Çünkü uluslararası piyasalar büyüyor. Türkiye’ye yoğun bir ilgi var. Uluslararası piyasalarda likidite bolluğunun devam edeceğini ve finansal piyasalara kayışın süreceğini düşünüyorum. Bu trend devam ettiği sürece Türkiye’de bir problem yaşanacağını zannetmiyorum. Ancak uluslararası anlamda çok ciddi boyutlarda yaşanabilecek gerginlik Türkiye’yi ve dolayısıyla finansal piyasaları olumsuz etkileyecek. Ama finanal piyasaların eskiye oranla şok krizlere karşı daha dayanıklı olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de öncelikli olarak istikrarın devam etmesi şart. Bunun için AB süreci ile ilgili adımların atılması, özelleştirmelerin devamı, hukuk sisteminin ve sosyal güvenlik sisteminin düzeltilmesi gerekli.

MALİYE POLİTİKASI SAĞLAM

Tuğrul Belli/Turkish Bank

Ekonomİde kriz olacağını düşünmüyorum. Benim daha çok dikkatimi çeken husus; petrol fiyatlarındaki, enerji fiyatlarındaki gelişmeler. Enerji fiyatlarındaki gelişmelerin bugünkü düzeylerin çok üstüne çıkması durumunda döviz dengemizde problem çıkabilir. Kurun kendi kendini ayarlaması söz konusu olabilir. FED’in de faizleri yüzde 4.75’te durduracağı piyasa tarafından kabul edilmiş bir nokta. Onun için orada kendi iç unsurları içerisinde yine fazla bir risk görmüyorum. Yabancı ilgisi sürüyor. Son 3 yıldır hükümet maliye alanında çok ciddi politikalar uyguluyor. Maliyesini sağlam tutan bir ekonomi normal şartlarda krize girmez. Kur rejimi ve uygulanan maliye ve para politikaları en büyük güvence

KRİZ OLASILIĞI GÖRMÜYORUM

Haluk Bürümcekçi/Fortis

Ekonomİde bugünkü şartlarda herhangi bir kriz olasılığı görmüyorum. Bence Türkiye için kriz şudur: ‘Büyüme oranının düşük kalması, durgunluk olması.’ Yüzde 4.5’in altındaki bir büyüme olmasını sıkıntı olarak görürüm. Onu da öngörmüyorum. Kurlar uzun süredir yerinde sayıyor. Yüzde 5-10 aralığında döviz kurlarında bir değerlenme olabilir ama bunların önemi yok. Genel trendleri değiştirmez. Dolayısıyla kısa vadede büyümede bir sorun görmediğim için iyimser taraftayım. TL’deki değerlenme nedeniyle ihracatçılar yakınıyor ama onun çözümü kurları artırmak değil. Öncelikli olarak sanayinin yapısal dönüşümden geçmesi lazım. Sanayisinin yapısı değişmeli, ithalata bağımlılığın değişmesi gerekiyor.

POLİTİK RİSKLER VAR

Ömer Gencal / Abank

Türkİye’nİn en büyük sorunu enflasyon konusuydu. Bu yıl itibarıyla adım atılmış durumda. Para ve maliye politikalarının hedefler doğrultusunda uygulanması halinde makro ekonomik anlamda ciddi bir problem beklemiyorum. Cari açık bir risk, ancak dalgalı kur rejimlerinde toplumun tamamını etkileyecek tarzda ciddi bir risk unsuru olduğunu düşünmüyorum. Cari açığı oluşturan unsur, yatırımlarla yurtiçindeki tasarrufların açığı arasındaki fark olduğuna göre, bu farkın finansmanı hali hazırda yurtdışından sağlanıyor.

KISA DÖNEMDE KRİZ YOK

Bu finansman, eğer çok kısa vadeli sermaye hareketleriyle karşılanıyorsa ciddi bir risk olmaya devam edecek. Ama gördüğümüz kadarıyla doğrudan sermaye yatırımlarının geldiği ve özelleştirmelerin başarıyla devam ettiği bir ortam var ve kısa dönemde bir kriz çıkması olasılığı yok. Hatta kriz olasılığı düşük. Kur rejimi ve uygulanmakta olan para ve ekonomik politikalar bunun en büyük güvencesi. Politik anlamda ise riskler devam ediyor. Türkiye konum itibariyle oldukça riskli bir bölgede. AB ile entegrasyon süreci içinde politik anlamdaki risklerin önümüzdeki dönemde minimizasyonu konusunda çok ciddi adımlar atılıyor.

FİNANS KRİZİ BEKLENMİYOR

Özgür Altuğ / Raymond James

makro ekonomik dengeler açısından bakıldığında Türkiye’de bu yıl herhangi bir finansal kriz olmasını beklemiyoruz. Fakat son üç yılda devam eden olumlu trendin kesintiye uğraması bazı risklere rağmen çok da olası gözükmüyor. FED, Avrupa Merkez Bankası ve Japon Merkez Bankası tarafından global likiditeyi etkileyebilecek bazı faiz karararları risk unsurları arasında. AB ile ilişkilerde Kıbrıs konusu nedeniyle yaşanabilecek bazı sorunlar, ABD’nin İran’la olası bir askeri operasyonu, IMF ile ilişkilerde sosyal güvenlik yasalarıyla ilgili çıkabilecek problemler ve kuş gribi diğer risk taşıyan unsurlar. Bu risklere karşın Türkiye’nin AB ve IMF çıpasından çok da fazla ödün vermeyeceğini ve dolayısıyla son üç yılda cari işlemler dengesi hariç, makro ekonomik dengelerdeki iyileşmenin sürmesini bekliyoruz.

CARİ AÇIK DEVAM EDECEK

Cari işlemler açığıyla ilgili olarak da Türkiye’deki üretim yapısının bozuk olması, YTL’nin değerli konumu ve artan petrol fiyatları nedeniyle büyüme tarafında küçük çaplı bir yavaşlama olsa dahi cari açığın artmaya devam edeceğini öngörüyoruz. Fakat bu artışın Türkiye’ye olan yüklü sermaye girişleriyle finanse edilmesini bekliyoruz.

MAKRO GÖSTERGELER GÜCLÜ

Ozan Gökler / Koç Yatırım

Krİz beklentimiz yok. Olağanüstü politik belirsizlikler, AB ve IMF ile ilişkilerde sorun yaşanmadığı sürece kriz beklemek anlamlı değil. Makro göstergelerdeki güçlenen yapının krizleri önlediğini düşünüyoruz. Cari açığın büyük kısmı enerji ve özellikle petrol fiyatlarındaki artıştan kaynaklanıyor. Ayrıca ekonomideki büyüme de ithal girdilere olan talebi artırıyor. Bu doğrultuda güçlenen YTL’nin cari açık üzerinde doğrudan etkisi olduğunu düşünmüyoruz. 2006’da erken seçim beklentimiz yok. 2007 yılı hem cumhurbaşkanlığı hem de genel seçim yılı olacak. Özellikle cumhurbaşkanlığı seçimi öncesindeki olası tartışmalar siyasi ve ekonomik görünümü etkileyebilir.

GÖSTERGELERDE BOZULMA OLMAZ

Bu yılın ilk aylarında Merkez Bankası’nın yeni başkanı belirlenecek. Bu süreç piyasalar açısından önem taşıyor. IMF ve AB ile ilişkilerin rayında gitmesi ve ilgili reformların yerine getirilmesi çok önemli. Dolayısıyla 2006 yılı genelinde belli dönemlerde piyasalardaki kâr satışı beklense dahi önceki iki yılda olduğu gibi ekonomik parametrelerde çok büyük bozulma beklemiyoruz. Ancak en önemli sorun olan işsizliğin de de nüfus yapısı itibarıyla çözümlenebileceğini düşünmüyoruz.

YURTDISINA DİKKAT!

Serkan Çevik/Denizbank AG

TÜRKİYE stratejik hatalar yapmazsa sanırım bundan sonra kolay kolay kriz olmaz. En azından böyle olmasını dilemek hepimizin daha yararına. Kriz bizde değil fakat yurtdışında bir yerlerde olabilir ve tabii ki gelişmekte olan ülkelere yansıması da çok uzun sürmez.

Avrupa, Amerika ve Uzakdoğu’daki hareketleri dikkatli takip etmek gerekiyor. Türkiye’nin politik risklerine bakacak olursak; önümüzde erken veya zamanında bir seçim riskimiz var. Avrupa Birliği ile devam eden görüşmelerimizde her zaman tahmin edilemeyecek olaylarla karşılaşabiliriz. Irak’ta iç savaşın artarak devam etmesi veya bölünmenin ön plana geçmesi Türkiye’yi etkileyecek hale gelmesi olasılığı. Tüm bunlardan ayı olarak, İran olayının kontrolden çıkması göz önünde tutulması gereken tehlikeli noktalarımızı oluşturuyor.

YABANCI GİRİSİ ÖNEMLİ

Saruhan Doğan/Finansbank

TÜRKİYE’DE cari açık dışında risk görmüyorum. Cari açık riskinin de ekonomiye olan güvenin değişmesi ve kurların değişmesiyle hızla kapanabileceğini tahmin ediyorum. Ancak bu Türkiye’de risk yok anlamına gelmiyor.

Şu anda Türkiye piyasalarındaki değişkenlikleri belirleyen ne Türkiye’deki merkezi otoriteler ne de piyasalardaki büyük oyuncular. Burada tamamen yurtdışından gelen sermaye akımları belirleyici durumda. Bu akım global bir kötümserlik dalgasıyla kesilmemesi halinde Türkiye’de olumsuz bir gidiş beklemiyorum.

Ancak böyle bir kötümserlik dalgasının esmesi de her an mümkün. Bunun çok çeşitli kaynakları olabilir; kuş gribinden İran ve doğalgaz kesintisine, petrol fiyatlarındaki artıştan nükleer gerginlik ve ABD faizine kadar bir dizi etken kötümserliği tetikleyebilir.

İSTİKRAR GEREKİYOR

Saruhan Özel/Denizbank

TÜRKİYE’nin istikrarlı büyüme trendine girmeye ihtiyacı var. Hem özel sektör ve tüketiciler bazında ciddi bir borçlanma ile yatırımlar yapılmış olması hem de bu yatırımların katma değer yaratması önemli. Eğer Türkiye katma değeri yaratıp istikrarlı büyüme trendine girerse önümüzdeki dönemi atlatır. Şu an en büyük sorun bu.

Bunu da imalat sektörü üzerinden yapmak zorundayız. Servis sektörünün tek başına ekonominin yükünü kaldırması kolay olmaz. Çünkü servis sektörü döviz kazandırmayabilir ve global sorunlara ve mevsimselliklere daha gebe bir sektör. Bu nedenle Türkiye’nin büyüme trendini imalat sanayi üzerinde yapması şart.

Büyümenin imalat sanayi sektörü üzerinden yapılması enflasyondaki kazanımları kalıcı hale getirecek. Bunu da 2006’da göreceğiz.

Ayfer ARSLAN / Hilal IŞIK ARI


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır